14 Eylül 2012 Cuma

Hiçbir şey ölmez, her şey yaşar!


(sayın okuyucu, aşağıda, 237 sayfa olarak yayınlanan  bir kitabın bir bölümünü bulacaksınız. Kitabın "pdf" halini ücretsiz veya basılı kitabı (15 TL) necdet.altinay@gmail.com adresinden isteyebilirsiniz, umarım bulduklarınız zamanınıza değer, sevgiler.)

 

  

               HAYAT, ÖLÜM, İLİM


        
            Hiç sorulmayan, oturup öğrenilmeyen ama ilk günden beri bilinen şeylerdir bunlar. Laf olsun diye sorulur “hayat nedir ya Hu?”. Doğal bu, bu doğal olsa gerek. Doğuştan bilinir ve yaşanır. Hayatını kaybedene de “öldü” denir. Bu kadar basit, bunu bilmeyecek ne var? Hayatı ve ölümü biliyorsan da ilim de odur, biliyorsun, ilim sahibisin. Kitapta, koskoca Kur’an’da bunlara yer vermeye ne gerek var da denebilir.

            Artık hiçbir şey doğaya bırakılmıyor. Önce bırakılsa da sonra oturup öğreniliyor bakalım ayrıntıları neymiş. Eğitimi ve öğretimi insanlığa yüceliş olarak alınca, amaç bu olunca işin temelinden başlamak gerek.

            Bir güç varsa eğer uygulanırsa bilinir. Yönetim gücü, kuvveti ve kudreti, varsa eğer, yalnız uygulama alanında görülebilir. Bu nedenle melekût âlemi veya mana âlemi mülk, eşya, madde âlemini gerektirir. Yönetim, yönetilen varsa yürütülebilir. Her şeye kadir olma hali uygulama alanında görülebilir. Yed-i kudretiyle yani kudret eliyle mülk âleminde mevcut olan her mümkünata tasarruf eden, hükmünü sürdüren, her şeye kadir olan yalnız Allah’tır. (2.255)

            Hayat, zorunlu, gerekli de olsa, irade gerektiren hareketler bütünüdür. Mevt ise iradî hareketlerin olmamasıdır. Ölümün olmaması yani ölüm niteliğinde bir şeyin olmaması hali ise kendiliğinden olamaz, önce bir vücut, bir mevcut olması gerekir ki onun ölümü olsun. Yönetim gücünün bilinebilmesi için yönetilenler halk edildi, hayat bağışlandı ve cüzi irade verildi; ölüm ile veya hayat alınarak bunlara hükmedildi.

            “Eğer ölüm bir vücudun varlığını gerektirmeseydi vücut olma emrinin gerçekleştiği bir ortama, mevcudiyet ortamına gerek olmazdı, ihtiyaç duyulmazdı. Bu nedenle, halk edilen halkın, yaratılmış olan yaratılmışların, hayat ile olan ilgisi ve ilişikliği gibi, mevte, ölüme ilgisi ve alâkası doğru olur.” (67.2) Hayatta olan, hayatı olan ölüm ile de ilgilidir.

            “Kısaca, yönetim kudreti halk üzerinde uygulama alanı bulur, halk gerektirir. Halkın gelişimi de mevt ile mümkün olur. Vücut buluş ve mevcut oluş hayat ve ölümün varlığını zorunlu kılar. Kudret eliyle mümkün olanın vücut bulmasını, hayat sahibi olarak yaşamasını ve mevt ile hayatta oluşuna son vermesini yöneterek yönetim gücünün fonksiyonunu yürütür.”

            “Mevt ile hayatın halk edilişinden amaç insanın olgunluğunun (ahsen amel, güzel ahlâkın) ortaya çıkışıdır. Gelin ile damat, toprakla tohum olmalı ki hayat devam etsin, mevt de olmalı ki hayat gelişerek sürdürülebilir olsun. İlim elden ele geçmeli, uygulanmalı ki ortaya çıksın.”

            Rekor kırılması, zafer kazanılması için olimpiyat düzenlenmelidir. İnsan-ı kâmilin yaratılabilmesi, insanın arzdan semaya yücelebilmesi için insanlar ve insanlığın var olması gerek. Gaybta gizli olan ilim insanlıktaki uygulamalar halinde ortaya çıkabilir. Maluma tabi ilmin zuhuru ile zahir olan ilmullahdır, Allah’ın ilmidir. Hayatla kudret ortaya çıkmış olur, kudret elinin marifetleri bilinir. İlim yönetim kudretiyle, kudret halk ile halk da hayat ve mevt ile görünür, yaşanır olur. Vücut bağışıyla gelen bedensel saadete ilaveten ilimden ibaret olan ruhani saadet bağışlanır, bunları idrak eden kavuşur. (2.247)
            Mevtle daha iyi ameller ortaya çıkar ve hayatta kalır kötüler yok olur. Doğal seleksiyon, seçilme, hayatın şartlarına uyum gösterebilme ile evrim devam eder. Teknoloji ilerledikçe öncekiler “eski” olur, ölür, yeni şeyler ilmin daha iyi halidir.
            “Hayat ve mevtle nefisler fazilet yarışında ya helak olur ya da kurtuluşa erer. Kötü amel işleyenleri kahreyleyen galiptir, iyi amel işleyenleri sıfat nurlarıyla setreden, örten mağfiret, bağışlama sahibidir. Önemli olan yarışa katılmaktır, asıl olan yarıştır, katılanlar için zafer önemli ise de, zaferin muhteşem olması için yenilginin de ezici ve hüzünlü olması şarttır. Yarışı var eden, halk eden, kudretini gösterir!” (2.36; 45.24)
            “Tabaka tabaka, kademe kademe, derece derece yedi sema halk eyledi, var etti. Mülk âleminin nihaî kemali, yani, olgunluğunun zirvesi semaların halkındadır, halk edilişinde, var edilişindedir. Kademe ve düzenlilik açısından semalardan daha iyisi, halk yönünden, halk ediş açısından daha sağlamı yoktur. Cemadat, nebatat ve hayvanatta kendilerine özgü ruh, ilim vardır. Rahmanın halkında hiçbir uyumsuzluk görülmez.”
            “Semaların halkını Rahman'a nispet etmesi, onunla birlikte anması, se­maların haricî nimetlerin temelini ve diğer dünyevî nimetlerin özünü, çekirdeğini oluşturmasındandır. Hayatın sürdürülmesinde güneş, atmosfer ve yağmurun önemi bunun ispatı niteliğindedir. Semaların yuvarlaklığı uyumu artırmış, uyumsuzluğu gidermiş ve mükemmelliği sağlamıştır. Tekrar tekrar bakılsa da bir aralık, çatlak ve yırtık görülemez, parçalanması mümkün değildir.” (67.3). İlmin enerjiye, kütleye, eşyaya dönüşü mükemmelden entropi ile uzaklaşımdır.
            Âdem ve Âlem uyumu nedeniyle, insan kendi semasının (kalp, gönül, vicdan...), bitki ve hayvan gibi diğer mevcutlardan farkının idrakine varmalı. Semaya bakıp, çıkıp kendini bilmeli. Halk edilmişlerin arasında semaya çıkmasına izin verilen yalnız insandır. Bilgileriyle ilme ulaşmalı, ilimle, ruhla dirilmelidir.
            Âleme inmiş Kur’an (düzen) kitabını okuyup kendi özüne Kur’an hitabının inmesini, inmişliğini idrak etmeli. Maymuna, maymunluk yapana inen kitabı maymun okursa, okuduğunu anlarsa, idrak edip uygularsa kitabın hitabı onu insan yapar. Böylece, Âdem için evrimin sonunda devrim de gerçekleşir. Yücelebilen insandır, yalnız insan arzdan semaya, kendi gönlünün semasına, kalbinden ruha, ilme yücelebilir.
            O ruhunu üflemiş, nefesinden nefes vermiş ve çamur Âdem halife insan, kâmil insan olarak dirilmiş olur. İnsanlığın en mükemmel hali, hayatın var edilişinin amacı ortaya çıkmış olur. Hak, halkı halk ederek, halkiyette Hakk’iyetin görünmesini sağlamış. Halk, Hakk’ın kudretini sergiler. İlim amele dönüşür.
            Yerde ve gökte bulunan bütün mevcudat O’nu tespih eder, anar. Her mevcut, görünen ve görünmeyen vücudu ile hâl lisanıyla O’nun oluş ve yok oluştan tenzihini, acizlikten ve olgunluğu ortaya çıkarmak üzere mevcudatı tertipleyip düzenleme konusunda herhangi bir eksiklikten tenzihini izhar eder, gösterir. Mevcutlar gelip geçici, vücut kalıcıdır.
            Her mevcudun o haliyle var oluşu, kendiliğinden, tüm gerçeğin delilidir, şahididir. O, kendi vücuduyla, mevcudatı var ve yok edebilen tek kuvvet ve hikmet sahibidir.
            Büyük Patlamada, boyutu sıfır, ısısı ve kütlesi sonsuz olanın ilmiyle patlamasından itibaren her şey otomatiktir, evrim gerçeğiyle, tek hücreden bugüne gelinmiştir. Tüm varlık bir ve tek bütündür. Ayrı, ikilikle, ne yaşayan ne de ölen vardır. Kendiliğinden ne bir şey veya kimse var olur ne de bir şey yok olur, yaşam süreklidir. Sıcaklık, patlama, soğuma, atom oluşumu, hareket, harekete bağlı zaman O’nun ilminin halidir.
 
              İlim Maluma Tabidir

             Melekût âlemi, manevî, hüviyet, kişilik, mahiyet âlemidir. Mülk âlemi ise maddî, bedenî, cisim, eşya âlemidir. Mülk âlemi irade gerektirir, bir amaç için oluşturulur, çoğalma, büyüme, genişleme ve zahir olup görünme sonucunda oluşabilir. Bu iki âlem ilim ve uygulama âlemleri olarak düşünülebilir. Madde âleminde mana âleminin mükemmelliği tam olarak görülemez. Madde âlemindekiler harekette sınırlı, kayıtlı ve koşullu kalır. Her şey ilmine tabidir, ona biat etmek, yani, boyun eğmek zorundadır. Örneğin, bir TV setinin ilmi ve teknolojisi kadar fonksiyonu vardır. Eşya da ustasına biat eder görünür ama aslında tabi olduğu mürşit gerçekte ilimdir, ustasının ilmi, ustasında görünen ilim! Veznedarın elinde görünen para onun değildir.

             Tekâmül eden robotlar âlemi gibi mülk âlemi de melekût âleminin tesiri ve kudreti altındadır. Tahta oyuncaklardan elektronik oyuncaklara gelindi. Her şey zamanına uygundur. Zamansız bir şey ne yapılabilir ne de kullanılabilir. İlmin herhangi bir derecesinin uygulanışındaki acizlik ve eksiklik ilmin kendisinde değil teknolojinin uygulanışındadır. Her çağın bir ilim düzeyi vardır. Var olan ilmin bir de uygulanış yöntemi, tekniği, teknolojisi vardır.

            Fizik ve kimya ilminden anlayabildiklerimiz arttıkça, bildiklerimiz çoğaldıkça, bilimsel uygulama ve teknolojimiz de o kadar artar. Anlayışımızın sınırlı olması, örneğin, fizik ve kimya ilminin sınırlı oluşunu gerektirmez. İlim uygulamadaki acizlikten ayrı tutulmalı, tenzih edilmeli, arınmalıdır. Gelişim, Darwin’in dediği, daha doğrusu Darwin’den de dendiği gibi uyumsal, bilimsel ve teknolojiktir, ilme dayalıdır. Aynı şekilde, O’nun zatı, hüviyeti ve mahiyeti melekût ve mülk âleminin acizliklerinden tenzih edilmeli, arınmalıdır.

            O’nun kudret eli her âlemde tasarruf sahibidir, tutulacak, tabi olunacak, öpülecek el bu eldir, ayetlerde “yed-i Allah”, “yedullah” olarak geçer. Her mevcut olan cisim gayrinin değil Hakk’ın kudret eliyle mümkün ve ortaya çıkmış olabilir. Dilediği gibi icat eder ve onlara tasarruf eder. Eşyayı yapan ve ona sahip olan ona dilediği gibi hükmeder. Allah “var” olandır, O’ndan gelinir, O’na gidilir!

             Nasıl ki karanlık yoktur, ışığın olması ve olmaması durumu vardır, aynı şekilde, hayat ile ölüm de aynı ilişki içindedir. Ölüm yoktur, hayatın olmaması haline ölüm deriz. Ölüm kendi başına bir şey değildir. Ölüm olarak var olan bir şey tanımlanamaz, tarif edilemez, o bir haldir, hayatın olmaması halidir, bu hal tanımlanabilir. Hayat ise iradî hareketler bütünüdür, birbirine tabi ve entegre olan alt sistemler bütünlüğüdür.

            Alt sistemlerin birinin diğerine biat etmemesi, tabi olmaması durumu ölümdür. Melekler, melekeler, yetenekler, alt sistemler, organları Âdeme biat etmeseydi Âdem olmazdı. Göz, görme meleğinin, melekesinin, yeteneğinin ilmine tabidir, ışık düştüğü kadar görüntü oluşturur, göz maddesi ışığın düşüş, kırılış ve şekil oluşturma bilgisine, ilmine biat etmiştir, tüm işini, kulağın yaptığı gibi, Âdem için yapar. Böylece insan işittiği şeyi görür, tutar veya tadar.

            Her insan da kendine biat eden organlar topluluğu, sistemi olarak insanlık ilmine biat etme, tabi olma durumundadır. İnsan olmaya aday olan kişi olgunlaşarak, fıtratı, yaradılışı ne olmasına izin verirse onu olmalıdır, kâmil insan olmalıdır. Her bireyin kendini gerçekleştirmesi beklenir. Potansiyeli ne ise onu dışarı çıkarmalı, gerçekleştirmelidir. Her insan kendisine verilmiş insanlık ilim ve sanatını sonuna kadar uygulamalı, ortaya çıkarmalıdır. Sesi güzel olan sesini güzel kullanmalıdır. Gerçekte tabi olunan, biat edilen mürşit ilimdir! Öğretilmez, öğrenilir!

             Ölüm ve yaşamın var edilişindeki amaç iyi ve kötü amellerle insanın sınanması, denenmesidir. Robotların mükemmelleştirilmesi gibi, gittikçe daha iyi insan var ederek insanlık tekâmül etmekte, geliştirilmektedir. Maluma tabi ilmin uygulanışı iyileştirilmektedir. Gayb âleminde “malum”, içinde altın damarı olan bir dağ gibi düşünülebilir. Altın damarını kazdıkça elde edilen altın bizimdir, kazancımızdır. İlimden elde edilen bilgiler de bizim kazancımızdır, bilgilerimiz, bilimimiz, bildiklerimizdir.

            Her yaptığımızı tarih boyunca çeşitli insanların yeni diye elde ettikleri, buldukları bilgileri kullanarak yaparız, bilimseldir yaptıklarımız. Kendimize en uygun yapma tekniğini seçeriz, aletlerle yaptığımız iş de böylece bilimsel ve teknolojik olur.

            Bilinen var oldukça var olan bilinmektedir. İnsanlığın insanlarda ortaya çıkışı ile ilim zahir olmakta, görünmektedir. Malûmun zuhuru ile zahir, görünmesiyle aşikâr olan ilmullah, O’nun ilmidir. Çünkü hayat kendisiyle amellere kudret hâsıl olan bir şeydir. Hayat için güç, kuvvet, kudret ve irade gerekir, örneğin, var olmak için yer çekimine, çevreye, karşı koymak, direnç göstermek şarttır. Soğuk olduğunda ısınmak, sıcak olduğunda serinlemek için iş yapar, eyleme geçer, amellerimizle, yaptığımız işlerle hayatımızı düzene sokarız.

             Ayetlerde yer alan “Mevt” (2.28) de iyi amellerle yeniden diriliştir ve ihya oluşa sebep olan bir şeydir. Nasıl ki şehvet mevti tadıp iffete dönüşürse, bir “mevta” için de cemaat “iyi biliriz” der, “hiç bir kötülük yapamaz” olarak bilir. Hayat ile amellerin aslı, amacı, zahir olduğu gibi mevt ile de iyi ve güzel olan “olmaz” olur, ortadan kalkar, zail olur. Günahtan günah diye kaçmak günah olduğunda, iyilik yapmak da günahtır!

            Hayat ve mevt ile nefisler fazilet yarışına girer, uyumludurlar, ancak, helak oluş ve kurtuluşta uyumsuzluk içindedirler. Ayette mevt önce gelir çünkü mevt zata aittir, hayat ise sonradan olma, arızîdir. Kötü amel işleyenleri kahreyleyen galiptir, iyi amel işleyenleri nuruyla setr eyleyen, örten, mağfiret sahibidir, bağışlar. “Ben” çıkar aradan!

               Hiçbir Şey Ölmez




           
 

               Malûma tabi olarak önce ilim nasıl uygulanmış ortaya bir hayat çıkmış ve çeşitli şey, eşya ve insan halk, zahir olmuşsa sonunda her şey aslına dönecektir. Bu bilinen bir gerçektir. Asıl olana dönüş ölüm müdür? Yoktan gelenin yokluğa dönüşü ölüm müdür? Şeyler için ölüm kavramı kullanılmaz. Masa öldü denmez. Hiçbir şey kavramına insan dâhil midir? Dâhil ise insan da mı ölmez? “Hiçbir şey ölmez” diyenler arasında akil adamlar ve en büyük âlimler de vardır. Ne demek istiyorsunuz sorusuna “biz yol gösteririz idrak sana aittir” derler. Güçlük bu kadar da değil. Din ve bilim kavramlarını farklı görenlere de saygı duymak gerek, öyle anlıyor öyle biliyorlar. Biz de konuya iki açıdan bakalım.


            Bilime göre enerjinin atom altı parçacıklar şeklinde ortaya çıkışından sonra, önce Hidrojen atomu oluşmuş. Bir tane mi aynısından bin tane mi daha mı çok bilinmez. Atomdan sonra elektron ile hareket başlar, hareket zamanı, zaman hızı başlatır. Daha sonrası bilimsel deneyler alanına girer. Evrenin 14 milyar yıllık oluşu evrenin kazaen, tesadüfen olmadığının kanıtı değil midir? Patlamadan önceki çok kere milyar kere milyar derecelik sıcaklık nereden gelir ve nasıl soğur?


            Elektronun ilk hızı ve çekirdeğin durağanlığı nereden gelir, neden daha hızlı veya yavaş değildir? Mum ışığı ile güneş ışığının hızları nasıl olur da eşit olur? Püf sesi ile bomba sesinin hızları nasıl eşit olur? Oluşum ile ilgilenen bilim insanının kafasını kaldırıp “Allah yoktur” demesi bilimsel kanıta mı dayanır? Bilim insanlarına bu sorular nasıl olur da saçma gelir?


            İnsan ve insanlığın sınama, denemeyle gelişimi ise ilmin, malumun alanıdır. Bir tohum gizli bilgiler içerir şeriatına uygun ortamını bulunca kendini gerçekleştirir. Böylece biz de ne tohumu olduğunu anlarız. Enerji “yokluk”, “hiçlik” diye tanımlanandan çıkar ortaya. Yoktan var eden, var olanı da yok eder. Gücü, kuvveti ve kudreti olan onu ortaya koyacak ve hükmedecek varlığı da var da edebilir yok da edebilir. Zahir olanın batını kendisidir. İsterse zahir olur halk diye görünür, isterse halk batın Hak zahir olur. Zahir ya da batın oluşunun ölüm neresindedir?


            Mülk âleminin amacı, olgunluğun doruğu semaların yaratılışındadır. Mertebe ve düzen yönünden semalardan daha iyi ve halk yönünden daha muhkem, sağlam, doğru, değişmez bir şey görülemez. Var edişte uyumsuzluk yoktur. Semaların yaratılışında Rahmandan bahsedilmesi zahiri nimetlerin dünyevî nimetlerin ilk unsuru oluşundandır. Semaların döşenmesindeki yuvarlaklık ve uyum düzenliliğinin güzelliğindendir. İlmin yedi aşaması, makamıyla insan kâmil insan olur! Kur’an’da yaradılışın ve halk edilişin anlatılması gibi geriye dönüş yolları da anlatılmış ve açıklanmıştır. Üstelik ilmin uygulanışında, maddî âlemdeki kusurlar geri dönüş yolunda, semada yoktur, sema aralıksız, boşluksuz ve kusursuzdur.            Hayatın kusurları geri dönüşte ortadan kalkar. Bilen de bilmeyen de geri döner, ama yokluğa ama ‘var’lığa, Hakk’a! Ancak böylece, “hiçbir şey ölmez”, yalnız inanmayanlar “yok idik, yok olacağız” der! Herkes ve her şey yeni isim ve sıfat almış zattır. Değişim isim ve sıfattadır. 


            İnsan üretilmez yetiştirilir, insan olunur. İnsan, maddî şeylerden ayrı ele alınmayı hak eder. İnsanı insanca yetiştirmek üzere toplumda büyük ve önemli kurum ve kuruluşlar kurulur. Hem dinsel hem de bilimsel açıdan bakarak, konuyu felsefe penceresinden irdeleyebiliriz. Eşya ölmez, isim ve sıfat değişir, insan da ölmez, olgunlaşır, kâmil olur, aradan çıkar!

Bilimsel Kanıt:

Evrendeki her obje, her parçacık, her ‘ışık paketi enerjisi’ bir bilgi taşıyıcısı olarak hareket eder.(4) Her ‘şey’ kendi fiziksel özelliklerinin deposudur, ardındaki bilgisi, özellikleri ve ilmi ne ise odur. Evren, özellik ve bilgilerinin, ardındaki ilminin aynısıdır. Kara deliklerin, eksenleri etrafındaki enerji ışınımı, ‘Hawking Radyasyonu’ bilginin kaybını önler. Böylece, kara delikler yavaşça hiçliğe buharlaşırken bilgi varlığını sürdürür. ‘Şey’in, ‘eşyanın’ kendine özgü bilgisi, transfer edilebilir ama asla kaybolmaz. Olay ufkunun ötesine geçen parçacıkların bilgileri, kaplama gibi çıkar, kütleleri enerjiye dönüşerek, olay ufkundan önce bırakılır ve kara delikten kaçar. Bu durum büyük patlamadaki ilmin bütününün korunduğunu, bilgi kaybının önlendiğini gösterir. Ayrıca, ilk oluşan plazmanın içinde, evrende var olan tüm objelerin bilgisinin var olduğunun kanıtıdır. Biz büyük patlamada var idik ki açığa çıktık, ilmimiz vardı ki bilgimiz açığa çıktı. Sonradan oluşan her objenin, kendine özgü bilgi ve özellikleriyle oluştuğu açıktır. Eğer bir yerde tüm bilgiler toplanmış ise buna ilim de denebilir. Büyük Patlamadaki ilk enerji bütünü ilmin tümünü kapsar. Sonradan evrende oluşan her ‘şey’ bu ilim ile oluşur.
Kanıt bölümü aşağıdaki makaleden alınmıştır:
 
 

           O herşeyin evveli, ahiri, zahiri, bâtınıdır ve her şeyi bilir. (57.3)

(Ayet 1) (..yedi..mülkü), (Ayet 2) (..halakalmevt..hayât..ahsen amel), (Ayet 3) (..halaka seb'a semâvâtin tıbâkâ), (57 Hadid, 1, 3)

NOT: Bilim insanları bilimi geliştirdikçe inanç güçlenir. Bilmeden inanmanın yerini şuurlu inanç alır.
Hayat non-material yani maddesel değil, bilgidir, ilimdir diyen ilim adamları doğru söyler. İlim olduğu sürece de hayat asla yok olmaz, ölüm gerçek olamaz, her şeyin yaşadığı kanıtlanmış olur. Form, şekil değişikliği olur ama ölüm olmaz.