20 Aralık 2023 Çarşamba

Helakten Kaçmayınız!

 

Helakten Kaçmayınız!

Yokluktan indirilen, tevhit ilmiyle yüklü bir damla enerjiden olan Evrende, bitki gibi bittik, maddeden soyunduk, amacımıza ulaşınca, helak olup yokluğa dönebiliriz. (1) Hakkın hayatıyla diri, ilmiyle âlim, vücuduyla mevcut olduğumuzu idrak edip, helak olup aradan çıkarsak, kalır yine Yaratan. Bilinmeyi sevdiği için yaratıldık, O’nu bilerek fena bulup, aşk içinde fani olup, helak olursak, umarım, yeniden diriltiliriz; bilemezsek, helak olup gideriz. Biliş sürecinde her türlü yardım var, yazılım ve donanım fıtratımızda. Seçim hakkı bizim!

“Var olan her şeyin ve herkesin varoluşunun bir amacı vardır ve amaca ulaşılmasıyla varoluş amacı ortadan kalkar ve helak kaçınılmaz olur.”  (17 İsra, 16) “Şu dünya, su dolu bir denizdir. Eğer bedenin harap olduğu zaman binecek bir gemi yaptınsa, kendi âleminde kurtuluşa erersin. Yapmadınsa, o suda gark olup helak olursun.” (11 Hud, 38) “Ego, benlik, cahillik, hayvani nefis, şehvet, gazap ve bencilliklerden oluşan, ‘Nefsin Semud Kavmi’, ilim suyu tufanında helak olur.” (85 Büruc, 17,18) "Akıl  göğünün,  kesretin ilmini  içeren,  külli  ilim  kuyularının, kuvvetlerin, süfli  âleme dökülen ilim suyu kapaklarını açtık. Nuh’un nefsi, külliyen ilim olmuşçasına, nefis arzında, kesret âlemindeki mevcudata ilişkin tüm cüzî ilim kaynaklarını kaynattık. Takdir edilen helaklerine kadar, akılları göğünden yağan ve arz nefislerinden kaynayan iki ilim de uyumlu bir şekilde birleşti. Biz Nuh’u, külli ilmi içeren şeriat  gemisine  yükledik. Gemi, cahilleri  boğan  cehalet dalgalarında  yüzer.  O,  şeriat  ile  amel  ve  istikametle  necat buldu. Kavmi  ise cehalette cahil kalıp, inkâr  ve  isyan etmeleri  sebebiyle, heyula, madde denizinin cehalet dalgalarında gark ve helak oldu. O şeriat  ve  davetin  asarını, eserlerini, ibret  alanlara, apaçık ayetler olarak bugüne bıraktık.” (54 Kamer, 11-16) “Beş dış duyu ile gazap ve şehvet olarak bilinen iki nefsanî kuvvete,  hakikatleri  bilinmediği  için, ‘yedi  gaip’ denir. Bilinmeyen yedi gaip, geceyi temsil eder. Vücut, hayat, ilim, irade, semi, işitme, basar, görme, kudret ve  kelamdan ibaret  sekiz  sıfat,  gündüzü  temsil  eder. İnsanların, bu  yedi gece  ve  sekiz  sıfat  rüzgârlarıyla, zahir ve batınlarına etki edilir, kökleri kurutulur, hatta katledilir. Kendi nefisleriyle ayakta olduklarını ve yaşadıklarını düşünenlerin, hayatları olmayan ölüler  olduğu görülür. İçi  boş  hurma  kütükleri  gibi şeklen  kuvvetli  fakat  hayatları  ve  manaları yoktur, birer haviye, göçüktürler, hakiki  vücutları  ve  değer  verilecek anlamları yoktur. İlahi aşk ve şevk ateşi olmadan göçüktekiler yanamaz, şiddetli soğuk ve nefsanî heves rüzgârlarıyla helak olurlar.” (69 Hakka, 5-7) “Sevilenin, sevgilinin sevdiği de sevilir, sevgilidir. Bu nedenle, Allah’ı sevenler, Resulünü de sevsin, ona tabi olsun, biat etsin. Böylece, Allah da onları sever ve sakınır.” (3 Ali İmran, 30, 31) Efendimiz der ki: “Benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisi gibidir. Her kim o gemiye binerse kurtulur. Her kim muhalefet ederse gark olur. Sefine, gemi, ilim ile amelden oluşur.” “Her kim bir şeyi severse, ona itaat eder, onun için çalışır; ona ibadet etmiş olur. Hadisi kutsi: «Bana yaklaşan kulu severim, sevdiğim vakit işittiği kulağı, gördüğü gözü ben olurum», buyurur. (16 Nahl, 75) Bu sebepten «Dünya gölge gibidir, eğer tâbi olursan yetişemezsin ve eğer terk edersen;  o sana tâbi olur.» insan;  Vücûd-u İlâhinin vasıtası, aracı ve hazretinin, varlığının, vekilidir.

“Şevkinin şiddetinden kendine özgü çalışması ve gayretiyle, nefsini terbiye ederek,    Allah yolunda,  menfaat beklemeksizin, çalışıp ilerleyenler, içtihat ederler. Bu nefisler, fikir ile bilgileri birleştirip, nazar çakmağını çakarak, faal akıl nuruyla uğraşma ateşini yakar.  İlahî tecelli sabahının, idrakinin ortaya çıkışıyla ve eserinin sürekli görünüşüyle; nefsin, vehim ve hayal vesveseleri, şehvet ve lezzet eğilimleri, ortadan kalkar. Nefsin efal ve sıfatının tümü yağma edilir. Büyük kıyamet sabahında, aşk ile Hakk’a şiddetli yönelme nedeniyle, bedeni geride bırakıp, kalp ve ruh dostluğuna dönüş, beden toprağının tozunu atar ve bedenden toz koparır. Yani ifna ve helak ederek, tecelli sabahının nuruyla, cemi aynı zata dâhil ve aynı cemde gark olurlar. Beden toprağını o derece latif hale getirirler ki cemi zata dâhil olurlar. Çünkü miraç beden ile olmuştur, vasıl olma ancak beden ile olur. Hakka, hakkın nimetleriyle vasıl olunur. Hakka ulaştıran malı çok sevmesi nedeniyle, insan, Hakka arkasını, mala önünü, dönerse, cimri olur ve şen şakrak, güler yüzlü olamaz, Hak’tan mahcuptur. Beden kabirlerinde bulunan nefis ve ruhları dirildiği zaman sadırlarında gizlenmiş olan tüm niyet, sıfat ve ameller ortaya çıkar,  herkes hak ettiği karşılığı alır.”  (100 Adiyat, 1-8) “Mearic, Miraçlar, Merdivenler, mutluluk halleri demektir ki, huylar makamından, manadan madde, cemadat makamına, sonra nebatat makamına, sonra hayvan makamına, hayvan makamından bazısı bazısının üstünde, mertebeler ve dereceler halinde, insan makamına, getiririz. Sonra nefis menzilinden ve kalp menzilinden, ehli sülukûn işaret eylediği intibah, uyanıklık, yakaza, tövbe, inabe, hak yoluna girme, mürşide biat, gibi süluk menzillerinde, sonra fenayı efal ve sıfat mertebelerinde ilerletiriz. Ta fenayı zata kadar helak olma ve uyanıklık, terakki mertebeleridir. Çünkü sıfatta fena makamına tekabül eden mertebelerden sonra Cenabı Hakk’ın, her sıfat hizasında terakki edilecek bir mertebesi vardır. İnsan vücudunda bulunan, arz ve semavî kuvvetler ile insan ruhu, kıyamet-i kübrada, büyük kıyamette, Hakkın Zatı camiasına, ezelden ebede kadar sürüp giden zamanlarda urûc eder, yücelir.” (70 Mearic, 3, 4) “Arzın yarılıp,  çekirdekten bitki çıktığı gibi sizi de, rahimde, vücudun siyah madde denizinden, ters tutunan damlanın bedensel maddeden arınmasıyla, kurtarırız. Maddeden kurtulamadığı zaman, nefsin, madde fesadından helak olduğunu müşahede eder, görür, gözlemlersiniz. İman ederek, genlerinizde olan nuru, ilim ve irfanı, taşıp yayılan olgunlaşma nurunu,  kabul edip uyarak,  içinize doğan şeylere uyunuz. Güzel ahlak ve tevhidin istidadınıza, genlerinize, delilleriyle konulması, kazınması ahittir; bu ahde uyulması da sizin ahde vefanızdır. Nurlu parıltılarla verilen ilim ve irfanı,  nefsanî lezzet ve kazançlarla değişmeyiniz. Nefsanî sıfatlarla, ruhani bilgi ve aydınlığı karıştırmayın. Ruhani kuvvetler ve hisler, nefsanî kuvvet ve hislerden şereflidir. İnsan, ruh, ilim, âleminden taşıp yayılan olgunlaşma nuruyla ilim, irfan sahibi olur.  Nurun kalbinize dolmasını,  nefsin lezzet ve kazancıyla değişmeyiniz.” (2 Bakara, 50) Bitki gibi cemadatta olup koptuk, hayvani nefsimizle büyüdük, insan olarak inşa olabiliriz.

Umarım seçimimizi doğru yapar, helakimizden sonra diriltiliriz!

                                   Necdet Altınay 23122023

(1)     Enerji Damlası: David Bohm, “Wholeness and The Implicit Order”, s.242. (İsteyene ‘Pdf’ gönderebilirim)

6 Aralık 2023 Çarşamba

Yaratılışın Amacı Vardır!

 

Yaratılışın Amacı Vardır!

Bilim, Dini kanıtlar. “Hakk’ın delili, gölgesi olan ilimden halk edilen ilk cevherin, yani Büyük Patlamada Tevhit İlmiyle yüklü ilk Enerjinin, Celalî nazarla taşıp yayılmasından sonra, uygulanarak açığa çıkan ilmi hıfzedici  kuvvetlerin  izdihamıyla temessül ve tecessüm ettiniz. İlimden başka bir şey olmayacak şekilde bedenleştiniz.” Kısaca, “Önce Yokluk vardı, Yokluktan ani olarak genişleyen Uzay-zaman vakum ortamında, ‘oluşan’ Tevhit İlmi yüklü yarım cm3 Enerji, Kozmik Yumurta, zuhurunun şiddetinden görünmeyecek şekilde, ortaya çıktı. Yumurtanın DNA’sındaki ‘şeyler’ ışık, parıltı, aydınlık, nur oluştu; nur maddeleşerek her şey halk olundu, canlılık yaratıldı, kendini ve Rabbini bilecek insan inşa edildi.” Böylece, sebepleri de yaratılarak Âlemin yaratılış amacına ulaşıldı, ‘Bilinme’ gerçekleşti.

“Eğer biz ‘var olur, yok olur’ mevcudat olsun isteseydik öyle olurdu. Lâkin istemedik, çünkü hikmet ve hakikate aykırı olurdu.” (21 Enbiya, 17,18) “ Hakk’ın arşı, mai, bir çeşit su, sıvı, üzerindeydi. Arş, akl-ı evvel, akıl öncesi bir durumdan ibarettir; ilm-i evvel, ilim öncesi durum üzerine bina kılınmış, inşa edilmiş ve ilme dayanan cisimler âleminin vücut olarak öncesidir. Altı yön veya altı gün gizlilik, gizli kalma müddetidir. Yer ve göklerin halk edilmesi de Hakk’ın mevcudat ile gizlenmesidir. Arşın su üzerinde oluş hali, Hakk’ın gizlenmesi öncesi zahir olan ve nâsâ, insanlara, malum olan, ilim ve akıl öncesi haldir. Halis amel eden insanlara bazen, olacak olanlar malum olur, bir ihsan olarak, bir ilham olarak iner, bazı şeyleri, olmadan önceki halini bilirler. Arşın, ilmin rumuzu olan ‘su’ üzerinde olmasının anlamı da nâsâ malum olup bilinmesindendir.” (11 Hud, 7) Bir hadis der ki: “Yüce Allah, en evvel bir cevher, enerji halk etti, cevhere celali ile nazar edince cevher hayâsından eriyerek, taşıp yayılarak, kısmen su kısmen ateş oldu.” Cevher hayâsından, saygı ve edebinden taşıp yayılarak, kısmen su ve ateşe, bir anlamda ‘plazma’ya, maddenin dördüncü hali, plazma haline, dönüşmüş denebilir. “Ahdi evvelde malum ve gayb-ü istidatta mahzun bulunan tevhidi ezelîyi sabıkı tasdik edici olduğu halde, evvelce Tevrat ve İncil’i de böylece insanlara hidayet olmak üzere inzal etmişizdir. Ve sonra fark itibariyle Hak olan Akl-ı Furkanî olarak bilinen tevhidi tafsili inzal eyledi ki, bu tevhit tafsili, istikametin menşei ve davetin mebdeidir, kaynağıdır.” (3 Ali İmran, 3, 4) “Ey Rabbimiz, biz senin inzal ettiğin tevhit ilmine ve nur feyzine iman ettik.” (3.53) “Evvelinden sonuna, ezelden ebede, kadar mevcudatın tümünün vücudu, ilmi sana inzal olunan bir kitaptır.” (7 Araf, 1-2) “Ruhul-kudûs semasından, ilim suyu inzal edilir.” (13 Rad, 17) “Her şey, o şeye özgü bir nazar olduğu için vardır. Herkes kendisine özgü bir nazar olduğu için vardır, bunun idrakinde olanlar bu sırrın başkası için olmadığını bilirler.” (42 Şura, 38) “Yokluk, gizlenip sırlanarak, sır tutarak, izafî vücut bariz, apaçık olmuştur. Yokluk boşluk değildir, yoklukta eşyanın ilmi vardır, ilim ışık olarak görünür hale geçer. Nur, hariçte zahir olan vücuttan ibarettir. Vücut nurdan, ışıktan oluşur, ışır. Eşya ve görünen vücutlar, ezeldeki ilimlerinin açığa çıkmış halidir. Her mevcut bir ilimle görünür; mevcut, ilmin, bilginin görünür halidir. Her şey Hak ile zahir olmuş, görünmüştür. İlmin görünür haline ‘gölgenin uzatılması’ denir. Yokluk, her şeyin batındaki vücut hakikatinin sabit bulunduğu ‘Levha-i Mahfuzdur’, ‘sırf yokluk’ değildir.” (25 Furkan, 45) Bilimsel olarak da ‘Varlık’, ‘Yokluktan’ çıkıp var olur!

DNA maddeye hükmeder. Ana rahminde yumurtanın döllenmesinden 25 gün sonra önce kalp, 32 gün sonra el ve kollar, 36 gün sonra omurga, 52 günde retina-burun-parmaklar oluşur. Kalpten sonra oluşanlar ‘Kalbin’ kontrol ve denetiminde kalır. Büyüme bu hızda 9 ay devam etseydi bebek 1,5 ton olurdu. Doğumda 90.000 km damar oluşur. Bebeğin oluşumunun matematiksel modelini anlamak mümkün değildir. (*)

“Hakkın batındaki ilim hazinesinde vücudu olmayan bir şey asla zahire çıkamaz ve vücut bulamaz. Her şeyin bilgisini içeren ‘Yokluk’, sır tutarak, önce enerjiye ve ışığa sonra eşyaya dönüşür, görünür hale gelir. Eşyanın aslı ve esası, görünen maddenin hakikati, Hakk’ın, yokluk aynasındaki, görüntüsü, gölgesidir. Nasıl ki gölge, güneşin varlığına delildir, madde de Hakk’ın varlığına delildir. Bilinmelidir ki eşyanın mahiyeti ve görünenin hakikati, Hakk’ın gölgesi ve Mutlak Vücudun sıfatının işaretidir. Mevcutlar, nur ile hariçte zahir olur görünür. Mevcudat, ezeldeki ilmin izhar edilmiş halidir. Kütlenin, görünen enerji olan ışığın, maddenin hakikati, Hakk’ın ilmi, görüntüsü, gölgesidir. Kütlenin hakikati bilinirse, kütlenin, görünen ışık enerjisi olduğu ve Hakk’ın ilmi idrak edilir. Mutlak vücudun ortaya çıkmış, görünür olmuş sıfatıdır. Her cisim ışır, ışık saçar, ışınım halindedir, hakikatini görünür kılar, enerji yayar. Sonra ‘Akıl Güneşini’, ‘Vücut Gölgesine’ delil kıldık. Akıl delili, gölgenin hakikatinin Vücut’tan farklı bir şey olduğunu doğrular, kanıtlar. Akıl güneşi delalet etmezse, gölgenin vücudu ile hakikati arasında ayrılık olmazsa, mevcut kendiliğinden var olmuş olur. Vücut, mevcut olur. Bir ‘şey’ mevcut olamaz. Mevcudun, ilminden ayrı ve gayrı bir ismi, cismi ve resmi olamaz ama farklılığa yalnız akıl şahitlik eder.” (25 Furkan, 45) “Kur’an, değişmez, bozulmaz, bozulamaz, noksansız, korunmuş, kanıtlanmak üzere, evrenin tümünde, apaçık olan ve hakikatleri muhkem, sağlam kılınmış bir kitaptır. Hakikatlerini, daha sağlam ve daha güzel olması mümkün olmayan, bir ilim ve hikmet üstüne inşa eder. Zahirde, görünürde, belirli ve bilinen miktarda, belirli zamanlarda aşikâr olur. Takdir ve tertibi, hikmete uygun intizamda, düzendedir. Ayrıntılarından lâyıkıyla haberdar, bilgi sahibi, olan ilim ve hikmet sahibince, ahkâm ve ayrıntısı cüzi âlemde ortaya çıkarılmış, aşikâr edilmiş bir kitaptır.” (11 Hud, 1) “İlim, tüm mevcutlar için gereklidir, her mevcut kendine özgü bir ilmin uygulaması, bilgisinin deposudur. Uygulanamayan ilim gerçek ilim değildir, böyle ilmi, kalp idrak etmez, kalbi güçlendirmez. Her şey ilminin aynısıdır. İlim, kalpte kökleşir, damarlarda ve nefiste yerleşir, organ ve objelerden ayrı düşünülemez, et ve kan ile karışır, sahibine muhalefet etmez. Zerrenin, ilminden ayrı ismi, cismi ve resmi olamaz. ‘Vehim’ ile karışık akıllar, ilim ile aşikâr olamaz, ilmi anlayamaz. İlmin ayrı bir varlığının kalben idraki ise Hakkın varlığına delildir. Bir eşyanın gölgesi varsa, gölge, ışığın varlığına delilse, aynı şekilde, ilmin varlığı da Hakkın varlığına delildir. İlim, böylece Hakkın ‘gölgesidir’.” (39 Zümer, 9) (3 Ali İmran, 96) (16 Nahl, 48) (7 Araf, 179)

Umarım, ‘Bilinme’ amacını aklımızla anlar, kalbimizle hikmetiyle idrak edebiliriz!

                                   Necdet Altınay 09122023

(*)https://www.ted.com/talks/alexander_tsiaras_conception_to_birth_visualized?language=tr

21 Kasım 2023 Salı

Adalet İndirilmiştir!

 Adalet İndirilmiştir!

‘Tüm Evreni, maddesi, eksi ve artısıyla dolduran enerji, bir santimetre küpü doldurmaz’ bilimsel gerçektir. Bu gerçek, ‘Tevhit İlmi, Âleme indirildi, Mevcudat olup göründü’ gerçeği ile birleşebilir. Yokluktan ani bir ‘Şişme’ ile oluşan Uzama, Uzay-Zaman Birleşik Alan Boşluğuna çıkan, ‘DNA misali Evrenin Özü’ denebilecek, ‘Tevhit İlmiyle Yüklü Enerji’; içinde, Evrendeki her şeyi Hakça oluşturabilecek her şeye sahiptir. Örneğin, fizik kimya gibi tüm ‘Doğa Yasaları’ bu ilmin içindedir. (1) Bu ilim, DNA’nın maddeye hükmettiği gibi maddeyi oluşturan ‘Doğal Kuvvetlere ve Yasalara’ hükmeder. Muhabbet ve Adalet âleme, Tevhitle iner. İnsandan beklenen, ‘Ölmeden önce ölmek’ kavramına uygun, sağ iken; İlim Kitabını, sağından almak, yani duygu dolu kalbine indirmektir. Böylece, Ruhundaki Tevhit ilmi, İnsanın Kalbinde Muhabbet ve Nefsinde de Adalet oluşturur.

“Her bir ‘şey’in, o şeyi diğerinden ayıran, kendine özgü bir özelliği vardır. Her özellik Hakk’ın vahdaniyetine, birliğine delildir. Gökler ve yerler adalet ile ayakta durur. Adalet, kesret âleminde vahdetin gölgesidir. Eşyanın düzeninde yumuşak huyluluk, birbirleriyle uyumluluk gibi vahdaniyete, birliğe, beraberliğe götüren özellik mevcut olmasa uyumlu düzen mevcut olamaz. Birlikten gelen ve birliğe götüren özellik yok olursa, düzen ve düzenlilik hemen bozulur.” (21 Enbiya, 22) “Biz, kıyamet günü için hazırlanmış adalet terazilerini koyarız. Allah’ın terazisi, vahdetine lâzım gelen bir sıfatı ve vahdetinin zilli, gölgesi demek olan adaletidir ki «ervah gökleri» ve «madde, eşya yeri» o adaletle kaim ve müstakim olmuştur. Eğer adalet olmazsa; emir-i vücut nizamı, tertibi, düzeni mahdut üzere, belirli bir şekilde, kararlaşmaz. İmdi adalet; eşyanın tümünü kapsayınca, her mevcuda, haline ve yükleneceği miktara göre, adaletten hakkı isabet etmiştir.” (21 Enbiya, 47) “Hak terazisinin dili adalet sıfatıdır, bir kefesi his, kalp âlemi, diğer kefesi akıl âlemidir.” (7 Araf, 8) “Ceset arzı, kemik dağları ve damar nehirleriyle döşendi. Ahlak ve idrak yemişleri olarak da zulüm-adalet ve soğukluk-hararet gibi zıtlıkla süslenmiştir. Ruh cesetle, ruhaniyet gündüzü de cisim gecesi ile örtülmüştür. Böylece, düşünenler için delil ve işaretler konmuştur.” (13 Rad, 3) “Sana verilmiş olan tevhit, muhabbet ve adaletten ayrılıp başkalarının arzularına tabi olma. Tevhit muhabbeti, muhabbet de adaleti gerektirir. Ruh semasındaki tevhidin kalpteki gölgesi muhabbet, nefisteki gölgesi adalettir.” (5 Maide, 48) “İnsanlara, ilmin kaynakları olarak gönderilen on iki vekil,  beş dış duyu; görme, işitme, koklama, dokunma, tat alma ve beş de iç duyu; adalet, vicdan, zekâ, hayal ve fikir, feraset ile teorik ve pratik akıldan ibarettir. Eğer siz ruh, kalp ve melekût, hâkimiyet, imdadından gelen akıl ve ilhamla, isabetli fikirler ve doğru hatıralarla, akıl ve fikir resullerine hürmet edecek olursanız, fena ile zatınızı da teslim ile Allah'a iyi bir ödünç verirseniz, sizden hicaplarınız, perdeleriniz, olan zat, sıfat ve ef’âlinizin vücutlarını elbette setir eder,  örterim.” (5 Maide, 12) Her zerre bilgisinin deposu olarak, enerjisini ve bilgisini tevhit ederek, var olur. Enerji ve bilgisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Âdem olarak, Vücuduyla mevcut, ilmiyle âlim oluruz. Âlem ile Âdem ikizdir, Âlem de indirilen Tevhit İlmiyle oluşmuştur. Her zerre, ilimden ve vücuttan hakkını, Hak’tan, hakça alarak oluşur.

“Ahdi evvelde malum ve gayb-ü istidatta mahzun bulunan tevhidi ezelîyi sabıkı tasdik edici olduğu halde, evvelce Tevrat ve İncil’i de böylece insanlara hidayet olmak üzere inzal etmişizdir. Ve sonra fark itibariyle Hak olan Akl-ı Furkanî olarak bilinen tevhidi tafsili inzal eyledi ki, bu tevhit tafsili, istikametin menşei ve davetin mebdeidir, kaynağıdır.” (3 Ali İmran, 3, 4) “Ey Rabbimiz, biz senin inzal ettiğin tevhit ilmine ve nur feyzine iman ettik.” (3.50) “Evvelinden sonuna, ezelden ebede, kadar mevcudatın tümünün vücudu, ilmi sana inzal olunan bir kitaptır.” (7 Araf, 1-2) “Ruhul-kudûs semasından, ilim suyu inzal edilir.” (13 Rad, 17) “Emanetleri ehline, sahiplerine veriniz. İlk önce istidadınızın hakkını ödeyin. İlk yaptıklarınız içinizden gelenlerdir, fıtratınıza uygun olarak yaparsınız. Yaptığınız iş ve işlemler, eylem ve olaylar, daima bir kuvvete dayanır. Bu kuvvetlerin hakkını verin, kuvvetlerin sahibinin siz olmadığını bilin. Her işin ve eylemin bir sıfatla yapıldığını ve hiçbir sıfatın size ait olmadığını, tüm sıfatların Allahın olduğunu, idrak edin. En sonunda tevhitte fani olup, vücudun Hakka ait olduğunu anlayın. Fenadan sonra bekaya döndüğünüzde, insanlar arasında hüküm verirken, eşyanın da Allah’ta kaim olduğunu bilerek, Allah’ın adaletiyle sıfatlanarak hükmedin. Nefsiyle kaim olan, kendi varlığının olduğunu iddia eden, ebeden adalete kadir olamaz. Allah sizi bilir, işitir ve görür.” (4 Nisa, 58) “Olgunlaşma amacıyla verilen yetenek ve kuvvetleri, adaletle, bu amaç için kullanmayan sevilmez ve ondan hesap sorulur.”  (22 Hac,  38) «Sıratı müstakim» de nefiste adaletin husulünü, kalpte muhabbetin vücûdunu, Ruh’ta vahdetin şuhûdunu müstelzim olan, gerektiren;  «tevhit»  yoludur.” (23 Müminun, 71) "Din, Tevhit, Adalet ve Ahret İlmidir. Din, değişmeyen ilim ve uygulamadır. Şeriat ise değişen zaman, durum ve hallere ilişkin kaidelerdir." (42 Şura, 12, 13) “Yüce Allah, Kitabı hak ile inzal eden zattır. O’na, ihtiyaç duyacağı muhabbet ve tevhit ilmini de inzal eyledi. İlm-i tevhit, Habib-i Allah’ın, sevdiği kulunun, hakkı oldu. Ve adaleti de inzal eyledi, indirdi. “Ruhta” tevhit ilmi, “Kalp”te sevgi, “Nefis”te, benlikte, adalet olursa fenafillâh ve büyük kıyamet yakın olur.” (42 Şura, 17)

İnsan, fıtratında Kuran ilmiyle doğar ve Tevhit ilmiyle inşa edilir. Olgunlaşıncaya kadar pek hatırı sayılmaz ve dikkate alınmaz. Kendi kıymetini kendisi bilinceye, kulluğunu idrak edinceye kadar âleme bakışı da farklı olur. Muhabbet ve Adaletle tanıştıkça bunların kaynağını, Tevhit ilmini, arar. Öğrendikçe olgunlaşır, olgunlaştıkça Allah’ın ilmine sarılır.

Umarım biz de Adaleti, Akıl ve Nefsimizde hâkim kılar, Tevhit ilmini idrak ederiz!

Necdet Altınay 25112023

(1)     Expres UK, Historic Discovery,By Paul Baldwin, Octber 16, 2015.

(https://www.express.co.uk/news/science/612340/Origin-of-the-universe-riddle-solved-by-Canadian-physicists-and-er-it-wasn-t-God

 

  

8 Kasım 2023 Çarşamba

Daim Anda Bir Şende!

 

Daim Anda Bir Şende!

Bilimsel olarak, “Geçmiş ve gelecek aynı anda mevcuttur, ama insan aklı bunu idrak edemez.” Bunu söyleyen Einstein, ayrıca, “Her zerre diğer bir zerreyi algılar, üstelik insan tarafından ‘algılandığını da algılar’ der. Fenafillahta zaman vardır, Bekada yalnızdır Allah!

“İnsanların, insan olduklarını henüz idrak edemedikleri tarihi bir zaman dilimi vardır. Zaman içinde doğadaki diğer canlılardan ayrıldı ve verilmiş yetenekleri sayesinde gelişimini tamamladı. Biz o insanı, deliller ile Hak yoluna yönelttik. İnsani duygular ile donatıp, uygun koşullarda en uygun davranışlarda bulunması için gereken bilgi, beceri ve nimetleri verdik. İnsanlardan bir kısmı, nimetler sayesinde, nimetleri verene kavuşmak isteyip şükretti ve yönelttiğimiz yönde ilerledi. Diğerleri sadece nimetleri aldı ve onları gördü ama nimetleri vereni aramadı, kavuşmak istemedi. Biz hepsini görsel ve akılcı delillerle doğru yola yönelttik. Kimseyi kayırmadık, kimseye ayrımcılık yapmadık, hepsine eşit mesafede kalıp eşit davrandık.” (76 İnsan, 1-3) “İnsanın vücudunda bulunan bedensel ve manevi kuvvetler ile ruhu ve ilmi, büyük kıyamette, Hakkın huzuruna, ezelden ebede kadar sürüp giden süreler boyunca, yükselir ve yücelir. Emrin urucunda buyrulduğu gibi bu kabil makamlarda, miktarı muayyen murat olunmamıştır. Bu Hakka uruca niyetlenme süresince, azap vaki olduğundan, eziyetlere katlanıldığından, sen, sabrı cemil ile sabret.” (70 Mearic, 4) “Zamanda bulunan, zaman ile beraber, zaman içinde, olan hadiselerin kaynağı ve sebebi olarak bilinen dehre kasem ederim. İnsanlar, tagayyür edişi yani farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşmeyi, zamandan bilip, zamanın yaptığını zannedip, olaylar ve koşullarda etkili olduğunu düşünürler. Nitekim «Bizi ancak dehr helak eder» derler. Hal şu ki hakikatte müessir olan yalnız Allah’tır. Nebi, «Dehre sövmeyiniz,  zira dehr ancak Allah'tır» buyurur. Yüce Allah, sıfat ve efal ile dehr mazharında zuhur eyler. Olay ve eylemleri dehr’den bilerek, Hak'tan mahcup, perdeli, olan insan elbette hüsran ve ziyan içindedir.  Çünkü böyle bilerek, dünya hayatını mahcup olarak yaşar ve bakiyi faniye tercih ederek, fıtrat nurunu ve asli hidayetini, istidadı ezelisini, hüsrana, zarar ve ziyana uğratır. Yalnız Allah'a iman eden, ilmen yakin ile iman eden ve dehr hicabından kurtulup, Allah'tan gayri müessir olmadığını bilen, malları olan istidat, yaradılış, nuru ile kemal, olgunlaşma, nurunu kazanır. Zatın tevhidi ile sıfat ve fiillerini de tevhit eder. Çünkü sabit olan Hak ancak budur. Hak üzere ve Hak ile dünyanın tamamına sabredenler hüsranda değildir. Hakk’a vusul, ermek, kolaydır, ama Hak üzere baki kalmak ve Hak'la sabretmek azizdir. Fetvayı kelâm, nevi insan hüsrandadır, ancak ilim ve amelde kâmil ve bunlarla mükemmel olanlar hüsranda değildir. Asr'ın bir anlamı da daraltmadır. O halde, temiz ve saf oluncaya kadar belâ, mücahade ve riyazat ile Allah’ın insanları daraltmasıdır. Posa ile baki beşeriyetle perdeli, maddede kalan, ruha, ilmine yücelemeyen insan, hüsrandadır. Ancak ilim ve amel ile vasıflanan, posa ve tortusu gittikten sonra, baki kalan saflığa, gereken önemi vererek, yakınlıktan ibaret olan Hakk’ın sabitliğini idrak eden ve işbu belâ ve riyazetle sıkılmağa sabredenler, hüsranda değildir. Bu nedenle Nebi, «Belâ, enbiya, evliya ve emsalleri içindir» keza «Belâ, Allah'ın kullarını onunla kendisine sevk ettiği bir kırbacıdır» der. (103 Asr, 1-3) Dehr, Fenada, beşeri insanlarca hissedilir; Bekada yalnız Allah vardır, zaman yoktur!

            “Mahcuplar, “Bizim hissi hayatımızdan başka hayat yoktur, tabii ölüm beden ile olur, bedensel hislerimizin hayatı ile yaşarız, bunlardan başka ölüm ve yaşam yoktur” derler. Sizi dirilten ve öldüren, tekrar ebedi hayat ile ihya edecek olan dehr, zaman değildir, Allah’tır.” (45 Casiye, 24-26) “Hayvani ruh yarıldığında, insani ruh, ruh semasına çıkarak, Kadiri Mutlak’ın emrine bağlılığını görür. İnsani ruh, Hakkın emrine bağlılığına lâyıktır.” (84 İnşikak, 1,2) “Beden arzı, kendisinden çekilip çıkan ruhtan geriye kalanlarla çok değişik bir maddesel hal içinde kalır. Kendisinde bulunan ruhun, kuvvetleri de alıp boşalması sonucunda, tabiatıyla hayat, mizaç, terkip ve şekil gibi eserler ve arazın tümünden de mahrum kalır. Beden arzı da, bu ceset haliyle, Kadiri Mutlak’ın emrine bağlı kalışa lâyıktır.” (84 İnşikak, 3-5) “Ey insan, sen uğraşıların ve nefes alışlarınla, mevt ile Rabbine gitmektesin. Amma sureti insanîyede iken, yemin edenlerden kılınmak suretiyle, nefis kitabını, aklı yemini ile alıcı, nefis kitabında olan aklı Kurani manalarını okuyucu olarak, kitabı sağından verilen kimse olabilirsin. (84.7) Yani fıtratındaki Kuran’ı henüz sağ iken okuyanlardan olabilirsin. “Fıtrat nurunu baki ve hâkim kılanlar, sohbet ve refakatler, arkadaşlıklar ile doyurulmuş olarak, huzurlu, mutlu ve ferah olarak yakin ehline inkılâp edecektir.” (84.9)Zira o kimse, yaşayıp öleceğine, onu ancak dehrin helak edeceğine, inandığından ba's, yeniden diriliş, sebebi ile hayata, Rabbine hiç bir vakit rücû etmeyecek sanıyordu.” (84 İnşikak, 14) Sağlığında, ölmeden önce ölmeye ve insanı, zamanın değil Allah’ın öldürdüğüne inananlar, yeniden dirilişe de inandığından, fıtrat nurunu baki ve hâkim kılarak, seyri süluk ile sohbet ve muhabbetle, huzur içinde yücelirler.

“Ortada, açıkta, görünür, hadis, zahir, zuhura gelmiş olanın anlatmaya çalıştığı hafa; gizli olanı, görünür olmaya çalışanı görmeden, hatta inkâr ederek, surette kalmayınız. Aşikâr olarak görünen ‘arz’; görünmeyen, henüz bilinmeyen, ilimden rızkını alır. Arzın toprak, ateş, hava, su olmak üzere dört temel anasırdan alacakları takdir edilmiştir. Yeryüzü ve gökyüzü veya arz ve sema olarak bilinen oluşumlardan biri olarak, arz, rızkını aldıkça oluşur. Sonra ‘Sema’nın icadı kast edildi. ‘Sonra’ kavramı zamanı içermez, çünkü ‘oluşumda’, yaradılışta, zaman yoktur, yön ve oluşturulanların farklılığına işaret eder. Sema çeşitli yönlerden arzdan farklıdır, örneğin, sema latif, arz kesiftir. Sema manadan, yazılım veya tasarım gibi latif bir cevherden oluşur. Arz ise donanımdır, kesif bir maddeden oluşur. Her ikisi birden, zaman farkı olmaksızın, fiilen mevcut olur.” (41 Fussilet, 9-11)

İnsan, önce beşer ve şaşar haldedir. Aklı sayesinde, tagayyür eder yani farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşir. Âlim olur, fıtratının gereğince, maddenin sırrına erer, enerjiyi ve DNA misali ‘Oluşumun’ bilgisine ve Kuran ilmine hâkim olarak , ‘Vasıl’ olup, ‘Arif’ olur.

Umarım, âlim olarak, kendisiyle kendisini görüp, bilip, işitip, vasıl ve arif olabiliriz!

                                                           Necdet Altınay, 11112023

26 Ekim 2023 Perşembe

Yaradılışta Yasal Düzen

 

Yaradılışta Yasal Düzen

Din söyler, bilim kanıtlar. Bilimsel olan değişim ve gelişimi, ‘Tagayyür’, farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşme, kavramı açıklar. Hiçbir şey yok iken, Yoklukta, Uzay Zaman Boşluğu denen vakum ortamının ani şişmesiyle, Yokluktan Boşluğa, cenin gibi, nutfe ilim yüklü enerji damlasının çıkıp var oluşundan sonra, tüm evren oluştu. Büyük Patlamanın böyle olduğunu açıklayan çok sayıda bilimsel deney ve bulgular ile çok sayıda kutsal mesaj vardır. Hakikat, Hakkın hakikatidir, Hakkın ilminin, Kuran olarak indirilip, Furkan olarak görünmesiyle eşya oluşmuş, insan inşa edilmiştir. “Atomların neredeyse tamamı  %99,9999999999996’sı boşluktur. Evrendeki tüm maddeyi oluşturan enerji, bir santimetre küpü doldurmaz. Maddenin oluşumundaki matematiksel formüller ve fiziksel yasalar, DNA’yı hatırlatan ‘düzen’, ilk oluşum anında, enerjinin içinde, nutfe şeklindedir.”

«Allah, en evvel bir cevher, enerji halk eyledi, cevhere celâli ile nazar edince, cevher, hayasından eriyerek kısmen su ve kısmen ateş oldu»  (11 Hud, 7) “Bahri mescur, ‘Boşluk Denizi’, ilimden ibaret olan ruh ve cansızlarla ispat olunan eşyanın kâffesinin,  tümünün,  zahir olduğu, ortaya çıktığı, göründüğü, suretlerle dolu olan heyuladır yani görkemli büyüklüktür.” (52 Tur, 6) “İlim hiçbir organ için gereksiz olamaz,  hiçbir organ ilimden ayrı oluşamaz, ondan ayrılmış olamaz. Âlim, ilmin ‘şey’ ile aynı olduğunu, ayrı ve gayri olmadığını bilendir. Her şey ilminin aynısıdır. Vehim ile karışık olan akıllar, tezekkür ve bu ilim ile tahakkuk, edemez ve bu ilmi hıfz edemezler, anlayamazlar.” (39 Zümer, 9) “Her var olanın bir amaç için var edildiği, tesadüfün olmadığı, bilinmeli. Eğlence olsun diye, rastgele veya amaçsız bir şey var olamaz.  Hiçbir şey kendiliğinden var olamaz.” (80 Abese, 1-6) Dr. Stephen Hawking de, “Her obje, ilminin aynıdır ve kendi özelliklerinin deposudur, bilgisinin, ilminin taşıyıcısıdır, kütlesi kara deliğe düşse dahi bu bilgi asla kaybolmaz” der. (1) Büyük Patlamada, aniden şişen Uzay Zaman Boşluğunun, vakum ortamının, içine, Yokluktan, ilim yüklü enerji nutfesi çıkıp gelmiş ve Evren oluşmuştur. Bu bilgi kaybolmayacağı için, ‘hiçbir şey ölmez, her şey yaşar’ denir. İkiz foton, elektron ve atomlar üzerinde yapılan çok çeşitli deneyler sonucunda, ‘her şeyin, evrenin oluşumunda, önceden belirlendiği’ bilimsel olarak kanıtlanmıştır. (4)

İlimden ibaret olan ruh, her şeye ve herkese, kendisine özgü özellik verir. Sicim teorisine göre de her zerrenin titreşimi farklıdır. Bilimsel deneye göre boş bir ‘vakum’ ortamında saniyenin 10-40ında, yokluktan boşluğa, parlayıp çıkan pozitron-elektron çifti  ‘var olur yok olur’, çıkıp kaybolur. “Yokluktan, Boşluğa, bilgi, ilim yüklü enerji çıkıp var olur.” Parlayıp çıkan bu parçacıklardan birinin ani şişmesi sonucu evrenin oluşması ise diğer bir bilimsel kuramdır. Zıt kutupların birbirini sıfırlaması nedeniyle, elektrik ve manyetik kuvvetler ile madde ve anti madde toplamı aslında tam bir “Hiçliktir” ama Matematik ve Fizik gibi yasalar gerçek olduğu için “Düzenli Hiçliktir.” Bilimsel Kuramlardan biri de Evrenin nutfesi denebilecek Enerjinin içinde, DNA örneğine benzer, Kuran ‘Bilgisi’ bulunur, çekirdeğin veya ceninin açılımı gibi bu bilgi de açılıp yayılarak, Kuran südur ederek, Evreni ve eşyayı oluşturur. DNA da atomlardan oluşan, bilgi yüklü moleküllerdir.

“Mülk âlemine, kudret eliyle,  kuvvet ve kudretiyle hükmeder. Yaşam ile ölümün halk edilmesinin amacı maluma tabi olan ilmin insanlarda uygulanarak ortaya çıkışıdır. Malumun zuhuru ile zahir olan Allah’ın ilmidir.” (67 Mülk, 1,2) “O’nun, her an, her şey ve herkes ile bir şe’nde, bir neşede ve her şeye, herkese bir nazarı ve bir sırrı vardır. Herkes kendisine özgü, her şey o şeye özgü, bir nazar olduğu için vardır.” (42 Şura, 38) Aslında maddenin olmadığı ve elektronların, gözlem altında, ‘algılandığını, nazarı, algılayarak’ parçacık özelliği gösterdiği, çarpıcı bilimsel gerçektir. “Her şeyin, belirli bir zamanda, belirli bir süre için, belirli bir şekilde, oluşması için emrimiz olur. Emrimiz, göz atıp bakmamız, basar gibi kelime-i vahidedir, şeriatta o emre “Kûn” denir. Bu basar, nazar ediş, o mevcudu da içerecek şekilde, tüm varlık içindir. Vücut icat edilir ve bunun üzerine defaten o zamanda o vecih üzere  ‘şey’in vücudu vacip olur.  Bütün işlenenler nüfus levhalarında sabittir.”  (54 Kamer, 50,  51) “Fenadan sonra beka halinde esma hazretinde ve zat ile sıfat arasında fark makamında ve sıfat ile vücut memleketinde, her var olan  ‘mevcut’,  hikmete uygun ve yardıma muhtaç olacak şekilde, yönetilir. Ahsen-i veçhe ve edhemi nizam üzere müdir, belirli bir düzen içinde ve en iyi bir şekilde yönetmeye kadir olan muktedirin mülkünde olanların, tüm olay, eylem ve işleri; irade, arzu ve hükmü üzere yönetmeye ve iradesince etkilemeye kadir ve kendisine hiç bir şey imkânsız olmayan, muktedir padişahın indindedirler.” (54 Kamer, 54)

“Hak,  Muhammed suretinde zahir olur görünür. Genel rahmeti bütün eşyaya vücut vererek ve özüne olgunluğu yerleştirerek eşyanın tümünü kapsar.  Özel rahmeti,  zatının tevhidi ve gerçek olgunluğun idrakine sahip Muhammed evliyasına özgü sıfatların,  tekliğin zatından bütün hakikati içeren hepliğin kitabının inişidir. Bu Kitap önce bütünün, tüm var olanın, var olan her şeyin tamamının; kısaca eşyanın özüne kısaltılarak, öz halinde konduktan sonra ayetler indirilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmış Furkan, uygulama aklı kitabıdır. Kur’an,  Furkan olarak görünür,  ilim suret halinde görünür. Surette kalanlar ilmi göremez. İlim, bir düzen içinde surete bürünerek açılım halindedir. İlmin görünür hale bürünüşünü, bürünüyor oluşunu, görebilmek için ilmi bilmek, surette kalmamak gereklidir.” (Fussilet 41, 1-5) Genel olan Rahman, özel hal olan Rahim halinde görünür!

“Ortada, açıkta, görünür, hadis, zahir, zuhura gelmiş olanın anlatmaya çalıştığı hafa; gizli olanı, görünür olmaya çalışanı görmeden, hatta inkâr ederek, surette kalmayınız. Aşikâr olarak görünen ‘arz’; görünmeyen, henüz bilinmeyen ilimden rızkını alır. Arzın toprak, ateş, hava, su olmak üzere dört temel anasırdan alacakları takdir edilmiştir. Yeryüzü ve gökyüzü veya arz ve sema olarak bilinen oluşumlardan biri olarak arz rızkını aldıkça oluşur. Sonra  ‘sema’nın icadı kast edildi. ‘Sonra’ kavramı zamanı içermez, çünkü oluşumda zaman yoktur, yön ve oluşturulanların farklılığına işaret eder. Sema çeşitli yönlerden arzdan farklıdır, örneğin, sema latif, arz kesiftir. Sema manadan, yazılım veya tasarım gibi latif bir cevherden oluşur. Arz ise donanımdır, kesif bir maddeden oluşur. Her ikisi birden, zaman farkı olmaksızın, fiilen mevcut olur.”  (41 Fussilet, 9-11)

“Eğer biz  ‘var olur yok olur’ eğlence misali mevcudat olsun isteseydik kudret yönünden bize mümkün olurdu. Lâkin öyle mevcudat, varlık, olsun istemedik, çünkü hikmet ve hakikate uygun olmaz, aykırı olurdu. İnsanlar ‘İlahi’ bir düzen içindedir ancak düzeni bilmezler, kaos derler! Batıl inancı, yakin olmanın kanıtı ve keşfiyle değiştiririz. Hak, batılı kökünden söker, batıl derhal mahıv ve zail olur. Ve hemen mevcudatın fâni olduğu görülür, hakikat zahir olur.”  (21 Enbiya, 17,18) “Hak'tan mahcup olanlar görmezler mi ki, gökler ve yer, heyula, yani görkemli bir hayal ve cismanî bir madde iken, yapışık idiler? Biz bu suretlerin, ayrışarak, oluşumlarındaki aşikâr uyumsuzluğu ile gökleri ve yeri ayırdık. Ervah, canlılık, mana gökleri ile ceset arzı, bir nutfe suretinde bitişik olmuşlardı. Biz, arz ve ervahın tebâyünü, karakterlerinin uyumsuzluğu, nedeniyle, kendiliğinden ortaya çıkararak, her ikisini birbirinden ayırdık,  cenin ve Büyük Patlamada olduğu gibi. Yani biz, nutfeden her hayvanı halk ve izhar eyledik.” (21 Enbiya, 30)

“Biz, inananların, içerde ve dışarıda, görünür ve görünmezde, müşahede etmelerine yardımcı oluruz. Hatta muhakemelerine,  deliller ile anlamalarına yardımcı oluruz. Böylece, görerek, apaçık Hakk’ın aşikâr olduğunu idrak ederler. Yardım ettiklerimizden Hakk’ı eşyada müşahede edenler için Rab yeterlidir, efali delilleriyle, sıfatı tecellileriyle, görünüşleriyle anlaşılır, her şey bilgisi kapsamındadır. Her şeyin ‘Hakikati’, Hakk’ın ilminin aynısıdır, vücudu ilmi ile oluşur,  ilmi zatının aynıdır ve zatı aynı vücududur. Gayrın vücudu, aynı ve zatı da yoktur, batıldır, zandır. Her şey haliktır, yaratılandır, yalnız Hak Halık’tır, Yaratandır, Hakk’ın yüzü, Hakk’ın zatı bakidir. Nefiste ve çevrede görünen ve beliren vasıflar, sıfatlar, Hakk’ın varlığının ortaya çıkışı iledir.” (41 Fussilet, 53, 54)

Bilimsel ve teknolojik çalışmalar, araştırma ve deneyler, Evrenin işleyişindeki Matematik ve Fizik gibi yasaları bulur ve geliştirir. Işığın sönüklüğünden yaşını, evrenin yaşını bulur, galaksilerin serüvenini bilir ama şimdilik kuantum alanında şaşkınlığa uğrar. Örneğin, “Protonlar, ışık hızına yakın bir hıza ulaşacak kadar hızlandırıldıktan sonra,  saniyede milyonlarca defa çarpıştırılarak, parçalanır ve kuarklar, zerreler, açığa çıkar. Sonuçta madde anti madde ayna evreni oluşur. Kuvvetlerle dolu olan zerrelerin yarıçapı sıfırdır, içleri boşluktur. Bazı zerreler protondan 180 kat, elektrondan 200 kat ağır, biri diğerinden 100 bin kat büyük olabilir.” Şaşırtıcı ama gerçek, ‘Parça’, ‘Bütünden’ büyüktür!

Görünen,  görenin görüntüsüdür. Umarım, bize de, bizden de, Hak görünür!

                                                           Necdet Altınay 28102023

 

(1)   The Economist, Stephen Hawking's answer, Aug 26th 2015, BY D.J.P.

(2)   The Economist, Quantum theory, Oct 24th 2015.

(3)   D. Bohm, “Wholeness and the Implicate Order”, 1980, Routledge & K. Paul, sayfa 242.

(4)   Expres UK, Historic Discovery,By Paul Baldwin, Octber 16, 2015.

(https://www.express.co.uk/news/science/612340/Origin-of-the-universe-riddle-solved-by-Canadian-physicists-and-er-it-wasn-t-God

6 Eylül 2023 Çarşamba

İnsan, Evrenin Merkezindedir!

 

İnsan, Evrenin Merkezindedir!

İnsan, yalnız bir araya gelmiş madde veya atom topluluğu değildir. Maddesiyle birlikte manası, ruhu, ilmi, yönetim ve işletim sistemi, bilinci, vardır. Hayat, iradî hareketler bütünüdür. Mevt ise iradi hareketlerin olmaması halidir. İlim, elektromanyetik dalgalar halinde uygulanan kuvvetler şeklinde görülür duruma geçerek, uygulanmış olur. Tagayyür, yani ‘farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşme’ kavramına göre verilmiş kütle, eşya, madde, gelişir. Bu dalgasal kuvvetlerin, toplanmasıyla oluşan maddeleşme ve bedenleşme, insanda, ruhun zevcesi olan, maddesel nefsi oluşturur. Ruh ve maddeye, ‘Hayvani Nefis’, canlılık verir. Nefis de, yedi Yıldızın maddesel gelişimine paralel, yedi aşamada kemale erer. Her aşamayı bir Nebi simgeler, sırasıyla, Âdem, İdris, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed. Bireysel düzeyde, bedensel azalar ve organlar, gelişimini tamamlayınca, ‘Nefis’, gelişmeye başlar, merkezini ve amacını arar. İnsan da böylece, olgunlaşmaya ve insanı kâmil olmaya başlar. Büyük bir dairenin çemberinden, merkezine doğru, daha küçük daireler halinde, hareket edercesine, geniş çevresinden, kesretten vahdete, kendi merkezine, doğru hareket eder. Bu inşa ve ifnanın sırrına eren, müşahede eden, kemale erebilir ve Kehf suresinin sırrını kavrayabilir. Kuran, Âlem ve Âdem üçüzdür, özdeştir!

“İnsan, vahdete ne kadar yaklaşırsa, dairenin çevresinden merkeze doğru gelircesine, muhabbet kuvveti de o derece kuvvetli olur. Müminler arasındaki yakınlaşma imanın kuvvetine bağlıdır.” (8 Enfal, 62-63) “Hakk’ın gayri bir şey yoktur. Onda, sizden başkası yoktur, ancak siz varsınız. Onların hepsi helak olsalar bile senin için bir beis, sakınca yoktur. Biz mükemmelliğe, kemale, erişilmesi için eşyanın tümünü ademden, yokluktan, vücuda ihraç eder, çıkarır, sonra da hepsini ifna eyleriz, yok ederiz. Biz efal ve sıfatımızın tecellisi ile beden arzında olanları kuruturuz. Yani nefis ve sıfatları, hakiki mevt veya tabii mevt ile ifna, yok, ederiz. Bu inşa ve ifnanın sırrına eren kemale erer. «Eshab-ı  kehf»  daima Emr-i Hak ile kaim olan yedi kâmil kimsedir.” (18 Kehf, 5-9) “Bedensel gelişim tamamlanınca, nefis de kendi kemalini tahsil etmeye, olgunlaşmasını tamamlamaya zaman bulur ve gaflet uykusundan uyanarak, cevherinin kutsallığını anlayarak, merkezini ve amacını arar. Nefis, fıtrata güveni tam olduğu için kendi âleminin geleceğini arar ve fıtratının nurları parlar, olgunlaşma isteği şiddetlenir. Nefsin rüştünü görürse, Kutsal Ruh, nefse, hakikat ilmini ve hüküm mallarını verir.” (46 Ahkaf, 15) “Sakfı Merfu',  levha-i mahfuza, levha-i kaderden, ‘Yokluk Âleminden’, ilmin suretleri ve ahkâmı nazil olan sema-i dünyadır. Dünya semasına nüzulden, aşağı inişten, sonra ilmin,  cansız şeylere hululü,  içine gizlice girişi ile ilim şahadet âleminde zahir, aşikâr, olur. Bu da insandaki mahal-i hayal,    tasavvur, hayal merkezi, var oluş yok oluş, levhasıdır.” (52 Tur, 5) “Bahri Mescur,  ‘Boşluk Denizi’, Vakum Ortamı,  adı geçen ruh,  ilim ve cansızlarla ispat olunan eşyanın kâffesinin, tümünün, zahir olduğu, göründüğü, canlı cansız suretlerle dolu heyuladır, görkemli büyüklüktür.” (52 Tur, 6) CERN, İsviçre’de yapılan bilimsel araştırma sonuçları, yaratılan ‘Vakum Ortamına’, ‘Yokluktan’ zerreler halinde, kütlesi olan ‘Kuvvetlerin’, sürekli, var olup yok olmakta olduğunu kanıtlamaktadır. (1) Toplam enerjisi sıfır olan Evrenin, bir zerrenin ani genişlemesi sonucunda var olduğu, Bilim İnsanlarınca ileri sürülür. (2) Kuran kanıtlanır!

”O zatî mutlak, vahdetten kesrete doğru, bir merkezden çıkan,  tabaka  tabaka  yedi  sema halkeyledi.” (67 Mülk, 3) “Sema’ya tekrar tekrar nazar edin,  bakın,  her açıdan bakın,    görülmesi düşünülen, talep edilen, beklenen şey görülmez. Faydası yok, usanıncaya kadar tekrar et, gör, hakikat rücu eder, eninde sonunda ortaya çıkar. Çünkü fikir kaynar ve dolaşırsa, yerinde durmayıp gezer ve evrenin çeşitli açılardan görünüşü düşünülürse; bir yerde durmayıp gezilirse, çeşitli açılardan bakılırsa; sema, her açıdan farklı görünmez. Fikirlerin çatışması ve incelemenin tekrarı,  hakikatin ortaya çıkmasına sebep olur. Nazar ediş ve inceleme devam ettikçe beklenen,  umulan görüş bulunamayınca,  nedametten başka bir şey ifade etmeyince,  aynı beklentiyi devam ettirmekten çekinilir, imtina edilir. Evrenin imtina edilen, beklenen görüş gibi bir vücudunun olmadığını kabul etmek çok zor olur. Ayrıca, Semada çatlak, yırtılma bulunamaz.” (67 Mülk, 4) Nereden bakılırsa bakılsın,  evren,  bakılan açının merkezinden,  büyük patlama olmuşçasına,  bakılan nokta, evrenin merkezi, görünür. Görülmesi tahmin edilen şey görülmez, tahminlerde pişmanlık duyulur, nedamet gösterilir. Bir balonun yüzeyinde bulunan galaksilerden bakılıyor gibi, balonun yüzeyinde duruyor gibi,  evrene bakıp bir görüntü tahmin edilir ama evrene her noktadan bakışta aynı şey görülür, Büyük Patlamanın merkez noktasından bakılıyor gibi görünür. Evrenin her noktası, evrenin açılımının, uzayın genişlemesinin merkezidir. Her nokta merkezdir, evrenin merkezidir. Herkes, bakmasını ve incelemesini bilen her insan, evrenin merkezidir. (3) Kendini bilen, evreni bilir, Rabbini bile bilir, belki de bilen Hak’tır!

Bilimsel ve teknolojik buluşlar, ayetlere yeni anlamlar katabilir. Örneğin, 67 Mülk suresinin 4.cü ayetini tam olarak anlamak için bugün ulaşılan, bu linkteki, bilgiye ihtiyaç duyulur. (3) Burada, kısaca, “Kişisel olarak evrenin merkezinde olabiliriz” deniyor. Tam da ayetlerde bildirildiği gibi bedensel gelişimini tamamlayan insan, kesretten vahdete, çemberin dışından merkeze doğru, arayışa geçer. Nereden gelip nereye gittiğini anlar. Çevresinde gördüklerinin, aynı merkezden kaynaklandığını anlar. Her şeyin bildiği ve gördüğü gibi olduğu, var olanın bir ve tek bütün olduğu, aşikâr olur. Evvelde, ilk önce, merkezden, ‘Yokluktan’, ‘Boşluğa’ her ne çıkmış ise hala sadece o vardır, ikinci bir varlık da yoktur. Var Olan, Bir ve Tektir!

Umarım, gelişimle olgunlaşmamızı tamamlar, kendimizi ve Rabbimizi bilebiliriz!

                                               Necdet Altınay 06092023

 

(1)     Boşluk Boş mudur? (https://www.youtube.com/watch?v=FYf7af2tb5U)

(2)     By PAUL BALDWIN EXCLUSIVE, Mar 10, 2016.

https://www.express.co.uk/news/science/612340/Origin-of-the-universe-riddle-solved-by-Canadian-physicists-and-er-it-wasn-t-God

(3)     https://www.youtube.com/watch?v=BOLHtIWLkHg

4 Eylül 2023 Pazartesi

Kıyasla Bilmek

 

Kıyasla Bilmek

Her şey diğeriyle kıyaslanarak öğrenilir, bilinir. Bu alanda Kuran’daki ‘Tagayyür’, ‘Her şey, farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşir’, kavramı önemlidir. Kendi âlemimiz, dünyamız ve evrendeki her şey bu şekilde öğrenilir. Ama kendimizi bilmek için kıyas bir düzeye kadar geçerlidir. Özellikle, olgunlaşma sürecine, seyri sülûk aşamalarına, geçişten sonra kıyas yeterli olmayabilir. Kıyasla bilme artınca, kıyassız bilişle, ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ aşamasına gelinebilir. Çünkü Allah’ın, ‘Resulümü ben bilirim, beni ise gayrisi bilemez’ kutsal deyimi geçerlilik kazanır. Allah, ilmullah, Allah’ın ilmiyle bilinebilir, bildirilirse eğer. Bildiklerimizle düşünebilir, düşündüklerimizi uygulayabilir olunca, tefekkür edip sezgilere ve ilhamlara erişince, akıl hikmete erince, vahiy bile alınabilir, ihsana, idrake ulaşılabilir.

Düşünür ve görüş sahibi olanlardan alıntı yapılır, o der ki bu der ki gibi duyulan, okunan fikirler paylaşılır. Kaynağından hayal, akıl ve fikir sahibi olunanlar anlatılırken öyle sorular sorulur ki sizin cevaplarınıza siz de şaşırabilirsiniz. Ağzınızdan çıkan fikirler okuyup duyduklarınız olmayabilir. Hatta ‘bunları ben biliyor olamam’ denebilir. Tefekkür ederek kaynağa ulaşmış olabilirsiniz. Emme basma tulumba misali, kaçan suyunuz dolunca, kaynaktan yeni ve taze su çıkarabilirsiniz. Çıkan bu fikirlere sahiplik edemezsiniz, işte bu ezoterik bilgidir, içinizden, derinliğinizden, kaynağından çıkmıştır. Böyle bilgiler sezgiseldir, ilham almışsınızdır, size verilmiştir, Hakkın ihsanıdır. “Biz, inananlar için, ilmin kaynakları olarak,  görme,  işitme, dokunma,  tat alma ve koklamadan ibaret beş dış duyu. Adalet,  vicdan,  zekâ,  hayal ve fikir etme gücü olmak üzere beş de iç duyu. Ek olarak teorik, kuramsal akıl ve pratik, amelî, uygulamalı akıl, olmak üzere 12 vekil gönderdik. Herkes bir ilim üzerinde uzmanlaşır.” (5 Maide, 12) İlmin kaynağı Haktır, ilim, Hakkın gölgesidir!

Kuran, insana kendisinin var olduğunu zannettiren en önemli üç hususun ‘Efal’, ‘Sıfat’ ve ‘Zat’ olduğunu söyler. Şöyle ki, ‘varım, çünkü istediğim gibi hareket ediyorum, yiyor, içiyor, tutuyor, geziyorum’ der. İkinci olarak, ‘çok çeşitli sıfatlara sahibim, ana, baba, evlat, eş, meslek sahibi, iyi, kötü davranışlarım var, güzel, çirkin, sıfatlarım var’ diyebilir. Son olarak da, ‘bir vücudum var, maddi ve manevi benliğim ve kişiliğim, kimliğim, zatım vardır’ der. “İnsan, Allah’ın hayatıyla hay yani diri, ilmiyle âlim, nefsiyle kaim, fiiliyle fail, sıfatıyla mevsuf, vücuduyla mevcuttur.” (2 Bakara, 255) Kişinin, ayrı bir varlıkmışçasına var olduğunu iddia etmesi bir ‘zan’dır. İnsanın, ‘zan’larından kurtulması tam bir imandır!

Ayetlerin dedikleri ve bilimsel deneylerin gösterdiği gibi ‘Hayal’ henüz bilinmeyen yeni bilgilere ulaşmanın bir yoludur ve yöntemidir. (1) Araştırma ve Geliştirme, ARGE, uzmanları birer tefekkür uzmanıdır. Bilinenlerden bilinmeyenlere ulaşırlar. Öyle derin düşünür, tefekkür ederler ki kafalarındaki tüm bilinenleri atıp, beyinlerinde hayalî bir vakum ortamı oluştururlar. Böylece bu vakum ortamı ‘Boşluğuna’, ‘Yokluktan’ yeni bilgiler, ilim kırıntıları çıkıp gelsin isterler. Örneğin, E=MC2 diyen kişi bu formülü galaksiler arasında okumamıştır. Önce aklını bilinenlerden boşaltmış, tefekkür etmiş, derin düşünmüş, hem de günlerce, sonunda sezgi, ilham gelmiş hatta vahye ulaşmış, kendisine ihsan olarak verilmiş olabilir. Bu durumları herkes deneyerek yaşayabilir.

Tasavvufta ‘Vuslat’ kavramı vardır, Hakkı bilmek, Hakka ermek, Hak ile buluşmak anlamlarını taşır. Tevhit ilmi, insanın kendini vermesini, kendinden vazgeçmesini ister. Anadolu erenlerinin ocaklarında Kuran ilmi öğretilir. Dervişlere alması gereken dersler verildikten sonra özümlemeleri beklenir ve uygulamaya geçilmesi önerilir. Bu amaçla ‘Halvete Giriş’ kavramı anlatılır. Halvetin kırk gün gibi uzun bir süreyi kapsadığı bilinir. Küçük bir hücrede, minimum ihtiyaçları karşılanarak, Dünya’dan elini eteğini çekerek, tefekkür etmesi beklenir. Atamızın tercüme ettirdiği Tevilatı Kaşaniye kitabında anlatıldığı gibi her insana ‘Benlik’ kazandıran ‘Efal-Sıfat-Zat’ kavramlarının aslında Allah’a ait olduğu ilmi öğretilir. Bu makamlar Fenafillâh makamlarıdır. Bunların yerine Hakkın efali, sıfatları ve zatıyla yeniden dirilmesi beklenir. Kuranın bu makamları ayetlerde anlatılmıştır. Yeniden dirilişin Hakkın efal, sıfat ve zatıyla olabileceği öğretilir. Halvete giren kişinin tefekkürle oluşturduğu vakum ortamında Hakkın verdikleriyle, Hakka kavuşur. (2) “Yokluktan, enerji, ‘Boşluk’ ortamına, çıkıp var, sonra da hemen yok, olabilir!” (3)

Özel-Genel:“Yedi kat gökler ve yer ve bunlarda bulunanlar Hakk’ı tespih ederler.  Her şeyin,  diğerinde olmayan bir özelliği ve gayrinde olmayan, ona özel bir olgunluğu vardır ki,  o kemal, hâsıl olmadıkça onu arzular ve talep eder. Hâsıl oldukça, onu hıfz edip muhabbet eder, hatta olabilecek olsa bile daha ilerisini istemez.” (17 İsra, 44)

Ehad, Vahit, Samet: “De ki, Hu olarak bilinen Allah birdir, mutlak birliğin hakikatidir ki sıfat itibar olunmaksızın, sıfatları düşünülmeksizin zat demektir. Zat ile sıfatın arasında ancak akıl ile fark bulunabilir. İhlâs, birliğin hakikatini, kesret, çokluk, şaibesinden kurtarmaktır. İyilik kötülüğün, güzellik çirkinliğin delili, şahididir. Vahit, kesret sıfatlarıyla beraber zattır. Her damla su bir diğerinden,  örneğin,  mineral, bakteri veya tuz içermesi nedeniyle,  farklı olsa ve damlalardan oluştuğu bilinciyle derya dersek Vahit,  damlaları düşünmeksizin derya dersek Ehad, deryanın kendisi aslında damlaların olduğunun senedidir, delilidir, Samettir.” (112 İhlas, 1)

Fatiha suresi, Kuranın özetidir. Müslüman olduktan sonra yüzünden okunan duanın, Müslüman olmak için tersinden okunması önerilir. Böyle okuma sırasında önce ‘Ben’ diye başlar dua, ortasında ‘seninle, senden, sana, sığınır; seninle sana ibadet ederiz’ denir ve en sonunda ‘O’, ben yoğum sen varsın, diyerek bitirilir. Son bölümde, ‘Sadece Rahmanî, genel, madde âleminde veya sadece manevi âlemde kalanların değil, kendilerine rahimsi, özel, nimetler de verilen, evvelde, ahirde, zahirde ve batında, Hakk’ı Şuhut edip, şahit olup, Hakk’ın baki yüzünü müşahede edip, görüp, fani vücutları gaip olan Nebinin, sadığın, şühedanın ve evliyanın, yollarına ilet bizi’ denilir. ‘Kuranı öğrettim, insanı inşa ettim’ ayetleri gerçek olur, insana bahşedilen, ‘Bilgelik’ sıfatı duanın kabulüyle gerçekleşir.

Umarım biz de aklı ve kıyası geçebilir, kalpten görür, bildiriliriz de bilge olabiliriz!

(1)      http://necdetaltinay.blogspot.com/2023/05/ilim-kaynag-hayal.html

(2)      http://necdetaltinay.blogspot.com/2023/03/evliya-olgunlugu.html

(3)      https://www.youtube.com/watch?v=FYf7af2tb5U