26 Şubat 2015 Perşembe

Veledi Kalp - Ruhlanış


          EŞYA HALK EDİLİR, İNSAN YARATILIR                NAEÖ 25022015



İnsan Akıllıdır



            Kitap, Kur’an’ı kerim ona, hitap ona hem de akıllı olanına, insanın kitaptaki yeri çok geniş ve önemli. Kendini bilsin ki öğreticisini, yaratıcısını bilsin. Evrim süreci gerektiren tüm mevcudat içindeki yeri ve önemine değinilmiş kitapta, özellikle, insanın, evrimsel gelişimin ötesindeki, devrimsel yaratılış süreci anlatılmıştır. Bu süreç çok çeşitli sure ve ayetlerdeki bilgilerin sentezini gerektirir. Evrimsel gelişim canlılık, hayatın tek hücreliden insana kadar gelişimi sürecidir. İlk insan Âdemden ilk insan-ı kâmil olan Habib’ine kadar olan süreç ise insanın yaratılış sürecidir. Bu sürecin her aşaması farklı bir sure ve ayette yer alır. Aşağıda senteze çalışılmıştır.

               Halk Ediliş ve Yaratılış



            İnsanın yaratılış süreci, Âdem’in cennetten kovuluşundan hidayete erip Habip olarak geri dönüşünü kapsar. Her şey, bitki ve hayvanlar halk edilir, insan ise yaratılır. Bu görünen misal âlemi dünya ve evrenin tümü Hakk’ın zahiridir, görüntü yeri, göründüğü yerdir. Hakk’ın sıfatlarının bazısı beşer üzerinde zuhura gelir, ortaya çıkar. İlim ve hikmetin tümü ise insan-ı kâmil ile zahir olur. (6.91)

            Kitapta insan diğer canlılardan farklı bir şekilde ele alınır. Sure ve ayetlerden bazılarında çekirge, fil ve örümcek gibi hayvanlar yer alır, özellikleriyle anlatılır. Kıssadan hisseler çıkarılır. Bazı insan davranışları için de hayvanlar âlemine inilir. Örneğin, yalan ve iftira suçların en ağırıdır.

            Beşerin dünyaya gelişinde “ana rahminde bitki gibi bitiş” tabiri kullanılır. Konuşma insanı insan yapan özelliktir.  Beşer, aklı ve ilmi sayesinde insanlık sıfatını kazanır. Yalan söylenmesi hayvansallıktan da daha aşağılık bir özellik taşır. Yeteneğin böyle kullanımı insanlığı kaybetmektir, şeytanlıktır.
            Bedensel, nefsanî ve hayvansal davranışlar insanın kendine zararlıdır oysa yalan ve iftira bir başka insana, kula zarar verir ve “kul hakkı” doğurur bu da şirktir, Tanrı affetmez. Zina şehvetin, cinayet gazabın azgınlığı ve hâkimiyeti sırasında ortaya çıkar, sonra, gerektiği kadar, pişmanlık duyulduğunda, af dilenmesiyle insanlığa dönüş gerçekleşebilir. Havva’nın ve dolayısıyla Âdemin konuşma yeteneği ile aldatıldığı şeytanlık büyük günahtır. Yüce, ulvî değerler doruk ise, bu tür aldatma dip, yani, esfel-i safilindir, aşağının aşağısı, bedenin çukurudur.
            “Dünya üzerinde hareket eden hayvanların her sınıfı kendilerine özgü bir sudan, yani kendilerine özgü bir ilimden, ruhtan, halk edilmiştir. Her birinin kendisine özgü bir akıl, fikir ve düşünce sistemi vardır.  O her ilmin bir ameli olmak üzere amellerin inşasında dilediğini halk eder. En aşağılık yaratıkların arasından dilediğine ilim, bilgi ve hikmet verir ve tevhit ile hidayet eder. Her halk edilmişin bir ilmi vardır ama tevhit ilmi yalnız Âdem ve oğullarının yaratılması içindir O’na götürür.” İnsan geri dönüşü gerçekleştirmek üzere yaratılmıştır.
              Tevhit ilmi, Kitapta, ledün ilmi, yani, her şeyi, zaman ve mekânı kapsayan ilim olarak anlatılır. İlim ve amel üzerinde durulur, ilim sahibi olanların ne yapıp ne yapmayacakları anlatılır. İlim akıl aracılığı ile ruhtan kalbe iner, yer eder, amel olarak bedene ve nefse yayılıp onlara hâkim olur. Her şey, her canlı ilimle halk edilir, kâmil insan tevhit ilmi ile yaratılır.
            Elde edilen yeni bir bilgi beden ve nefiste yeni davranışların doğumuna sebep olur. Bu açıdan ilim ve edinilen bilgi erildir, etkiler, fikir ve uygulamaların doğumunu sağlar. Beden ve nefis dişi özelliği gösterir, etkilenir, kişiye ilmine göre amel, uygulama fırsatı doğurur. Bu eril ve dişil özellikler “bir başka beşer eli değmeden yapılan doğum”, “bakirelik” tarihî kavramını ortaya çıkarır. “Bir bütün olarak ve ayrıntılı bir biçimde tevhit ilmine sahip olduklarını ve gerektirdiği ameli gösterdiklerini iddia edenlerden bir kısmı daha sonra her şeyi mubah görerek geriye döner.” İşte bunlar “ilmi billâh” ile mü’min değildir. “Ruh ile beden denizleri birbirine karışmayacak şekilde iç içe yaratıldı. Ruh denizi saf ve lezzetli; cisim denizi ise başkalaşan, değişim gösteren, lezzetsizdir.”  “Ruhun kesafet kazanarak kederlenmesini önlemek ve cismin ruh ile nurlanmasını sağlayabilmek amacıyla ikisinin arasına hayvanî nefis berzahı kondu. Berzah âlemi her ikisinin diğerinden sığınabileceği bir yerdir. Nur, eşyanın kendisiyle zahir olduğu şeydir. Ruhun nuru ile aydınlanmış bir kalp lambalıktaki kandil gibidir, aydınlandığı gibi başkalarını da aydınlatır. Zat, nurunun zuhurunun şiddetinden hafidir, gizlidir, görünmez!”

               İradî Ölüm

            İnsan ‘ben öldükten sonra dirilecek miyim?’ diye soruyor. O insan düşünmez mi ki halk edilmeden önce bu şahadet âleminde o hiçbir şey değildi. Halk edilmeden önce vücudu yoktu, mevcut değildi. Sizi madde denizinden, balçıktan halk ve izhar etti, görünür kıldı. Sonra size biri belirsiz diğeri belirli iki tür ecel kaza eyledi. Belirsiz ecel fıtratınızdan gelendir. Tevhit ile fıtratını gerçekleştiren, teslimiyetle fakirliğe erişen, iradî eceldir. Diğeri, Allah’ın indinde belirli vakitteki eceldir. Her yer ve gökte eşya ve mevcudat suretinde zahir olan O’dur. Gizli ve aşikâr her şeyi bilir ve hükmeder.”
            “Ricalün, hak ile kaim tecrit ve tefrit olan rical yani kâmil âdemler dünya işleri ile ilgilerini sürdürür ama zikirleri daimdir. Fenada Şuhut namazını kılar bekada irşat, öğretme ve açıklama, zekâtını verirler. O kâmil erler, belki de, sır ile dolu kalpleri ve basiretli görüşleriyle fena bulup hak ile kaim olarak bakiyenin zuhurundan ve benliğin bekasından korkarlar.” Ayet: “Başkalarının yanıldığı hususları bilsen ve onlara anlayış göstersen de, seni sevsinler diye, sen de onlardanmışsın gibi aynı taraftanmışsın gibi yapma noksan sıfatları üstlenme.”
            “Bütün insanların ve insanlığın vekili olduğun için tarafsız bir şekilde eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye devam et. Rabbin suret-i halk ile perdelendi, ben senin suretinle zahir oldum, artık halk suretinde benimle kaim ol, Haktan halka geri dönüşte Hak ile halk ol. Yaratışın ve halk oluşun, halk edilişin, halkın tümünün temsilcisi olarak da insan seçildi. Yaratılmışların seçilmişi olan insan kan pıhtısından, alâktan, rahimde ters olarak tutunan damladan, nutfeden, yani, ilgi ve alâkadan hatta sevgi ve aşktan yaratılmıştır.” İlim ile halk edilen insan iraden ölürse tevhit ilmiyle kâmil insan olarak yaratılır. Halk ediş ve yaratılış gerçekleşmiş olur.

               Veled-i Kalbin Doğuşu ve Dirilişi


             Tevhit ilmi ile insana hakiki dirilik verileceği müjdelenir. İnsanın aslında uykuda olduğu, ilim alıp uyanınca yaşamaya başlayacağı anlatılır. Gece ve gündüz, uyku ve uyanıklık ile misal âleminde çeşitli gerçeklere değinilir. Gece ölüme, gündüz yaşama benzetilir. Sabah olunca ölüye benzeyen nefisten diri bir kalp çıkar, ihya olur. Gün boyu kalp ruhtan aldığı nur, anlayış, idrak ile çalışma ibadeti yapar, ulvî hayat başlar.

İnsan bildiği için vardır, bildiği gibidir, kısaca ilimdir. İlmen yakın aşamasında ruh ilimdir denebilir. Allah’ı bilmek için bilgi veriliyorsa, ruh veriliyordur. Bu, bilinmeyi seven Allah’ın amacına uygundur. Beden ve nefsiyle var olan kişinin nefsi ilme dayalı fikir ve zikir ile şükrederse anlam kazanır. Manalarını idrak ettiği ulvi bilgilerin nuru kalbine dolarsa yepyeni bir kişilik doğar. Bu kişilik ruh ve bedenden oluşan ilk kişiden çok farklıdır. Kalp yeniden diriliş içindir, kişi, Allah için verilen ruhla iradî mevte ulaşmış, veledi kalbi doğmuş, yeniden dirilmiştir. 
             Ruh ile nefse yardımcı olun, siz onlardan doğmuş olan kalpsiniz. Kalp sizin hakikatinizdir, siz ondan başka bir şey değilsiniz. Ruh ile nefsinize, hakkıyla riayet ederek, nefsin hukukunu adaletle bolca vererek yardım ediniz. (4.36)              
Bilginin erilliğine, bedenin dişiliğine değinilmişti. Kitapta adı geçen nebilerin hikâyelerinin tevilinde ruh Yakup’u veya ruh İmran’ı tabirleri kullanılır. Âdem için de “bedeni zevcesidir” “Havva bu nedenle eye kemiğinden yaratılmıştır” denir. Ruh külli ilmi temsil eder. İlim “Fikir” verir, fikir ile “Zikir” edilir ve en sonunda “Akıl” ortaya çıkar. İmran’ın oğlu zikreden Zekeriya, onun oğlu da akıllı Yahya’dır. Diğer taraftan bedenin kızı nefis ve nefsaniyet, Allah’a tam teslim olmuş ise mutmain ve mülhime aşamalarını geçer Meryem doğmuş olur. Meryem, Fikir ile anlayışlı ve nurlu olur, Zekeriya sayesinde idrake erer, razı olur ve razı olunur. Meryem’e nur ile mesh edilmiş kalp çocuğu İsa Mesih bağışlanır. Bir tarafta Ruh, Fikir, Zikir, Akıl ve Yahya, diğer taraftan yaklaşımda ise Beden, Nefis, nur, idrak, Mesih kavramları iyi anlaşılmalıdır. Her insan kendinde bu kavramların yerini ve önemini bulabilir. Bedende, ruh sayesinde, ihya olan yeni nefsanî hayatın doğurganlığı, Hz. İbrahim’in oğlu İsmail gibi, veled-i kalp yaratır, çünkü kalpte eril Ulvî yaşam da hüküm sürerek, çalışmaya devam etmektedir.
            Veledi kalp, kalbe inen ruhun nuruyla dirilir, ruhun mazharı, göründüğü yer olur. Kalp çocuğu ölümsüz ruhun nuru ile doğmuş, dirilmiş olur. Önce Habib’inde görüldüğü gibi, ikinci doğuş ile kâmil insan yaratılmış, Âdem ile başlayan devrimsel süreç, yücelişle, mir’aç ve vuslat ile tamamlanmış olur.
 


Ruhu temsil eden İbrahim ile bedeni temsil eden Hacer’in oğulları İsmail olmuştu ve veled-i kalp denmişti. Hz. Musa ve İsa da veledi kalptir. Nefsi Emmarenin Firavun olduğu bilinir. Ancak Nefsi Levvame ile Ruh'un oğlu Musa'dır. Suya bırakıldı, sudan Nefsi Mutmain kurtardı ve süt annesi olarak Levvameye teslim etti. (28 Kasas 1-9) Aynı şekilde Hz. İsa da Nefsi Mutmain olan Meryem'in oğludur. (3.38)

            Keza, siz de bu sürecin son aşamasından geçilerek yaratılan insan neslinden halk edilmişsinizdir. Dostluk ve muhabbet etmeniz amacıyla nefsanî tarafınıza meyletmeniz için ruhunuza bedensel bir eş, zevce izhar edilir. Ruh ve kalp tarafınız ile nefis ve beden tarafınız arasında, rahmet olarak, muhabbet oluşur. Nefsiniz, kalbinize bahşedilecek yeniden doğuşta, ruhun nurunun idrakiyle kurtuluşa erer, neşelenir.  
            Böylece, nefsin fıtratında olan doğurganlık rahminde kendisine itaat edici bir kalp veledi bağışlanır. Nefis de hidayet bulur ve ahlakıyla ahlaklaşıp kurtuluşa erer. Kalbin veledi ruhun nuru ile dirilse de henüz ruhun nefyedilmediği gözden kaçırılmamalıdır.
            Ruh da nefsi etkilediği ve kendisinin idrak edilmesini sağladığı için; ruhun nurunun idrakine erişen yeni bir hayat verdiği, anlayışının hayata geçirilmesini sağladığı için nefsi sever. Allah’ın, bağışlanmış bulunan veledi, yeniden doğuşu, mübarek kılarak rahmet etmesiyle, yeni doğan kalp veledi ruhun nuru ile dirilmiş olur. Bu diriliş, ruh ile terakki eder ve onunla kemali, olgunluğu zahir olur, ortaya çıkar. Bu halk edişlerde tefekkür edenler için olgunlaşma fırsatı vardır.
            Dünyevî yaşam, doğurgan nefisle, ruha eşlik edecek bedenin muhabbet için verilişinden ve kalp veledinin rahmet için ihsanından sonra gerçek canlılığına ve amacına kavuşur. “Tevhit ilmiyle verilen ruhun nuruyla dirilir. Fenadan sonra bilgilerimle bilgili, ilmim ile âlim, sıfatımla sıfatlanmış vücut vardır.” Benim mülküm O’nundur diyerek O’nda fani olan O’na dönerek O’nunla baki olur. Kişi çıkar aradan kalır Yaradan!

               Veled-i Kalbin Ruhlanışı


            Yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır. Yüce Hak, sıfatının ortaya çıktığı yeri, mazharını güzel yapan zattır. Güzellik sıfata aittir. Halk edilmiş beşeri varlık, insan sıfatın mazharıdır. Ancak ‘İnsan-ı kâmil’ bu özellikten ayrıdır ki o, Zat olan cemal’e özel kılınarak yaratılmıştır.”
            Bu sebepten; “kâmil insan, tam teslimiyet ile en güzel ahlaklı olarak, en uygun kıvamda ve yaratılışın adaletlisi olarak, orta halde bulunan, iki tarafını bir etmeye mahsus kılındı.” Hak ile halk arasında, orta hücrede, tesviyede oldu!
            “Orta halde olması sebebiyle, yüce Hakk’a ait olan ruhu kabul etme kabiliyetinde oldu. Kâmil insana bahşedilen veledi kalbe, kendi ruhundan üfledi. İnsana Hakk’ın ruhundan üflenmiş olmasıyla, bu insan cinsiyle, yaradılış sona ermiş olup, Hak görünür, zahir oldu.” (32.9)      Ruhu kabul yeteneği olmadan, kalbin veledi doğup dirilmeden, ruh üflenmez, üflenmiş olmaz. Kalp çocuğu ruhun zahiridir, nur ile dirilir, ruh ile yücelir. Ölüm sonrası ölümsüzlüğün yaşandığı insandır, kâmildir.  Halk edilen eşyanın insana yükselişi evrimsel, insanın benliksiz, bencilliksiz ve gayriden bakiyesiz, tam fakirlikle kemale, olgunluğa erişi, yücelişi, böylece, devrimseldir. Eşya halk edilir, canlılık yaratılır ve insan inşa edilir. Hamtaş ocaktan alınır, işlenir, içinden eser çıkar!
            Not: İlgili ayetler; , 2 BAKARA157; 4 NİSA; 36; 6 EN’AM 2; 19 MERYEM 67; 24 NUR 24/45; 25 FURKAN 54; 30 RUM 20; 32 SECDE 7, 8, 9 ; 96 ALAK 2. Bu ayetlerin sentez edilmeden, sadece analiz için ayrı ayrı okunması halinde anlamak zor olabilir. Her ayette bir başka konu ele alınıyor gibi gelebilir.  Örneğin, insanın çamurdan mı, kan pıhtısından mı, sudan mı yaratıldığı anlaşılamaz, zıt görüşler gelişebilir. Yukarıda bu ayetlerin tümü tevhit ışığı altında birleştirilmeye çalışılmıştır. Evvelinde çamurdan, doğadan, sonra sudan, ilimden; kan kalbin veledi için kurban da olabilir, fena bulan, yeniden doğuşu mümkün kılan da.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder