30 Nisan 2025 Çarşamba

Hakiki Fail Allah’tır!

 

Hakiki Fail Allah’tır!                          Necdet Altınay, 03052025

            Atatürk, Kuranın en iyi Tercümesini, Tefsirini, Mealini ve Tevilini Türkçeye çevirtmiştir. Okuyan anlasın, uygulasın diye. “Allah ü ekber, Allah Büyüktür!” herkes bilir. Anlamı çarpıcıdır. ‘Allah o kadar büyüktür ki, O’nun olduğu yerde, ‘başka, ikinci bir varlığın’ değil bir zerresine, o zerrenin sevgisi gibi manasına bile yer yoktur’ anlamındadır. Zaten, Anadolu’da, ‘gökten iğne düşse gayriye değmez’ denir. Tevhidi Efal, Fiiller, Tevhit İlminin 7 Makamından ilkidir, Sıfat ve Zat Makamları devamıdır, Fail, Mevsuf, sıfatlanan ve Mevcut olan Allah’tır. Gayrisi, bir başkası yoksa mevcut değilse, Fail Haktır, gayrisi yoktur!

“Her hareket bir diğer harekete sebep olur. Hareketler dizisi, bir karşı güce rastlamadığı sürece, zincirleme şeklinde, bir seri halinde, sürüp gider. Tevhidi Efal, Mülk Âleminin tevhididir. Örneğin, Yeryüzündeki bir büyük hareket tüm Dünyayı etkileyebilir, kelebek etkisi görülebilir. Hareket dizisi, en ve boy olarak düşünülürse; en, tüm Dünyanın çapı olarak düşünüldüğünde, boy tüm Âlemi kaplayabilir. Bu açıdan, Hareket, en itibariyle Arzda, Dünyada, Mülk Âleminde mahsurdur, sınırlıdır denebilir. Ama boy itibariyle, Hareket, Mülk Âleminde sınırlı kalmaz, takdir olunamaz. Çünkü Fiil, Sıfatın mazharı yani göründüğü yerdir, sıfat da Zatın mazharıdır. Bu nedenle sıfat ve zatın sonu yoktur, sonsuzdur, sınırsızdır. Efal Cenneti, Arz, Dünya, Haktan başka fail yoktur deyip şirkten sakınanlar içindir. Allah’a vasıl olanların cennetlerinin arzı, eni, boyunun aynıdır, sınırı yoktur, takdir olunamaz.” (3 Ali İmran, 133) “Kendilerine karşı yapılan cinayeti, fiil-i ilâhî gördüklerinden kin ve gazaplarını yutarak itiraz etmezler ve eğer hiç gazablanmayacak olurlarsa,  sıfat cennetinde ve rıza makamında olurlar. İşleri Hak'tan gördükleri ve Allah'ın gazabından affına sığındıkları için, insanların zulüm ve kabahatini de af edicilerdir. Allah, efâl-i ilâhiye tecellilerini müşahede edenleri, gözlemleyenleri, sever. Fiillerini kendi kudretlerinden sadır olmuş görmek suretiyle büyük günahlardan bir günah işledikleri vakit yahut küçük günahlarda nefislerinin zuhuru sebebiyle birini irtikâp ile nefislerine zulüm ettikleri vakit, Allah'ı hatırlayarak günahlarından istiğfar, tövbe, ederler, o ef'âlden Hakk’a sığınırlar.  Ve derhal takat ve kuvvetden uzak olduklarını, Hak’ka arz, günahları olan kendi fiillerini, Hakk’ın fiiliyle setir etmesini, örtmesini, talep ederler. Ve gaflet ve nefislerinin zuhuru zamanında, işledikleri işlere ısrar etmezler, belki işlerinden Allah'a tövbe ve rücû' ederler. Ve onlar Allah'tan başkasının fiili olmadığını bilirler. Tevhit-i ef’âl muktezasıyla, gerekçesiyle, amel edici olanların cezası, ecri, karşılığı, çok güzeldir.” (3 Ali İmran, 134-136) “Tevhit-i sıfata iman edenler ve sıfat hicap, perdelerinden, kurtaran ve tecelliyât-ı ilâhiyede mahıv ile kendilerini tecelliyât müşahedesine lâyık, elverişli işleri yapanlara, Hakk’a sakınıb imân ettikleri ve iyi işleri işlerler. Sonra sıfatları bakiyelerinden sakınarak Hak sıfatının kendilerinden südurunda, tecellisinde, Allah'ı vekil kılarlar ve tevhit-i zata iman ederler. Sonra vücutlarında Allah'ı vekil kabul etmekle, zatları bakiyesinden sakınırlar ve fenadan sonra beka zamanında istikamet ve ayni cemde tafsili, ayrıntıyı, Şuhut etmekle, gözlemlemekle, ihsan ettikleri vakit, yedikleri taamlarında, yemeklerde, kendilerine bir günah yoktur. Allah, ayni kesrette vahdeti müşahede edici ve Hakkın vücudu ile ayni cemde tafsilat hukukuna riayet edici olanları sever.”  (5 Maide, 93)

“Her kime ekvan, varlıklar, hicabı kalkması ile efâl tecelli etti ise o kimse tevekkül eyler, efâl perdesinin kalkması ile sıfat tecelli etti ise o kimse razı ve teslim olur, sıfat perdesinin açılması ile zat tecelli ederse o kimse vahdette fâni ve mutlaka muvahhit, tevhit eden, olur. Muvahhit olarak, her işlediğini ve okuduğunu (Bismillâhirrahmanirrahim) ile işler ve okur. Kısaca: tevhit-i efâl tevhit-i sıfata, tevhit-i sıfat tevhit-i zata mukaddemdir, öncüdür. Hazreti Nebi Sallâllahu Aleyhi ve Sellem, secdesinde, «Yarabbi senin cezandan affına, gazabından rızana, senden sana sığınırım» demesiyle bu üç mertebeye işaret buyurmuştu.” (1 Fatiha, 1) “Yer ve gök madde olmaksızın ve müddetle kayıtlanmaksızın halk edilmiştir. Yer ve gök Allah’ın ilmi ile görünür, vücudu ile mevcuttur. Zaman ve mekân ile sınırlı olan aklın itibarı olmasa arz ve semanın vücudu itibar olunmazdı. Sema ve arz Allah’ın vücudundan ayrı ve gayrı olamaz. Her şey istek ve iradesiyle, “Kûn, Ol!” emriyle oluşur, ancak söz ve ses duyulmaksızın, arada bir vasıta olmaksızın ve zaman geçmeksizin birden, an içinde oluşmaktadır.” (2 Bakara, 117) “Kalp, Ruh ve Vahdet; yani Ef’al, Sıfat ve Zat makamları, Ayetlerde tanımlanır. Kalbin ufku, Ruh Semasıdır. Kalpten ruha çıkmak, kalpten ruh semasına çıkıp sonuna, ufku alaya, apaçık ruha, ufku mübine, açılmak, demektir, ufkun sonuna yaslanmaktır. Değişmesi ve nisyanı, yanıltması, mümkün olmayan, İlmin doğruluğu, sabit ve muhkem, emin oluşu, mertebeler halinde inişi, zanları ortadan kaldırır. Her makamda tekrarlanan, örneğin, Efal makamında, Fena-i Efal, Tevhidi Efal ve Tecelli-i Efal şeklindeki mertebeler, bireysel bencillik zanlarını yok eder. Bu durum, Kutsal Ruhun tesirini gösterir. Resul, var olduğu, zuhur ettiği yerde, böylece, fani olup fena bularak,  gurup ettiği zaman, huzura çıktığında, zahir oluşundan, varlığından, eser kalmaz, itibar edilecek bir şeyi bulunmaz. Kalbin ufkuna çıktığından, vasıl olduğundan itibaren, ufkun en tepe noktasına, ufku alaya, kadar, Kutsal Ruh öğretir. (1) Üç makam, üçer mertebe halinde geçildiğinde, varlıktan, var olma zanlarından eser kalmaz. Resulü, Ruhulkuds, Kutsal Ruh, talim eyledi, terbiye etti, her şeyi öğretti. Nebi, Kutsal Ruhu, en güzel suretinde iki defa görmüştür. Birisi, Hazreti Ehadiyet’e yücelişinde, diğeri oradan inişindedir.” (53 Necm, 1-7) “Her şey belirli ölçüde, şekilde, yerde ve zamanda kendine özgü yaradılış ile indirilir. İlahi nefes rüzgârları, hikmet ve bilgi aşılayıcı, kalplere sefalar verici ve tecellilerin kabulüne hazırlayıcı olacak şekilde estirildi. Vücutta bir şey yoktur. Ruh göğünden hakiki ilimler suyu, ilim yüklü enerji, indirilerek insanlar ihya edildi. İhya edilmezden önce insanın ilim hazinesi yoktu. Hayat-ı ilmiye ile ilmin hayatı suyuyla, fıtrat makamında kıyam ederek, ayağa kalkarak, hakiki hayat ile ihya edilir, insan dirilir. Vahdette fâni kılmakla da öldürürüz. Sizin fenanızdan sonra, baki olan vücutları vâris, sahibi, olanlar; ancak biziz.” (15 Hicr, 16-23)

İnsanı insan yapan her şey verilmiş, genetiğine, fıtratına yazılmış, kazınmıştır. Verilen aklıyla verilen tevhit ilmini idrak ederse, Kendini bilir ve kendini bilen Rabbini bilir!

            Umarım biz de kendimizi bilir, her daim, Failin, Hak olduğunu idrak edebiliriz!

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/09/insan-yaratcdr.html

 

16 Nisan 2025 Çarşamba

İrade Beyanı ile Yaratılış!

 

İrade Beyanı ile Yaratılış!                            Necdet Altınay 19042025

Evrenin ilk anında Uzay Zaman Boşluğu, Vakum ortamı, yoktu. Önce, ani bir genişleme ile Boşluk oluştu. Sonra Boşluğa, Yokluktan, ilimden ibaret olan, EM-Elektro Manyetik Kuvvetlerden oluşan, Zerreler aniden çıktı, var oldu. Boşluktaki bu Kuvvetler, Tanrı Parçacığı içinde, Sistemin dışından yapılan, İlahi İrade Beyanı ile Kütle oluşturdu, gölgeleşti, pıhtılaştı, Madde oluşturdu. (1) Belirsizlik Kuramına göre EM Kuvvetlerin ya Yeri bilinir ya da Hızı bilinir, aynı anda ikisi birden, bilinemez. Madde için Belirsizlik ortadan kalktı, Evrende Kütle ve Madde, Atomlar ve Galaksiler oluştu. Bilimsel araştırmalarla Kütle ve Maddenin oluşumu kanıtlandı. (2) Zaman içinde, İlahi İrade, Âdem'in yaratılışına hükmetti. (3) Âdem, İlmullah, Allah’ın İlmi ve İlmi idrak eden Akılla, şereflendi. İlahi İradenin Hikmetiyle, Âdem önce Kendini Bildi, böylece, Yaradan’ını İdrak etti. İnsana, ‘Cüzi İrade’, ‘Külli İradeyi’ idrak etmesi amacıyla verilmiştir.

Öğretilme işinin sırrı “Yeniden keşfedercesine aşikâr olma” deyiminden gelir. “Ben öğrendim dedirten öğretme” öğrenimin en makbulüdür. Okula gidilir, öğrenilir, sonra hayat boyu “Bana öğretildi” denmez, “Ben bilirim, öğrendim” denir. Okula gidip gitmemek çocuğun iradesinde bile değildir. “Hakiki iman edenlerdenseniz, müminseniz, O’nun emrini kalbinizin iradesiyle kabul edebilmenizin kolay olması amacıyla, O’na ve resulüne nefisleriniz sıfatını yok ederek, fenası ile yok bilerek, yok olduğunun idraki ile itaat ediniz.  “Habipim, kâfire toprağı attığın zaman onu sen atmadın ancak Allah attı” örneğinde olduğu gibi, fiili kendinize nispet etmeden, nefsiyle değil Allah ile atan Muhammet’tir idrakinde olduğu gibi itaat ediniz.” (8 Enfal, 17) Bir bütünün parçası olduğunuzu idrak ederseniz, parça ile bütün iki etmez. “Yer ve gök madde olmaksızın ve müddetle kayıtlanmaksızın halk edilmiştir. Yer ve gök Allah’ın ilmi ile görünür, vücudu ile mevcuttur. Zaman ve mekân ile sınırlı olan aklın itibarı olmasa arz ve semanın vücudu itibar olunmazdı. Sema ve arz Allah’ın vücudundan ayrı ve gayrı olamaz. Her şey istek ve iradesiyle, “Kûn, Ol!” emriyle oluşur, ancak söz ve ses duyulmaksızın,  arada bir vasıta olmaksızın ve zaman geçmeksizin birden, an içinde oluşmaktadır.”(2 Bakara, 117) “Kuranla ihya ettiği has kullarına,  emrinden,  ruhundan, nakşeder,  gönderir.  Bu nakış,  ilimden ibaret olan ruhun tenezzülü,  âleme inişidir. Ruhun inişi bir ‘İradenin’ olduğunu gösterir. Bu irade ise hakiki sıfatlar âleminin kanıtıdır, cisim ve hareketlerin açıklanmasıdır. Sıfat ve efal âlemleri, isim, cisim ve eylem, hareket âlemlerinin ortaya çıkışıdır. Bunların tümü ise cemadat, nebatat ve hayvanat âlemlerinin oluşumudur. Kısaca, ilimden ibaret olan ruh, irade, sıfat ve efal âlemlerinin ortaya çıkışıyla âlemler oluşmuştur.” (16 Nahl, 2) “İnsan, ilminin aynıdır,  organlarının kendine özgü ayrı bir sureti ve yaşamı yoktur, organların ilminden ayrı bir resmi ve cismi de yoktur.” (16 Nahl, 2; 39 Zümer, 9) “Bilen ile bilmeyen bir olmaz. İlim, sahibinden başka bir şey olmayan, azalarında, zerrelerinde zahir olan, görünen ve onlardan ayrı bir şey olmayandır. İnsanın, azalarının, zerrelerinin ilminden ayrı bir isim, cisim veya resim olduğunu düşünmek gaflettir. Âlim bunu kabul eder,  kâfir inkâr eder.”  (39 Zümer, 9) İlimden âleme geçişin ‘İrade Beyanı’ olduğu görülür. İlimden ibaret olan ruhun tenezzülü, inişi ve âlemleri oluşturması, bir irade beyanını gösterir, Ruh, İlim,  Hakk’ın iradesiyle iner.

“Var olanın fena bulmasının, onu ortadan kaldırmak olmadığına; o şeyin suret ve hakikatini, ezelde ve ebeden, kaydeden akıl şahitlik eder. Akıl Hakkın elidir.  Tutuş ve ifna,  o şeyin değişime uğramasıdır, tamamen yok olması değildir.  Yok,  ifna,  ediş mevcut olanın bir önceki halini, hakkın eli veya pençesinden ibaret bulunan, akılda tutmamak ve yeni haliyle kaydetmektir.” (25 Furkan, 46) İnsan, ancak, varlığına inandığı iradesiyle, maddeden arınıp soyunup, amacına ulaşır, Hakka kavuşabilir. “Yedi gaip, guyubu seba, beş duyu ile gazap ve şehvet, nefsanî kuvvetlerinin hakikati bilinmediği için, bilinmeyen yedi gaip, geceyi temsil eder.  Vücut,  hayat,  ilim,  irade,  semi,  işitme,  basar,  görme, kudret ve kelamdan ibaret sekiz sıfat gündüzü temsil eder. İnsanların,  bu yedi gece ve sekiz sıfat, sıfatı semaniye, rüzgârlarıyla zahir ve batınlarına etki edilir, kökleri kurutulur, hatta katledilir. Kendi nefisleriyle ayakta olduklarını ve yaşadıklarını düşünenlerin hayatları olmayan ölüler olduğu görülür. İçi boş hurma kütükleri gibi şeklen kuvvetli fakat hayatları ve manaları yoktur, birer haviye’dirler, göçüktürler, hakiki vücutları ve değer verilecek anlamları yoktur.” (69 Hakka, 7) “Siz, nefsinizle ve nefsinizin sıfatları ve fiilleri ile baki kaldığınız müddetçe iradeniz, mücerret, somut, bir temennidir. Temenni ise mümkün olmayan bir şey’i talep etmektir.”  (4 Nisa,  122)

Kitap, bakana kendini gösterir,  okuyup düşünene kendini bildirir.  İnsanı,  böylece muhatap alarak, Kitap, insanı, ‘Yaratıcısını bilmek amacıyla, özgür iradesinin verildiğini’  idrak etmeye çağırır. Önce, bir başka kişiye kulluk etmemesi istenir. Sonra, verilen cüzi iradesinin de külli irade karşısında fazla geçerli olamayacağının idrak edilmesi öğütlenir. Elektromanyetik radyasyon, ışınım, evrenin her köşesindedir ama hiç mesaj taşımaz.  Yalnız canlılarda, mesajlaşma amacıyla, bu ışınım, verilen cüzi iradeyle, kodlanıp çözümlenir, hücre ve moleküller röle istasyonu gibi çalışır. Bu bilgi, maddesi kaybolsa da kaybolmaz. Aynı şekilde, Ruh da Maddeden, İlim de Kütleden, soyunabilir. Süper determinizm, ‘Gerekircilik’, son gelinen noktadır. Buna göre ‘özgür irade’ yoktur ve her olmuş ve olacak Büyük Patlama anında ‘Belirlenmiştir’. (4) Bilimsel ve Teknolojik Araştırma sonuçları, Kutsal Mesajları açıkça kanıtlar durumdadır. Kendi Bilincine, Özgür İradesine, Aklının çalışıp İdrak edişine odaklanarak, küçük Âleminde, Âdemiyetine sıkışıp kalan İnsan; bu sahip olduklarını, İlahi İrade, Külli Akıl ve İlahi Âlemde, ifna etmeden özgürleşemez. İnsan, Âdem baloncuğunu patlatmadan, ademiyet olmaz, Âlem olamaz!

Umarım biz de, Özgür İrademizi, İlahî İradenin zerresi olarak idrakle özgürleşebiliriz!

 

                (1) https://phys.org/news/2010-05-masses-common-quarks-revealed.html

                (2)  https://www.youtube.com/watch?v=FYf7af2tb5U

                (3) http://necdetaltinay.blogspot.com/2017/08/ayn-ikiye-yarls.html

                (4) http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/05/akln-yolculugu.html

2 Nisan 2025 Çarşamba

Fıtratta Yazılıdır

 

Fıtratta Yazılıdır                                            Necdet Altınay 05042025

İnsan Fıtratı, ilim ve ilmi idrak yeteneği ile donatılmıştır. Aklı ile Külli Aklı hissedip, Hakkın Hidayetini, yardımını ister. İnsan, aklıyla külli ilmi idrak etmeye çalışır. Kutsal mesajlar, tecellilerden, ayet, delil ve işaretlerden söz eder. Fıtratta verilen ve denilenden, verilmek ve denmek istenene gidilir. Evren, Âlem, Dünya, Âdem örnekleri üzerinde gözlem yapar. Dünyanın Güneşi varsa, Âdem’in de Ruh Güneşi vardır. Güneş ışığını şekere çeviren yeşil yapraktaki klorofil molekülü, böylece, Dünyadaki tüm canlıların enerjisini sağlar. Âdem’in Bedenindeki tüm faaliyetlerin enerjisi de, şeker molekülünden koparılıp karbon atomuna eklenen, oksijen atomunun kopuş enerjisinden elde edilir. Güneş ışığı, Dünya üzerindeki, bir Yaratıcıya iman ettiren, Fırtına, kar, yağmur, gök gürültüsü, mevsimler gibi her çeşit Doğa olaylarının sebebidir. Evren, Güneş, Dünya, Âdem, hepsi aynı Yıldız tozundandır. Foton bir ‘Hiçlik’ örneğidir. Hiçlikten oluşan ‘Hepliğe’, bilmeden ve görmeden, inanmak daha kolaydır. Yokluktan, Uzay zaman Boşluğuna, çıkan elektron-pozitron gibi Elektromanyetik kuvvetlerin, Sistemin dışından, müdahale sonucunda, Alan içinde toplanıp hareketsiz kalarak, Kütle oluşturması, CERN, İsviçre’de, Bilimsel ve Teknolojik olarak kanıtlanmıştır. Mucizelere inanmak, bilmek ve gözlemlemekten daha kolaydır.

“Bedenin oluşumu ilk andan, yumurtadan, itibaren izlenebilir. Maddeler birleşip daha büyük madde oluşturabilir. Maddeler uyumludur, fizik yasalarına uygun olarak, atom altı parçacıklardan moleküllere, organlara ve vücuda kolayca ulaşılabilir. Önemli olan maddeden manaya geçiş olabilir. Önce madde, hücreye, hayat verilmesi, maddenin canlılık kazanması önemli bir aşamadır. Bedensel nefis düzeyinden, kalp düzeyine çıkış veya insanın insanlık kazanması, ikinci aşama olarak görülebilir. İnsanın bedensel varlığına yeryüzü denirse, önce maddeye canlılık kazandırılmış, sonra da kalp arşı üzerinde olgunlaşma yükseltilmiştir. Bu amaçla da önce bilgiler verilmiş, öğretilmiş, öğrenilmesi ve idrak edilmesi sağlanmış böylece ruh güneşinin doğması gerçekleştirilmiştir. Güneş ve ay, yaradılışlarının amacını gerçekleştirmek üzere, belirli bir olgunlaşma yönünde hareket eder. Böylece, oluşumların öncesi ve sonrası, önceden tayin edilen, saptanan belirli bir düzen içinde yürür. Sonuçta efal ve sıfatın tecellileriyle, olgunlaşma düzeninin delilleri ayrıntılarıyla ortaya çıkmış olur. Muhtemelen, siz tecellilerin delillerini müşahede ederken aynen yakin hâsıl edersiniz. Ceset Arzı döşenmiş, Kemik dağları ve Damar nehirleri oluşturulmuştur. Bedene, Ahlak ve İdrak yemişlerinden, Zulüm-Adalet, düşük-yüksek ateş ve tansiyon, Kuru-Yaş gibi çift ve zıt iki sınıf yerleştirilmiştir. Ruh ve Ruhani Kuvvetler Ceset Arzıyla, Ruh Gündüzü üzerine, Cismani zulmet gecesi örtülmüştür. Mikro ve Makro Âlemlerde tefekkür edenler için büyük deliller ve işaretler vardır. Ceset Arzında Kemik, Sinir, Kas ve Et gibi birbiriyle uyumlu parçalar yerleştirilmiştir. Doğal, Hayvani ve İnsani Kuvvetlerden oluşan bahçeler konulmuştur. Nefsanî Heves şaraplarının sıkıldığı Şehvet Kuvvetleri; aşk ile Muhabbet Şarabının sıkıldığı ‘Akılcı Kuvvetler’ üzümlerinin Bahçeleri yerleştirilmiştir. Bitkisel Ekin Kuvvetleri; Zahiri ve Bâtıni hurmaları, kökü bir dalları farklı olarak yetişir. Lisan, fikir, kuruntu ve zikir gibi kökleri ayrı olan Kuvvetler oluşturulmuştur. Bunların hepsi de Hayat denen bir su ile sulanır.” (13 Rad, 1-4)

 “Bedenin terkibini, nelerden oluştuğunu, nelerin bir araya gelip neyin ve nasıl oluştuğunu bilen, her şey için nasıl bir kudret gerektiğini iyi bilir. Yeniden diriltilen kimse halini ve bedenden tecerrüdünü, sıyrılıp çıkmayı, bilir; bedenin terkibini de bilir. Diriltilen birisi, diğer insanlara örnek olsun veya delil kılınsın diye diriltilir. Hikmet, müminin gaip olmuş malıdır. İnsanlar, altın ve gümüş gibi madendirler, bedenle örtünmüş olsalar da aslı ve özü olan ilim değişmez. Her kişinin istidadının gerektirdiği kadar ilim, hazinelerinde saklıdır, gizlidir. Her kişinin fıtratında, ilmin tümü, mükemmelliğe götürecek şekilde, henüz başkalaşmamış halde, mevcuttur. Üzüm taneleri, insanı ve onun kısmî idrakini andırır. Süt ise kişinin yaşamını sürdürmesi için gereken beslenmeyi sağlar. Şarap, aşk, ilim, bilgi ve hakikatlere işarettir. İnsan, üzüm gibi sıkılır, suyu çıkarılır ve eski yapısından kurtulup yeni bir yapılanmayla şarap, insan hakikatinin idraki, elde edilebilir. Şarabın sarhoşluğu, insanı kendinden geçirerek, aşka ulaşmasını sağlar; aşk ateşi de ilmin, bilgiler ve hakikatler halinde ortaya çıkışını gerçekleştirebilir. İlmin tümünün idraki, incirin kendisine, insanın kısmî idraki ise incirin içindeki taneciklere benzer. Kişinin kendini bilmesiyle, yapısının olgunlaşmak üzere başkalaşımı gerçekleşir. Bu ilk yapının çöküşü, harap olması ve göçüşüdür. Yapı taşlarının idraki, külli idrake ve ilahi aşka götürür. Bu durum, haviye, göçmeye, göçük oluşumuna ve göçükte ilahi aşk ateşinin yanmasına, asar ateşine, eserler yaratan yanışa ve yeniden diriltilmeye gider.” ( 2 Bakara, 259) “Akıl; ancak fıtrata hidayet bulabilir ve ancak maarife, bilgi bilmeye, hidayet edebilir. Amma cemal nuruyla nurlanmak ve visal, vasıl olma, talebine şevk ve celâl ve cemalin kemaline, belki cemalin celâline ve celâlin cemaline aşk zevkiyle lezzetlenmek; ancak Hakkın hidayet nuru ile müyesser olunabilen bir iştir. Şüphesiz bizim ona talimimiz dolayısıyla Yakup, ilim sahibidir, ayan ve Şuhut sahibi değildir. Lâkin insanların çoğu bunu bilmeyip, kemali «Akılda olan ilimden ibaret» zanneder. Havas insanları, aklı küllinin ilmini bilemezler.” (12 Yusuf, 68)

Verimli toprakta uygun ısı ve nem bulduğunda, çekirdek çimlenir, ilmini, fıtratını gerçekleştirir. (1) Çekirdekteki ilim, maddeye hükmeder, ilim uygulanır, ortamı ve ortamdakileri kullanır, kendini gerçekleştirir. Önce genetik bilgiler, faktörler, tek hücre düzeyinde uyumlu ve eşgüdümlü çalışan organeller, sonra çok hücre düzeyinde uyumlu faaliyetler gözlenir. İçinde yapılan iş ve işlemler açısından her bir Hücre bir Fabrika gibi çalışır. Her hücrede, canlılığı oluşturan, Enerji Üretim Sistemi Mitokondri, gerekli faaliyetleri yürüten Üretim Sistemi ve bölünerek Çoğalmayı sağlayan Üreme Sistemi, olmak üzere üç temel Sistem vardır. Bu üç sistem işbirliği ve eşgüdümle çalışıp Hücreyi yaşatır. Hücreler de Beden Elektriği üretip, haberleşip, işbölümü, işbirliği ve eşgüdümle çalışarak, Kalp ve Beyin gibi organlarımızla birlikte, tüm Bedenimizi yaşatır. Bedensel organlarımızın oluşum, çalışma ve yaşamında irademiz yoktur.  İnsan, her sabah Bedenini alır, 'Ben' diye uyanır, kalkar; Oluşum ve çalışmasında kendi iradesi olmadığını tefekkürle anlar!

Umarım biz de aslımız ve esasımız olan İlmin İdrakine vararak Hidayete erebiliriz!

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2025/03/olum-ve-yeniden-dirilis-necdet-altnay.html

19 Mart 2025 Çarşamba

Ölüm ve (Yeniden) Diriliş

 

Ölüm ve (Yeniden) Diriliş                             Necdet Altınay, 22032025

Kuran, Evrendeki her şeyi kapsar ve Küresel düzeyde Âlemi, Bireysel düzeyde Âdemi, apaçık anlatır ve bildirir. Teşbihe dayalı ayetler “Doğa” ve “Birey”  düzeyinde olabilir. Doğanın Mevsimsel değişimleri akıl sahiplerine ibretler sunar. İlkbaharın gelmesi ve yağmurlarla ortamın canlılık kazanması, “Arzın ölümünden sonra ihya edilmesi” olarak teşbih edilmiş. Bu ef’al, fiil, ilahi olup anlayanlara ibret olur. Bireysel düzeyde de insanın sabah-gündüz-akşam-gece saatleri mevsimlere benzetilebilir. Bu ayet yani delillerin “İman”, “Bilme” ve “Anlama, akıl erdirme” kavramlarının farklılıklarını ortaya koyar. Nasıl olduğunu bilmeden önce de doğanın “Canlanışı” insanların iman etmelerini sağlamış. Aşikâr olarak ortada olan Vücudun Şuhut’u, varlığın gözlemlenmesi, insanların bunu tasdik etmesine yardımcı olur,  böylece önce “İman” gelir. Daha sonra nedenleri bilindikçe doğa olaylarını “Bilme-anlama” başlar. Her bilen iman eder ancak her iman eden bilemez.  Çokluğu gördüğü halde çoklukta vahdeti idrak edemeyen Zatın Şuhut’undan gafil olduğu için iman etmeksizin bilir-anlar, ateistler! Bu sebepten Allah’ın Habipi, “Allah’ı ne ile bildin?” diye sorulduğu vakit, <Ben eşyayı Allah ile bildim> der. Dünya yüzeyini canlandırıp yeşillendiren, ormanlaştıran Yağmur Suyudur. Vücudun, Eşyanın, Maddenin ‘Canlanma’ işinde hiçbir iradesi yoktur. Aynı kapsamda, İlim Suyu verildiğinde Bireyin de ‘Bilinçlenme’ işinde iradesi yoktur. Canlanış, İhya oluştur, olgunlaşıp mükemmelleşmekten sonrası Arz için Ölüm olabilir. Birey için Olgunlaşma, İlmin İdraki, İlmin Hakkın olduğunun, Hak ve Hakkın Gölgesi olduğunun idraki olabilir, böylece, Birey aradan çıkar, kalır Yaradan!

“Ve sen, nefis arzında cehil, cehalet, sebebiyle ölmüş; kendisinde olgunluk ve fazilet olmadığını görürsün. O, ölü olan nefse, ruh sema’sından ilim suyunu indirdiğimiz vakit, hakiki hayat ile titreşir, canlanır. Ve makamlara ve mertebelere terakki ile yükselir. Ve her sınıftan, o nefsi ziynetleştirici parlak fazilet ve olgunluk bitirir. Ve Allah Teâlâ, küçük kıyamette;  tabii ölüleri dirilttiği gibi, büyük kıyamette;  ilim ve feyizle cehil ölülerini de ihya eder, yeniden diriltir.” (22 Hac, 5) “Sabah vaktinde; iade yoluyla meyyit, ölü, olan Nefiste, hayat sabahı olan Kalbi ihya edip ihraç eyler, çıkarır. Akşam zamanında; ibda' edilip diri olan Kalpten, Nefis ölüsünü çıkarır. Bu takdir üzere, ölümden sonra Beden Arzını ihya eder.” (30 Rum, 19) “Tevhitte fena ve nefha-i ruhiye, ruhun üflenmesi ile hüviyetin zuhuru halinde, göklerde ve yerde bulunan herkes helak olur. Ancak fenadan sonra Allah'ın vücut-u Hakkanî, Hakkın bağışladığı vücut ile ihya ettiği, fenadan sonra beka ehlinden dilediği kimseler müstesnadır ki, bunların evvelce nefislerinden fani olup hayatları Hak ile olduğundan, kıyamette bir defa daha ölmezler.” (39 Zümer, 68) “Eşyanın tümü, O'nda halk edilmiş ve fanidir. Her işiten onunla işitir, işitilir. Her gören onunla görür, görünür.” (42 Şura, 11) “Gece ve gündüzün değişmesinde ve Allah’ın semadan yağmur indirip, onunla arzı ölümünden sonra ihya etmesinde ve rüzgârları tahvil etmesinde akıl sahibi olan kavim için yani ilahi fiilleri, taakkul edenler, akıl erdirip anlayanlar, için ayetler, deliller, vardır. Semalar ve arzdaki tüm mevcutlar, Allah’ın efal, sıfat ve zatının ayetleri, delilleridir. Hal veya kal lisanıyla söyleyici ve görücü her mevcuttan, ilahi ayet işitir ve işitilir; görür ve görülür.” (45 Casiye, 5-6)

“Akıl semasını ilim ve bilgi ile donattık ve kuruntulardan arındırdık. Akıl semasında, madde denizine ilişkin ilim, yeteneklere ilişkin bilgiler, teorik ve uygulamalı bilimler yerleştirildi. Akıl ufkundan, aklın hükmü, saklıca dinleyen biri tarafından, bencillikle, çalındığında onu parlak bir ışık izler ve çalan hemen yakalanıp tart edilir, şirk koştuğu saptanır. Akıl ufkunun içinde, nefis arzı, kalp nuru kubbesiyle döşendi. Beden arzı ise ihtiyaç duyulabilecek her şey yetiştirilebilecek şekilde donatıldı. Allah, Âdemin inşasında görev alacak olan ilim sahibi uygulayıcılara, Âdemin icat edilmesi iradesini göstermiş, emretmiştir. Zira kâinatta hadis olan her şeyin, yaratılmazdan evvel kaza-i sabık denilen ruh, ilim âleminde; sonra âlemin kalbi olup levha-i mahfuz denen kalp, boşluk, âleminde; sonra âlemin nefsi olup ispat levhası ve dünya seması denilen nefis, varlık, âleminde, sureti vardır, tasarlayıp, düşünüp, uygulamaya benzer. Her şeyin hazinesi, bizim indimizdedir, her şeyi, ancak malum miktarda indiririz. Beden arzında, bireysel tedbir alma ve bedensel ameller sayesinde yaşanabilecek ortam hazırlanmıştır. Kalp seması ise sabır, şükür,  tevekkül, bağışlama ve muhabbet makamlarıyla birlikte bilgi, hikmet ve hakikatler ile donatılmıştır. Vücutta bir şey yoktur. Önce sureti, şekli ve resmi, külli akılda külli veçhesiyle, her yönüyle, resim olunur, kaza âleminde resmi çizilir. Sonra, sebepleriyle birlikte,  levha-i mahfuzdaki görüntüsüyle, külli nefis âleminde görüntülenir. Daha sonra ayrı ve farklı bir birim olarak, ölçülerine göre, miktarına ve vasıflarına uygun, levha-i kader ve dünya semasında görüntülenir. Kısaca,  külliden cüze, plan, program ve bütçesine uygun olarak, her şey tasarımına uygun gerçekleştirilir. Her şey belirli ölçüde, şekilde, yerde ve zamanda kendine özgü yaradılış ile indirilir. İlahi nefes rüzgârları, hikmet ve bilgi aşılayıcı, kalplere sefalar verici ve tecellilerin kabulüne hazırlayıcı olacak şekilde estirildi. Ruh göğünden hakiki ilimler suyu, ilim yüklü enerji, indirilerek insanlar ihya edildi. İhya edilmezden önce insanın ilim hazinesi yoktu. Hayat-ı ilmiye ile ilmin hayatı suyuyla fıtrat makamında kıyam ederek, ayağa kalkarak, hakiki hayat ile ihya edilir, insan dirilir. Vahdette fâni kılmakla da öldürürüz. Sizin fenanızdan sonra, baki olan vücutları vâris, sahibi, olanlar; ancak biziz.” (15 Hicr, 16-23)

            Ayetlerde de açıklanıp anlatıldığı gibi Yağmur Suyu veya İlim Suyu ile İhya Ediş gerçekleşmeden önce Canlanışa uygun ortam da hazırlanır. Her şey ölçüsüne göre, Yokluktan, Boşluğa indirilir, Vücut verilip var edilir. Yalnız İnsan, cahil iken, İlim ile şereflendirilir ve Vahdette fenadan sonra Beka Âlemine, Hakkın bağışlanan Vücudu ile baki kılınır. (1) Halk Cehalet aşamasında iken, Halka ‘Cahil’ denmesi, Bilinçlenmenin henüz ilk aşamalarında olanların Hisleriyle davranmasından olabilir.

            Umarım, biz de İlmi idrak ederek İhya edilip, Hakkın vücuduyla Yeniden Dirilebiliriz!

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2025/02/sahadet-alemi.html

 

                                                

19 Şubat 2025 Çarşamba

Şahadet Âlemi

 

Şahadet Âlemi                                              Necdet Altınay, 2202025

Elle tutulup gözle görülen Dünya Semasındaki Eşyanın tümü, madde ve manasıyla; Gaip Âlemlerindeki İlmullah’ın, Allah’ın İlminin, uygulanmış halidir. Gaip âlemi, Allah’ın huzurundadır, yalnızca Allah bilir. Gaip Âlemlerinden Dünya Semasında, Şahadet Âleminde, zahire çıkacakları da yalnız Allah bilir. Yaratılışın, Allah’ın İlmi ile başlatıldığı ve İlmullah öğretilerek inşa edilen Kâmil İnsan ile tamamlandığı, ayetlerle bildirilir.(1) İnsana, «kendi ruhundan nefyetti» bu Tanık ve Şehit olan insanla, Hak zahir oldu, göründü!

“Suretler, ilmin aynidir. Göklerde ve yerde, hiçbir cisim, bir zerre miktarı ilminden hariç, farklı olamaz” Gaibin anahtarları Hakk’ın indindedir. Malûm olmalıdır ki, gaip bir kaç mertebedir. Evvelkisi: 'İnâyet-i ûlâ" olarak isimlendirilen, ilmullahtan, Allah’ın ilminden, ibaret bulunan, "Gaybül  guyûb"dur. Sonra: Âlem-i ervah, Ruhlar âlemi, gaybıdır ki o da ezelden ebede kadar bulunmuş, bulunacak bütün mevcudat suretlerinin külli yönleriyle "Ümmül-kitap" olarak bilinen ve âlemin ruhundan ibaret bulunan "Âlem-i evvel-i aklî" de nakış olunmasıdır ki kazayı sabık denilen de budur. Sonra, "Âlem-i Kalp-i gaiptir”. Bu da tüm mevcudat suretlerinin, yine ayniyle "levha-i mahfuz" denilen ve âlemin kalbinden ibaret bulunan "Nefsi külliye" âleminde küllî ve cüzi,  tafsil-i ilmi ile mufassal olarak nakış olunmuştur. Sonra, "Âlemi hayal-i gaiptir”. Ki, o da tüm kâinat suretlerinin ayniyle vâki olacağı üzere muayyen ve müşahhas ve vakitlerine mukarin olarak "Ecrâm-ı felek iye”de muntabı' bulunan "Nüfûs-i cüz’iye-yi felekiye”de nakşolunmuştur. İşte bu mertebe,  gaip âleminin ve mertebelerinin, şahadet âlemine ve "Kaza-i İlâhiye”nin tafsili olan "Kader-i ilâhiye"  levhine en yakın bulunması dolayısıyla, şeriatta bu âleme  "Sema-i dünya",  Dünya Seması,  denilmiştir. İnayet-i ula denilen ilmullah’ta, Allah’ın ilminde, zatının ayni olan işbu âlemlerin tümünde, zatının zuhuru sebebiyle tümünü kapsamasından ibarettir ki, Hak Teâlâ o âlemleri, Zait, artı, diğer bir suretle değil, kendilerinde olan suretlerin cemisiyle ve aynıları ile bilir. O suretler, ilminin aynîdir. Göklerde ve yerde bir zerre miktarı ilminden hariç olamaz, imdi, Zatının tümünün zuhuru dolayısıyla cemi gaiplere ait olan hazineler, Hakk’ın indindedir. O gaip hazinelerini Allah’tan gayri kimse bilemez, ancak o bilir. Yahut gaiplerin izharının ve halk muttali' olmak üzere mekânından şahadet âlemine çıkarılmasının sebepleri; Hakk’ın kudret ve tasarrufu elindedir. Onun indinde saklıdır. O hazinelerde bulunan gaipleri bilmek için Hakk’ın gayrisi o esbabı çekip almağa kadir değildir. Bu anahtarlar da, Hakk’ın "Esma-i İlâhi, İlahi İsimleri"dir. "Kitap-ı mübin, Apaçık Kitap” da, "Sema-i Dünya"dan ibarettir.” (6 Enam, 59) “Hak Teâlâ, sıfatının açığa çıkması suretiyle; her şey’in halkını,  zuhurunu, güzel kılan «zatı celil, yüce ve âlâdır.» Zira güzellik, sıfata mahsustur. Var olanların tümü «sıfatının mazharlarıdır, göründüğü yerdir.» Ancak «İnsan-ı kâmil»  müstesnadır ki o, «Cemal-i zata» ihtisas etmiş, mahsus bulunmuştur. Bu sebepten; «İnsan-ı kâmil», tesviye ile yani Ahsen-i takvim ve mizacın pek adaletlisi ile mutedil kılınmıştır, iki tarafı bir edilmiştir. Bu tadil, mutedil kılınma, sebebiyle, «Hakka mahsus olan ruhu kabule müsait» oldu. Ve insana da «kendi ruhundan nefha eyledi» ve işte bu nevi insan ile cemadatı Halk Ediş, Nebatatı ve Hayvanatı, canlıları, Yaratış ve İnsanı İnşa Ediş, nihayet bulup, Hak zahir oldu.” (32 Secde, 7,9)

“Allah’ın ef’al, sıfat ve zatının zuhuru olan Kuran aklının, Muhammed’in vücudu üzerine inişidir bu. Muhammed’in mazharında, rahmetin tümünün inmiş olması, âlemin Rabbinden indirildiğini gösterir. Âdem’den Muhammed’e kadar geçen zaman “Gizlilik” devridir ve bu süre “İlâhî altı gün”dür. Bu altı günde, Allah, Sema ve Arzı ve aralarındakileri görünür kıldı, halk etti. Sonra, tüm sıfatlarıyla tecelli ve altı günün tümünü kapsayan yedinci günde, zahir olmak amacıyla, «Kalbi Muhammedi Arşı üzerine istiva eyledi», Muhammedî Kalp Arşının doruğunda parladı, kemale erdirdi. Bu nedenle, peygamberimiz “Kıyametin başlangıcında gönderildim” demiştir. Onun gönderiliş vakti, kıyamet sabahının doğuşudur. Bu günün ortası, hidayete eren, doğru yolu tutan kişinin, Mehdinin, ortaya çıkış vaktidir. Bu günün sabahında bu sure okunur. Hakkın zuhuru, görünürlülüğü zamanında,  her şeyin onda yok olması nedeniyle, sizin için bir veli veya yardımcı yoktur. Vahdetin zuhuru zamanında fıtrat sözleşmesini, Ahdi Evveli düşünmez misiniz? “Allah’ın Ahdi, Tevhit İlmini fıtrata kazımak, Ahdi Misak da ona uymaktır.” (2 Bakara, 27; 7 Araf, 172) “Vahdetin zuhuru semasından, altı günde gizlenerek ve ihtilaf ile çeşitli görüş ve düşüncelerle Vahdetin gizlendiği ve gurup ettiği Arzı yönetir. Sonra, miktarı sizin saydığınız senelerden bin sene olan «Yedinci günde zuhur ile sema-i vahdete urûc eyler, vahdet semasına yücelir» ilmin sonucunu bilen, gaip ve gizlilik günleri olan altı günün sonunda, yedinci günde zuhurun, açığa çıkışın, hikmetini bilir. Perdelenme hususunda Celâl engelleriyle örten, bu örtüleri keşfedenlere, Cemalini göstererek, rahmet edicidir. Her şey, O’nun sıfatı görünür kılınarak halk edildi. Ahsen sıfata mahsustur. Varlıkların tümü, sıfatının mazharıdır. Kâmil insan, müstesna olarak, Zatın Cemaline tahsis olunmuştur. Olgun insan tesviye ile Ahsen-i takvim ile iki tarafı bir etmeye, tadile memur edildi. Bu tadil sebebiyle Hakk’a mahsus olan ruhu kabule müstait, İstidatlı, kabiliyetli, uyanık, anlayışlı, akıllı oldu. Böylece, insana da kendi ruhundan nefyetti ve yaratılış nihayet buldu, amacına erdi, Hak zahir oldu.” (32 Secde, 1-9) “Dünyada rahman sıfatıyla zahirde, ahrette rahim sıfatıyla batında, hamt O’nadır. Şahadet âleminin tertibini, düzenini hikmetiyle, Gaip âlemlerinin batınında ilmini letafetle, hâkim kılan O’dur.” (34 Sebe, 1) (53 Necm, 1-7)

Yaratılıştan bugüne yedi gün geçmiştir. İlk altı günde gizli Gaip Âlemlerinde yürütülen Yaratılış, İlimden Eşyaya ve İnsanın İnşasına, yedinci günde açıklanmakta, gizlilik kalkmakta, batın zahire, gizlilik apaçıklığa, Halk olarak gizlenen, Hak olarak zuhura, çıkmaktadır. İlim ile başlayan her şey, İnsanın ilimle inşa edilmesiyle, Yaratılış tamam olmaktadır. Namaz müminin miracıdır. Allah’ın Birliğine ve Resulünün O’nun Elçisi olduğuna Şahit olup Şehit olan İnsan, kemale ermektedir. Normalde İnsan, Resulü bilemez, Allah’ın izniyle ve ilmiyle, bilir. Seyri sülûk, Kemale eriş yöntemi, ayetlerde açıklanır. (1)

Umarım biz de Allah’ı ve Resulünü bilerek, Kemale ererek, Yaratılışı tamamlarız!

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2025/02/hzrla-vuslata.html (53 Necm, 1-7)

5 Şubat 2025 Çarşamba

Hızır’la Vuslata,

 

Hızır’la Vuslata,

            İnsan, her an yeni bir şeyler öğrenebilme amacıyla olsa gerek, Nisyan, unutkanlık, hastalığı ile maluldür denir. Doğuştan hatta yaradılıştan, Âdem’den beri bu sıfat ile donatılmıştır. Ayette ‘İnsan kendi yaradılışındaki hayranlık verici mucizevî sırrını unutmamalıdır’ dense de unutur. Bu nedenle, Kutsal mesajlar, insanın Daim Zikir halinde olmasını önerir. Yaradılıştaki hayranlık verici mucizevî sırrı bilse ve unutmasa Kendini ve Yaradan’ını bilir. Durum ayetlerle açıklanır. İnsan, olgunlaşarak mükemmelleşme, Doğru Yol, Seyri Sülûk, Sıratı Müstakimde, unutkandır. Hz. Musa’nın, Hızır ile Allah’a yolculukta nisyanı bize ibretliktir, adeta beni izleyin der. Hz. Musa, ‘Gemiyi niye deldin?’ der, özür diler. Çocuğun öldürülmesi ve duvarın tamirinde yine itiraz eder, yine hemen özür diler.

“Müminler, Kuranın ilmiyle âlim olur ve ahlakıyla ahlaklaşır, Allah’a iman eder yani Allah’ı ceman tevhit eder. Meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ederek mazharlarından her mazharına, tecellilerinden her tecellisine razı olarak, vahdetini kesret suretlerinde müşahede edici olarak Allah’ı tafsilatıyla tevhit eder. ‘Bizim vücut ve sıfatlarımızı senin vücut ve sıfatlarınla setir ve imha eyle ve en büyük günah olan vücutlarımız günahlarını setir eyle, ört ve fenadan sonra bağışlanmış vücut ile bize rahmet et’ derler.” (2 Bakara, 285) “Has kullarımızdan olup maddeden soyunmuş, cihattan kutsanmış, kendisine beşeri bir öğretici olmaksızın kutsal bilgileri, ledün ilminin tümüne ait hakikatleri, kendini levam etmeyi, yermeyi, öğrettiğimiz ve manevi olgunluğu verdiğimiz, nur yüzlü kulu buldular. Musa ona ‘Sana bildirilenleri bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?’  dedi. O kul, Musa’ya, ‘Sen beden perdeleriyle mahcupsun, bedenden soyunmuş değilsin, gaibe ait manevi hakikatleri öğrenmen için benim arkadaşlığıma sabredemezsin’ dedi. Musa da ona ‘İstidadımın kuvveti ve talep etmekteki sebatım, azmimle, inşallah sabredebilirim’  dedi.”  (18 Kehf, 65) “İkisi yola çıktılar, Beden Gemisine bindiler, Allah’ta seyir için, her şeyin maddesi, mahiyeti, aslı, esası, özü, Âlimlere göre cismani suretlerin ilk cevheri; Kelam edene göre Eşyanın Hakikati; Sofilere göre ruhani  «Rûh-i azam»,  cismani  «Tabiat-ı külliye» demek olan Heyula Denizinde seyretmeye, gitmeye, başladılar. Abdi’miz, kanaatkâr olarak, bedenin yeme içme düzenini biraz değiştirdi ve bedeni biraz zayıflatacak kadar azalttı. Bunun üzerine Musa, ‘hayvani ve nebati kuvvetleri heyula denizinde gark edip helak etmek için mi Gemiyi zarara uğrattın, çok kötü bir şey yaptın’ dedi. Bu inkâr ve isyan, Nefsin sıfatlarının ortaya çıkışıdır, eski huzurunun kalmamasıdır, Kalbin Nefse meylidir. Abdi’miz ‘sen benimle yolculuğa sabredemezsin demedim mi’ dedi. Bu söz, Seyri Sülukta, azmetmenin daha kuvvetli olmasını teşvik edici kutsal bir tembihtir. Musa, ‘Beni bu nisyanım, unutkanlığım, nedeniyle senden ayrılmama mecbur etme, küçüklük ettiğim için istediğim şeyden beni mahrum etme, beni mahcup eyleme’ dedi. Bu ise Levvame Nefis makamında özür dilemektir.” (18 Kehf, 71-73) “Kulağın delik olsun ve kar suyu kaçsın. Beş iç ve beş dış duyunun çalıştırdığı Beden Gemisi; hep maddi zevkler peşinde koşan doyumsuz Hayvani Nefsin ölümünden sonra, onun elinden kurtarılıp, öncesiyle arasına duvar örüp, duvarı güçlendirip; İnsani Kanaatkâr Nefsin yönetiminde, iyi ahlakla, ilahi sıfatla nur âlemine çıkılmalıdır.” (18 Kehf, 78)

 “Kalp, Ruh ve Vahdet; yani Ef’al, Sıfat ve Zat makamları, Ayetlerde tanımlanır. Kalbin ufku, Ruh Semasıdır. Kalpten ruha çıkmak, kalpten ruh semasına çıkıp sonuna, ufku alaya, apaçık ruha, ufku mübine, açılmak, demektir, ufkun sonuna yaslanmaktır. Değişmesi ve nisyanı, yanıltması, mümkün olmayan, İlmin doğruluğu, sabit ve muhkem, emin oluşu, mertebeler halinde inişi, zanları ortadan kaldırır. Her makamda tekrarlanan, örneğin, Efal makamında, Fena-i Efal, Tevhidi Efal ve Tecelli-i Efal şeklindeki mertebeler, bireysel bencillik zanlarını yok eder. Bu durum, Kutsal Ruhun tesirini gösterir. Resul, var olduğu, zuhur ettiği yerde, böylece, fani olup fena bularak,  gurup ettiği zaman,  huzura çıktığında,  zahir oluşundan, varlığından, eser kalmaz, itibar edilecek bir şeyi bulunmaz. Kalbin ufkuna çıktığından, vasıl olduğundan itibaren, ufkun en tepe noktasına, ufku alaya, kadar, Kutsal Ruh öğretir. (1) Üç makam, üçer mertebe halinde geçildiğinde, varlıktan, var olma zanlarından eser kalmaz. Resulü, Ruhulkuds, Kutsal Ruh, talim eyledi, terbiye etti,  her şeyi öğretti. Nebi, Kutsal Ruhu, en güzel suretinde iki defa görmüştür. Birisi, Hazreti Ehadiyet’e yücelişinde, diğeri oradan inişindedir.” (53 Necm, 1-7) Akıl, Kalbin bilgi işleyen bölümüdür. Akıl, bilgiyi anlar; Kalp ise, basiretle, bilginin ardını, arkasını, Hikmetini anlar, İlmi idrak eder. İlim, Ruhtur; Hakkın Gölgesi olarak, Kutsaldır. İlim, Kaf, kütlesiyle, suretlere dönüşür;  Sad,  suretler,  anlaşıldıkça İlim idrak edilir; İlim, suretler ve eşya ile kendini öğretmiş olur. Her zerre, farklı bir titreşim, farklı bir bilgi ve yok denecek kadar az veya çok bir kütlesi olan, bilimsel özelliklere sahip, Bilgi Küpüdür, Evrenin Yapı Taşıdır. Eşya, madde, kütleli Kuvvetlerin toplanmasıyla, ayetin dediği gibi  ‘izdihamı’  ile ilimden, bilgi veya bilgilerden oluşur. (2) Önce Kaf, Sad haline gelir, sonra ise Sad, Kaf haline dönüşür, Hakikat Güneşi Batıdan doğar. Bu şekilde İnsan, maddeden soyunur, yüzerek yanıp, Anka gibi küllerinden yeniden doğar, Arif olur, Hakkın Bağışladığı Vücut ile yeniden küllerinden dirilir.

Bedensel beş duyu, kutsal aydınlanmaya, ilahi bilgiler elde edilmesine, cemal ve celal tecellisine katkı yapamaz, hatta karşı koyar. Hızır ile yolculukta, ‘Masum Çocuk’ olarak görülen ve öldürülen ‘Hayvani Nefistir’, normalde de kurban edilir. Sonra, tatmin olmuş, kanaatkâr ‘İnsani Nefis’ çıkar, Mutmainden Kemale erdirir. Hayvani Nefis, hayvana; İnsani Nefis ise Hakk’a, Hakkın Hakikatine, Allah’a götürür. Hayvani Nefis harabesinde, yeniden inşa edilmeyi bekleyen bir duvar vardır. ‘İnsani Nefis Duvarı’nın onarımı, yolculuğun dönüm noktasıdır. Bu noktadan itibaren, para, makam ve güç anlamını yitirir. İyilik, Hızır’ınki gibi özgürce ve karşılıksız olmalı. Fazilet, ilahi ahlak ile ahlaklaşmaktır; İlahi sıfat ile sıfatlanmak, nur âlemine çıkmaktır. Hicap, perdenin atılıp, Nefsanî sıfat perdesinin açılması, Gaibi idrak, Allah’ta fenadan sonra, Allah’ta, Allah ile hareket etmek vuslattır.

Umarım biz de, Hızır’la yolculuk yapar, Allah’ta fena olup, Allah’la hareket ederiz!

Necdet Altınay, 08022025

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/09/insan-yaratcdr.html

(2)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/11/insan-halifedir.html

22 Ocak 2025 Çarşamba

Vuslata Vesile ve Vasıtalar

 

Vuslata Vesile ve Vasıtalar

İnsan, kemale ermek, olgun insan olmak için her türlü araç ve amaçla donatılmıştır. Vicdanı imana yatkın, ilmi ve aklı imana yakındır. Tasavvuru yükselmek, Hayali yücelmektir. Bu nedenlerle adaleti Tevhit İlmini gerektirir. Verilen Nimetleri sevdiği için bunları veren Yaradan’ını arar. Kendisine, Resul aracılığıyla gelen Kutsal Mesajlar da ara, bul, bil, idrak et, ol, der. Vusullerinde vasıta ve Hakk’a yolculuklarında vesile olan Resule tabi olarak, Hakka kavuşma yoluna ve Hakka vusule davet edilir. Nefis ve Kalpteki Haktan gayriden arınmak, Allah’a gitmeye vesile olabilir. Ezeli muhabbet sebebiyle Zatı İlahiyi murat edenler, bütün vasıtaların ve vesilelerin Hak’ta fâni olduğunu müşahede edebilir. Nimetlerin bolluğu halinde, şükrederek, hak edenlerle paylaşmasını bilebilir. Darlık halinde ise sebebinin, nimetleri görüp de Vereni aramamak olduğunu düşünebilir.

“Sizin içinizden, Danışma Kurulu, gibi insanları hayra davet eden âlim, amil, arif ve dinde istikamet sahibi bir cemaat olmalıdır. Zira Allah'ı bilmeyen bir kimse, hayrı bilemez, çünkü mutlak surette hayır, insanlar için mümkün olan, Hakk’ın marifeti, Hakkı bilmek ve Hakk’a vusulden ibaret olan kemali mutlaktır. İzafî hayır da, mutlak hayra, kemâle ve yahud herkesin kendisine mahsus istidadının gerektirdiği, ona özel olan, kemale ulaşmasına vesile olan şeydir. Bu nedenle davet edilmeye lâyık olan hayır, ya Hak’tır ve yahut Hakk’a vusul, kavuşma, yoludur.” (3 Ali İmran, 104) “Ey müminler nefislerinizi temizleyerek Allah’tan sakınınız. İyiliklerle ziynetleşmeniz Allah’a gitmenize vesile olsun. Sıfatınızın mahvına razı olarak ve zatta fena bularak Allah yolunda cihat ediniz. Bu suretle zat ve sıfat bakiyesinin zuhurundan kurtulmanız mümkündür.” (5 Maide, 35) “Sabah ve akşam Rab’lerini talep eden, daima kalbin huzuru, ruhun şuhudu ve sırrın ona teveccühü ile ibadeti Rab'lerine tahsis eden vahdet ehli, vasıl ve kâmilleri, Kuran ile meşgul etme. Çünkü Kuran, kalpleri katılaşmış kimselere tesir etmediği gibi, kalpleri, Allah'ta müteharrik, hareketli, olanlara da fayda etmez. Onlar, muhabbet-i ezeliye sebebiyle ibadetleri ile yalnız zatı ilâhiyi murat ederler. İbadetlerini, cennet ve sevap beklemek yahut bir azap ve şiddetten korkmakla illetli kılmazlar. Ve tecellinin farklılığı ile iradelerinin değişimine sebep olacak bir tarzda Zat-ı İlahiyi sıfat muhabbetiyle murat etmezler ve hiç bir amaçla Zat-ı İlahîyi vasıta kılmazlar. Belki bütün vasıtaların ve vesilelerin Hak’da fâni olduğunu müşahede ederler. Kendi zâtlarına varıncaya kadar nazarlarının vâki olacağı hiçbir şey Şuhutlarında, gözlemlerinde, kalmamıştır.” (6 Enam, 52) “Resulde, sizin için Allah'ı ve ahret gününü isteyen ve Allah'ı çok zikir eden kimseler için hamt ediş vardır. Her müminin ricasının tahakkuk etmesi, kabul görmesi ve amelinin tamam olması için, mutlaka Resule tabi olması, biat etmesi, vaciptir. Cinsiyet hükmüyle Resulullah ile müminler arasında «nefsanî rabıta» olduğundan, vusullerinde vasıta ve Hakk’a yolculuklarında vesile odur.” (33 Ahzab, 21) Allah’ın Elçisi, son Nebi, Hz. Muhammet’in amacı, kendisine indirilen Kitap ile birlikte ümmetini Hakka götürmektir; vusullerinde vasıta ve Hakka yolculuklarında vesile olmakla görevlidir. Hakka Vasıl oluşta, ne vesile kalır ne de vasıta! (1)

“Cuma günü, insanların tümünün, hicap, perdelenme, olan dünya meşguliyetinden feragat etmeleri uygun olur. Namazda içtima ederek ve huzura davet olunarak, o günde hazreti cumada, vusule, vasıl olmaya, vesile olacak huzur namazında; içtima heyetiyle nüfusun tezahürü için alış verişi terk ederek, zikri ilahîye say etmek vacip kılınmıştır.” (62 Cuma, 9) “Makamı gereğince Allah’tan sakınan, çekinen ve hali günahından uzaklaşan kimseyi, Allah, makam ve mekânının darlığından hal ve bağışlanan rahatlık genişliğine çıkarır. Sıfatlarından sakınanları, rıza makamına çıkarıp onları, kalp cihetinde ruhelyakîn ve sıfatı ilahî tecellisiyle rızıklaştırır. Vücudunda, o vücuttan tenzih ile sakınanlar, çekinenler; benliğin darlığından, vücudu mutlak genişliğine çıkarılarak, hiç tahmin etmediği ve hatırına getirmediği, bağışlanan vücudu rızıklaştırır. Ve her kim ki vesilelerden ve vasıtalardan kurtulur ve arınırsa, Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter. Takdir ettiğini ona ulaştırır ve onun için taksim ettiği dünya ve ahret nasiplerini ona verir.” (65 Talak, 2,3) “Tahkik, «İman iki yarımdır, yarısı sabır, yarısı şükürdür» sözünün icabı ve imanın hükmiyle insanın sabır veya şükür makamında olması vaciptir. Çünkü Allah, insanı sınamadan bırakmaz. Ya nimet ve genişlik ile sınar, o vakit nimetlerini yetime ikram, miskine itam gibi lâyık olduğu yerlerde infak ile şükür ederek gurur ve iftihar eder. «Benim Allah indinde keramet ve istihkakım dolayısıyla bana bu ikramı yapmıştır» demekle ve yiyip içerek, hakkı olanlardan men etmekle ve malın muhabbeti ile mahcup olmakla küfür etmemesi lâzımdır. Yahut fakirlik ve zaruretle, rızık darlığı ile sınar, o vakit de sabır edip, ceza' etmemesi, «Allah, beni fakir ve zelil kıldı» dememesi vaciptir. Zira çok defa mal ve nimetle sınaması, daha fazlasını istemesi için olabileceği gibi fakirlik ve zaruretle sınaması; ona ikram için olabilir ki maksatı ilahî onu nimet ile meşgul olup, nimeti vereni görmesini engellememek olabilir. Bu darlığı, mal ve meleke taalluku olmadığı cihetle ona tariki Hakk’a sülûka ve Hakk’a yönelmesine vesile kılar.” (89 Fecr, 15)

            En son Bilimsel ve Teknolojik buluşlarla kanıtlanan Kutsal Mesajların amacı ortaktır. (2) Bilgi elde etmek, insanı İlim alanında ilerlemeye ve yükselip, Yücelmeye yönlendirir. Toplumsal Yaşama tabi olan Bireysel Yaşamında, Özgür İradenin olmadığını anlayabilir. Yaşam Sistemi içinde, Bireysel yaşamın mümkün olmadığını görebilir. Bireysel her türlü kararın, bireyin kararından en az 11 saniye önce, Yaşam Sistemince verildiği kanıtlanmıştır. İnsanın Evreninde başlıca üç Kuvvetin, Elektrik, Manyetik ve Elektromanyetik Kuvvetler, olduğu bilinir. Hiçbir İnsanın bu Kuvvetler üzerinde hükmedici Kudreti yoktur. Kontrol edilemeyen Kuvvet ve Kudretin Hareketleri üzerinde de kimsenin İradesinin olamayacağı apaçıktır. İnsanın, ‘Özgür İradesinin var olduğunu zannetme’ özgürlüğü vardır!

            Umarım biz de Fiil, Sıfat ve Mevcut Vücudun Hakka ait olduğunu idrak edebiliriz!

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/09/insan-yaratcdr.html

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2021/02/kuran-kantlanr.html