12 Ağustos 2017 Cumartesi

Ayın İkiye Yarılışı


            Ayın İkiye Yarılışı

 

                Ayın ikiye yarılması büyük kıyametin kopmasının yakın olduğuna işarettir. Kalbin, bir yüzü ruha, Fuat, bir yüzü nefse, Sadır, olmak üzere, iki kapısı veya yüzü vardır. Ruh tarafına bakan yüzü nurlu, parlak ve aydınlıktır. Kalbin nefse bakan yüzü karanlık, maddeyle giz’lenmiştir. Kalp, nurunu, akıl aracıyla, ruhtan alıp nefis âlemine yansıtır. Nefsanî karanlığa nurun doluşuyla karanlığın derinliği aydınlanır. Yani maddenin zerrelerinin ilimden başka bir şey olmadığı anlaşılır. Karanlığın ani idrakle yarılmasından doğan güneş, Doğudan doğan güneş gibi karanlığı yavaşça aydınlatmaz.  Nefse, Batıdan doğan, maddeye gurup etmiş olan ruh veya Hakikat Güneşidir, aniden parlar. Perdeler, giz’lilik, örtünme, tesettür kendiliğinden kalkmaz. Her şeyin bir tutuşma ve parlama derecesi vardır. Perdeler, Ruh Güneşi tarafından, kalbi infilak ettirircesine kaldırılır. Kalbin perdelerinin ani kalkışı, kalbin patlayarak nur ile dolup parlamasıdır. “Vahdette zatın şuhudu, idrakle görülüşü, emaneten verilmiş müşahede makamıdır. Bu durum ise vahdette fenanın yakınlığına işaret eder. Hz. Muhammet, devr-i kamerde, zuhur eyler. Hz. Muhammet'in zuhuru kalbin infilakı demektir. Resulün zuhuru kişinin bireysel ve evrensel her türlü var oluşa ilişkin zanlarının, ilmin ve ilmin hakikatinin idrakiyle, aniden yok oluşudur. Bu zuhur, kişinin büyük kıyameti, fena buluşudur.” (54.1)

            Madde âleminin yapısı ilme dayanır. Kuarklar, yani zerreler, belirli, ölçülüp bilinen miktarda itim ve çekim kuvveti olan elektromanyetik kuvvetlerden oluşur. Üç kuark bir protonu, proton da nötron ile çekirdeği ve elektronun eklenmesi ile de üçü atomu oluşturur. Her zerre bilgi ve özelliğinin, infosunun deposudur, başka bir şey içermez. Nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde zerreler gölgeleşip, pıhtılaşıp, katılaşıp kütle kazanır, maddeleşir. Tüm madde denizi atomlardan oluşur. Kuarkın ortaya çıkışı büyük enerji patlamasıyla olabilir. Protonlar, ışık hızına yakın bir hıza ulaşacak kadar hızlandırıldıktan sonra, saniyede milyonlarca defa çarpıştırılarak, parçalanır ve kuarklar, zerreler açığa çıkar. Sonuçta madde anti madde ayna evreni oluşur. Kuvvetlerle dolu olan zerrelerin yarıçapı sıfırdır, içleri boşluktur. Bazı zerreler protondan 4 kat, elektrondan 200 kat ağır, biri diğerinden 100 bin kat büyük olabilir. Higgs Bozonu, kuvvet taşıyıcı boşluktur, kuvvetlerle doludur, aynaların olduğu şekil oluşturur. Enerji, bilinmeyen bir şekilde, gölgeleşir, pıhtılaşır katılaşır, maddeyi oluşturur. Aslen enerji olan ve madde denilen atom, patlayarak tekrar enerjiye dönüşür.

            Diğer taraftan ayetlere göre, ilim Hakk'ın gölgesidir, gölgenin uzatılmasıyla mevcudat oluşur. Gölgelerin yokluğunun idraki, nefsaniyetin dayanağı olan maddenin ilmine ve ilmin hakikatine ulaşır. Aslında maddenin olmadığı ve elektronların nazarla, gözlem altında parçacık özelliği gösterdiği çarpıcı bilimsel gerçeklerdir. Gerçeklerin aniden idrak edilmesiyle insanın fena buluşu ve büyük kıyametinin kopuşu anlam kazanır. “Tümüyle onların rızıklaştırıldığı şeylerden infak ederler. Her şey o şeye özgü bir nazar olduğu için vardır. Herkes kendisine özgü bir nazar olduğu için vardır, bunun idrakinde olanlar bu sırrın başkası için olmadığını bilirler.” (42.38) İnsan önce kendi gayretiyle bilgi edinir. Bilgiler, akıl yoluyla, tedricen nefse ve kalbe dolar. Birikimler, doğal olay ve eylemlerden ilme doğru yükselerek ilerler. Külli ilim gökte aranırken yerde, arzda, bedendeki kalpte, ani idrakle, bulunabilir.

            “Mevtin gereği yerine gelir, mevte boyun eğilir. Zelil, aciz, uyuşuk, bitkin ve yoksul, mahrumiyetten gözleri huşu içinde olduğu halde, güya dağılmış ve yayılmış çekirgeler gibi beden kabirlerinden çıkarlar. Bedenlerden ayrılan nüfusun çokluğu ve maddeye şehveti, hırsı nedeniyle insanlar, çekirgeye nispet edilmiştir.” (54.6,7) "Akıl göğünün, kesretin ilmini içeren, külli ilim kuyularının, kuvvetle, süfli âleme dökülen ilim suyu kapaklarını açtık. Nuh’un nefsi külliyen ilim olmuşçasına, nefis arzında, kesret âlemindeki mevcudata ilişkin tüm cüzî ilim kaynaklarını kaynattık. Takdir edilen helaklerine kadar, akılları göğünden yağan ve arz nefislerinden kaynayan iki ilim de uyumlu bir şekilde birleşti. Biz Nuh’u külli ilmi içeren şeriat gemisine yükledik. Gemi, cahilleri boğan cehalet dalgalarında yüzer. O, şeriat ile amel ve istikametle necat buldu. Kavmi ise cahil ve cehalette kalıp, inkâr ve isyan etmeleri sebebiyle, heyula, madde denizinin cehalet dalgalarında gark ve helak oldu. O şeriat ve davetin asarını, eserlerini ibret alanlara âyâtı beyyine, apaçık ayetler, olarak bugüne bıraktık.” (54.11-16)

            Seslenildiğinde duyuldu mu diye, elle iş yapıldığında oldu mu diye, bir şeyin tadına bakıldığında nasıl olduğuna, ayak basılan yere uygun mu diye, beş duyu ile şöyle bir göz atıp bakılır. Aynı anlamda, ayette ‘göz atma’ deyimi kullanılmaktadır. “Her şeyin, belirli bir zamanda, belirli bir süre için, belirli bir şekilde, oluşması için emrimiz olur. Emrimiz, göz atıp bakmamız, basar gibi kelime-i vahidedir, şeriatta o emre “kûn” denir. Bu basar, nazar ediş, o mevcudu da içerecek şekilde, tüm varlık içindir. Vücut icat edilir ve bunun üzerine defaten o zamanda o vecih üzere ‘şey’in vücudu vacip olur. Bütün işlenenler nüfus levhalarında sabittir.” (54.50, 51) Her an bir şe’nde olacak şekilde, hatta zamansızlıkta, halk-ı cedid, tüm Vücut yeniden oluşur, bu oluşum her mevcudu kapsar. Halden hale geçiş söz konusu olduğunda tüm kesret yenilenerek yeni bir vahdette birleşir.

            “Fenadan sonra beka halinde esma hazretinde ve zat ile sıfat arasında fark makamında ve sıfat ile vücut memleketinde, her var olan ‘mevcut’, hikmete uygun ve yardıma muhtaç olacak şekilde, yönetilir. Ahsen-i veçhe ve edhemi nizam üzere müdir, belirli bir düzen içinde ve en iyi bir şekilde yönetmeye kadir olan muktedirin mülkünde olanların, tüm olay, eylem ve işleri; irade, arzu ve hükmü üzere yönetmeye ve iradesince etkilemeye kadir ve kendisine hiç bir şey imkânsız olmayan, muktedir padişahın indindedirler.” (54.54)

            Umarım, “Vücuduyla, mevcudatı, yardımına muhtaç olacak şekilde, var edip, iradesince yönetmeye ve etkilemeye muktedir olanı, kalbimizi yararak zahir olacağın sayesinde” idrak edebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder