17 Şubat 2022 Perşembe

Halka Nefes ve Ruh Verilmesi

 

Halka Nefes ve Ruh Verilmesi

Kalp, ‘Evren Balonu’ dâhil her şeyi içine alır, Hakkın Arşıdır. Hakkın gölgesi olan ilim, bilimsel yasalar, evrene indirildiği için her şey sırasıyla, bilimsel yasasına uygun, halk edilir. Kalp, ilk oluşan evdir, Kâbe’dir, tüm varlık için, her şey için barınaktır. Büyük Patlama ile Evrenin oluşumu başka, evrende kütle ve madde, galaksi ve yıldızların, oluşumu başkadır. Evrende, cansız varlıklar, ‘Ol’ emriyle ‘Halk edilir’, Allah’ın vücuduyla oluşur; canlılar, bir irade beyanı olan nefes verilişle ‘Yaratılır’ ve insan, ruh üflenerek, inşa edilip, ‘Dirilir’.

 “Habipim sen, «Ruh, Rabbimin emrindendir» deyiver.” (17 İsra, 85) “Söz ve ses duyulmaksızın, bir hüküm, irade beyanı olan, ‘Kûn, Ol’ emriyle, mevcut olur her şey. Yerler ve gökler, vasıta olmaksızın, madde ve müddet gerekmeksizin, Allah’ın vücuduyla, oluşur. Halk, hakikati itibariyle Hak’tır.” (2 Bakara, 117) İnsan da iş için ‘başla’ emrini verir. “Evrensel maddî beden arzında, ortak ve bireysel amaçlara uygun, yaşanabilecek ortam hazırlanmıştır. Vücutta bir şey yoktur. Her şeyin hazinesi indimizde, katımızda, yanımızdadır. Önce sureti, şekli ve resmi, külli akılda külli veçhesiyle, her yönüyle, kaza âleminde resmi çizilir. Sonra, sebepleriyle birlikte, levha-i mahfuzdaki, muhafaza altındaki, gaip âlemindeki görüntüsüyle, külli nefis âleminde görüntülenir. Daha sonra ayrı ve farklı bir birim olarak, ölçülerine göre, miktarına ve vasıflarına uygun, levha-i kader ve dünya semasında görüntülenir. Kısaca, külliden cüze, (plan, proje, program, bütçe ve maketine göre) her şey tasarımına uygun gerçekleştirilir. Her şey belirli ölçüde, şekilde, yerde ve zamanda, kendine özgü fıtrat, yaradılış ile indirilir. «Nefehât-ı İlâhiye»  rüzgârları, İlahi Nefes Rüzgârları, hikmet ve bilgi aşılayıcı, kalplere sefalar verici ve tecellilerin kabulüne hazırlayıcı olacak şekilde estirildi. Ruh göğünden hakiki ilimler suyu, (ilim yüklü enerji) indirilerek insanlar ihya edildi. İhya edilmezden önce insanın ilim hazinesi yoktu. İnsan, hayat-ı ilmiye ile ilmin hayat suyuyla fıtrat makamında, kıyam ederek, ayağa kalkarak, hakiki hayat ile ihya edilir, insan dirilir. Vahdette fâni kılmakla da öldürürüz. Sizin fenanızdan sonra, baki olan vücutları vâris olanlar; ancak biziz.” (15 Hicr, 21-23) Hiçbir şey ‘Tesadüfen’ var olamaz. (1) ”Var olanların tümü «sıfatının mazharlarıdır, göründüğü yerdir» ancak «insan-ı kâmil» müstesnadır ki o,  «Cemal-i zata» mahsus, ona özel ve özgü kılınmıştır. Bu tadil, mutedil kılınma, sebebiyle, insan, «Hakka mahsus olan ruhu kabule istidatlı, kabiliyetli» oldu. Ve insana da «kendi ruhundan nefha eyledi», işte bu nevi insan ile yaratılış, nihayet buldu, Hak zahir oldu.” (32 Secde, 7-9) (2) “Kendi olgunluklarının üstünde, olan Âdem’in olgunluğu inkişaf edince, melekler Âdem’e secde ettiler. İblis, secdeden sakındı, çünkü vehim, kuruntu şeytanı maddeye tabi oldu, bedenini görüp ruhunu idrak edemedi, Âdem’in hakikatini görüp, bilemedi.” (38 Sad, 69, 70) “Sizin için ruh semasından hakiki rızkı indirir. O da kalplerin kendisiyle hayat bulduğu ve kuvvetlendiği ilimdir ki, ne büyük bir rızıktır. Bu rızık, ilim ile ahvalinin, halinin, öncesini, maddeden soyunarak, idrak edip, gayriden geçip, Hakka rücu edenler; tezekkür etmek, hatırlamak, için Hakka dönerler. Ölmüş kalplerin sebeb-i hayatı olan ledün ilmini, ehli has kullarından dilediğine verir. ‘Kalkış’ günü, kulların, beden ve benlik perdesinden kurtuldukları gündür.” (40 Mümin, 13-16) Böylece, “Kuran öğretilir, insan inşa edilir.” (55 Rahman, 2,3)

“Arzu ve isteklerinin şiddetli olması halinde, istidadı olanların nefisleri çamurunu, terbiye ederek ve arındırarak, kutsallık yönüne uçuşan kuşlar haline getirir, sohbetlerinin bereketiyle, hakiki hayat nefesi ve ilahi ilim nefesini nefyederim, üflerim. Derhal Allah'ın izni ile şevk ve himmet kanatlarıyla Hak tarafına uçucu diri bir nefis olur.”  (3 Ali İmran, 49) “Hak'tan mahcup olanlar görmez mi, yer ve gökler, heyula iken yani ‘görkemli bir hayal ve cismanî bir madde’ iken, yapışık idiler? Biz bu iki suretin, ayrışarak, oluşumlarının aşikâr tebayünüyle, ‘uyumlu farklılaşmasıyla’, yer ve gökleri ayırdık. Ervah, canlılık, mana, gökleri ve uzayı ile beden ve ceset arzı, bir nutfe, su zerresi, suretinde bitişik idi. Biz, arz ve ervahın tebâyünü, uyumlu farklılığının kendiliğinden ortaya çıkışıyla, her ikisini birbirinden ayırdık.” (21 Enbiya, 30-33) Âlem ve Âdem yapışık ikizdi. Büyük Patlamada evrende her şey yapışıktı, uyumlu farklılaşma ile uzay zaman dokusu, içindeki galaksilerden ayrıştı.

“Ey insan sen, mevt ile rabbine gitmekte say ve içtihat edicisin, yani «Nefeslerin, eceline doğru atılan adımlar kadar» denildiği gibi nefeslerinle rabbine süratle gidicisin. Yahut rabbine gidici olduğun halde hayır ve şer amelde ciddi, gerçekten çalışıp, işleyen ve içtihat edicisin. Sen, bu çalışmanla, Rabbinle buluşan olursun.” (84 İnşikak, 6) “Kalbin ruha en yakın yerine ‘ufku mübin’, ‘açık ve aşikâr ufuk’ denir. Kalp seması ise sabır, şükür, tevekkül, bağışlama ve muhabbetle birlikte bilgi, sezgi, hikmet, ilham, vahiy ve hakikatlerle  donatılmıştır. Hakikat nuru, vehim ve kuruntudan korunmuştur. Kalbin ruh ile yakınlık ve dostluk kurulan bu yerinde, Resul, ‘Kutsal Nefes’ ile temas kurdu.” (81 Tekvir, 23-25)

      İlim, idrak edilinceye kadar kalbe üflenen Ruhtur, Evrensel İlahî Nefes, özelliği olan enerji, olduğu için her şey, hareket ve özelliklerini ilimden alır. Ruhun nuruna, diğer bir deyişle ilmin idrakine, eren kişi, kesrette, evrenin veya kalbin bir yerinde, bir ‘şey’ ile maddî ve nefsanî; her yerinde, vahdette, tümünde, ise ruhanî, rahimsi değil rahmanî, bütünsel; bilgilere ulaşmış demektir. İlk verilen kutsal nefes veya üflenen ruhun, ilmin, idrakinde olan insan, kuruntudan, şeytandan arınmış olur. ‘Küresel Nefes’ rüzgârları, yağmurla suyu dağıtır; su, ışığın, enerjinin, klorofille şekere dönüşümünü sağlar. Verilen ‘Bireysel Nefesle’ de enerji, hücrelerde yakılarak, bedene canlılık kazandırır.

Gerek Bireysel gerekse Küresel ve Evrensel düzeyde, İlahî Nefes, Âlem ve Âdem’e, canlılık ve Hakkın ruhuyla diriliş amacıyla, bir irade beyanı olarak, üflenerek verilmiştir.

Umarım biz de gayretlerimizle, İlahi Nefese kavuşup, Allah’ın ruhuyla dirilebiliriz.

                                                           Necdet Altınay, 20022022

 

 

(1)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2019/04/tesadufen-var-olamaz.html

(2)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/02/nefes-uflenmesi.html

 

4 Şubat 2022 Cuma

Gönle Düşüş (Ş)

 

 

Gönle Düşüş

Bir duygu imiş aklı tetikleyen,

Cılız bir hismiş, aklı etkileyen,

El öpme, diz çökme kabulüm,

Sevginin reddedilmesi zulüm.

 

Bilinenlerden farklı ve doğru,

Çekimine kapıldığım bir soru,

Fikirler hep birbirine uyumlu,

Nasıl olur bu, benlik sorunlu?

 

Ben bana önem verdim hep,

Hakkı bilmek nasıl olur acep,

Denilen de önce, kendini bil,

Güzelce bağlandı Rabbini bil!

 

Gönle düşmekle başladı çıkış,

Öğrenip de gör bu nasıl bakış,

İçimdeymiş, Nakkaş ile nakış,

Necdet, ‘bensiz’, O’nadır varış!

      Necdet Altınay, 03022022

                (NECDET CAN HOŞ SÖYLEDİN

                KENDİNİ PÂK EYLEDİN

                MELÂMET SON NOKTADIR

                ONU DA SEN PEYLEDİN

                                Ali Oktay CEVER)

3 Şubat 2022 Perşembe

Akıbet Gerçekleşir

 

Akıbet Gerçekleşir

Verilen aklın, insanca kullanımı ve ‘Kaos’ diye bilinen ‘İlahî düzenin’ anlaşılabilmesi, insanlığın yüzyıllarına mal olmuştur. Cansızların halk edildiğinin ve canlıların yaratıldığının bildirilmesinden sonra, insanın inşa edilmesi de zaman almaktadır.  Evrenin oluşumunda, ilmin yeri ve öneminden söz eden ayetler, bilimsel deneylerle kanıtlanmaktadır. Örneğin, var olan her zerrenin sürekli bir iletişim ve etkileşim içinde olduğunu bilim kanıtlamıştır. İkiz elektron veya atomlar, arada galaksiler olsa dahi, ayrıca özel bir haberleşme kanalı olmaksızın, aynı anda durum değiştirir. Bu sonuç, olmuş ve olacakların, amaçlarıyla birlikte, Büyük Patlamadan itibaren tayin edildiğini, gelecekteki akıbetin ezelde bilindiğini, belgeler. Doğrusu, zaman yoktur, geçmiş ve gelecek aynı anda mevcuttur, insan aklı bunu kavrayamaz! İlim, kaynağından itibaren, maluma tabidir. Her hareket bir amaç içindir.

Kuantumun bilinmez, belirsiz ve olasılıklar ortamından, bilinen atomlar âlemine geçiş, görünüşte, aklı rahatlatır. Oysa atomların tam bir boşluk olduğunu kabul etmek bile zordur. Atomun % 99, 99…(12 adet 9) u boşluktur. Dolu kısımda ne var o da bilinmez. İnsan gözlem yaparsa ‘parçacık’, yapmazsa ‘dalga’ halinde yolculuk yapan fotonun, ‘seçimini geciktirdiği’ kanıtlandı. Çift Yarık deneyinde, Galaksilerden gelen bir fotonun, son anda değiştirilecek ‘gözlem’ durumuna göre, ‘Süper pozisyon’ hali, yani ‘hem dalga hem zerre’ hali, geçerlidir. (1) Süper determinizm, son gelinen noktadır. ‘Özgür İrade’ yoktur, her olmuş ve olacak, amacıyla birlikte, Büyük Patlama anında, ‘Belirlenmiş’, akıbet malumdur.

İnsan, bedensel ve zihinsel gelişimle reşit olur. Bu gelişimler kendiliğinden olmaz. Bedensel gelişim, hormonsal dengeyi gerektirir. Henüz en küçük bir hormonu üretemesek de bedende, hangi mesajın diğer hücrelere nasıl taşındığını, hangi hormonun, hangi atomlardan, nerede ve nasıl üretildiğini, yeni öğreniyoruz. (2) Zihinsel gelişim ise beyin hücrelerinin, uygun elektrik ve akımını üretip aktararak, düşünce ve bilinç üretmesidir. Nöron hücrelerimizde, hangi molekülün, nasıl elektrik ürettiğini ve nasıl mesaj yükleyip diğer hücreye gönderdiğini de yeni öğreniyoruz. Bilimin kanıtladığına göre, uygun ortamda, DNA, yazılıma hükmeder, talimat verir ve hücre içinde, ne zaman, ne yapılacağını bildirir. Bilim, hormon, molekül ve elektromanyetik mesaj üretiminin, ‘verilmiş bir irade’ olduğunu kanıtlar. Binlerce yıl önce, canlı hücrelerdeki moleküller, elektrik üretip kodlamayı biliyor ve kullanıyordu! (3) Bilim, ‘bir hücrenin canlılık kazanabilmesi için aynı anda üç görevin birden yapılıyor olması gerekir’ sonucuna varmıştır. Bu üç görevden birincisi ‘elektrik enerjisinin üretimi’, ikincisi bu ‘enerjinin hücresel faaliyetlerde kullanımı’, üçüncüsü ise ‘hücre çoğalma işlemlerinin yürütülmesi’. Bilime göre, sonuç olarak, ‘bir canlı hücre, ancak diğer bir canlı hücrenin bölünmesiyle’ elde edilebilir. Kısaca, her faaliyet, sonuca, akıbete, uygun yürütülür. Sonuç, sebepleri belirler. Yani, yalnız Allah’ın dediği olur!

“Habipim, sen kemali tamamlamak üzere gönderildin.” (12 Yusuf, 109) Hadis: Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim. Herkesin kendine özgü bir haysiyeti vardır, onun özel istidadı ona özel saadettir ki o saadet onun akıbetidir, «hakikî hayat» elbet odur. Güzel ahlakı tamamlama akıbetine uygun olarak, Resul gönderilmiştir.

“Sizden evvel, tevhidi efal konusunda enbiyaya inanmayanlara ne olduysa bundan sonra da o olacaktır. İnanan ve inanmayanların akıbetleri, gelecekte de evvelden olduğu gibi olacaktır. Bu sözler, insanlara, tevhidi efal ilminin ayrıntılı beyanıdır. Söz dinleyenlere nasihattir. Onları sıfat ve zat tevhidine yönlendirmedir. Muvahhit, tevhit eden kimse, belaları Allah’tan bilir. Eğer derecesi rıza değilse en azından sabreder ve onunla kuvvet bulur.” (2 Bakara, 137-139) “Biz sana, ulvi yönden kutsal hakikatleri ve ruhani bilgileri rızıklaştırırız. Muteber olan akıbet, bedensel elbisenden ve nefsanî davranışlarından tecrit olman ve soyunmandır.” (20 Taha, 132, 133) “Aklın yolu birdir, vehim şeytanının yolları müteferriktir. Kalplerin dağınıklığı kuvvetleri zayıflatır ve niyetleri çürütür.” (59 Haşır, 17)

Aklın yolu birdir, çünkü malum olan, vasıfları ayrıntısıyla iyi bilinen, akıbete götüren, yoldur. Araçların, ilmin ve bilimin akıllıca kullanımıyla, malum olan ve iyi bilinen akıbete, sonuca, insanlığın hedefine, amacına giden yolların bütünüdür aklın yolu. Canlılardan, ‘yer ve zamanın koşullarına uyum gösterebilen, bu yeteneği geliştirebilen’, hayatta kalır. Hatta neslin hayatta kalması için bireyin kendini feda etmesi de söz konusu olabilir. Bu kadar önemli ‘Evrim Kuramı’ bir ‘Tesadüfün’ üstüne kurulmuştur. Kuramın temelinde, yaklaşık 3,5 milyar yıl önce ‘Kendini Kopyalayan’ bir molekülün ‘Tesadüfen’ oluştuğu var sayılır, kabul edilir. Hâlbuki ayetler, yaşam sürecinde, ‘Tesadüfün’ olmadığını özel olarak belirtir. Hem ‘Evrim’ ve ‘Fedakârlık’ genlerde kazılıdır. Akıl, tesadüfü, bu kadar önemli bir konuda, kabul edemez. Çünkü hayatta kalmak, yaşamak için bireysel ölüm dâhil her şeyin gerçekleşmesi bir tesadüfe dayanamaz. Bir tesadüfle gelen, giderse eğer, yeni bir tesadüfle tekrar gelebilir! ‘Tesadüf’, olmuş ve olacağın akıbet için olması fikrine terstir.

Umarım biz de bilinmeyi sevmiş de yaratmış olanı bilme akıbetine erebiliriz!

                                                                                    Necdet Altınay, 02022022

 

 

 

(1)     https://en.wikipedia.org/wiki/Delayed-choice_quantum_eraser

(2)     https://www.vitaminler.com/bilgi-bankasi/hormon-nedir-ne-ise-yarar

(3)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/05/akln-yolculugu.html

(4)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2015/10/evren-duzenli-hicliktir.html

 

 

19 Ocak 2022 Çarşamba

Gölgeden Hakka

  Gölgeden Hakka

            İnsanın gölgesi, insanın varlığına delil; insan, Hakkın delili ve şahididir. Gölge, güneşin varlığına delildir, madde de Hakk’ın varlığına delildir. Kütlenin, hakikati bilinirse, görünen ışık enerjisi olduğu idrak edilir. Her cisim ışır, ışık saçar, ışınım halinde, hakikatini görünür kılar, enerji yayar. Enerji, iletişim ve etkileşim içinde olan kuvvetler halinde hareket eder, gölgeleşip maddeleşir. Akıl, Hakk’ın elidir, vücut gölgesinin delili ve şahididir. Akıl, her mevcudun, Hakkın gölgesinin uzatılmasıyla vücut bulduğunu idrak eder. Akıl ayrıca, maddeden soyunarak, esaretinden kurtulabilir. Buna da ifna ediş denir ki akıl, eski halini unutup yeni haliyle kaydederek yapabilir

“Bilinmelidir ki eşyanın mahiyeti ve görünenin hakikati, hakkın gölgesi ve mutlak vücudun sıfatının işaretidir. Kütlenin, maddenin hakikati, Hakk’ın ilmi, görüntüsü, gölgesidir. Mutlak vücudun ortaya çıkmış, görünür olmuş sıfatıdır. Akıl güneşi, vücut gölgesine delil, şahit kılındı. Akıl delili, gölgenin hakikatinin, vücuttan farklı bir şey olduğunu doğrular, kanıtlar. Akıl güneşi delalet etmezse, gölgenin vücudu ile hakikati arasında ayrılık olmazsa, vücut kendiliğinden var olmuş olur. Vücudun, ilminden ayrı ve gayrı bir ismi, cismi ve resmi olamaz ama farklılığa yalnız akıl şahitlik eder. Gölgenin vücudu olmazsa hiçbir şey olamaz,  eşya mevcut olamaz. Gölgenin vücuttan gayri bir şeyi, yani hakikati, olduğuna ancak akıl şahittir.” (25 Furkan, 45)  

“Sonra gölgeyi ifna ederek,  ortadan kaldırarak,  elde tutabiliriz. Her an mevcut olan fani bir ‘şey’in fena bulması, evveline, oluşuna nispetle kolaydır. Ele alınan her şey her an başka bir mazharda zahir olur. Tutuşun ve yok, ifna, edişin o şeyi tamamen ortadan kaldırmak olmadığına,  o şeyin suret ve hakikatine, ezelden ebede kaydeden, akıl şahittir. Akıl, Hakk’ın elidir. Tutuş ve ifna, o şeyin değişime uğramasıdır, tamamen yok olması değildir. İfna, yok, ediş, mevcut olanın bir önceki halini, hakkın eli veya pençesinden ibaret bulunan, akılda tutmaktan vazgeçmek ve yeni haliyle kaydetmektir. Nefsin zulmet gecesi insanlara libas, elbise kılınmıştır. Bu zulmet sizi istila ederek Hakk’ın zat,  sıfat ve gölgesinin müşahedesinde sizi setir eder, örter. Hayat ve dünyada gaflet uykusunda uyutur. Hadisi şerif: “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.” Uykudayken “Daimî hakiki hayattan” gafil kalırsınız. Kalpleriniz, ruh nuruyla, ilmin idrakiyle, hayat bulunca, his uykusundan sonra, kutsal âlem fezasında dağılıp yaşarsınız. Ruhani güçler âlemine, sizi temizleyen pak ilim suyunu indirdik. O ilim suyu, hakikatleri, asıl vatanları, unutulmuş olan ahitleri ve aslın güzelliğinin hatırlanması için indirilmiştir.” (25 Furkan, 46-50)

“Siz, Hakk’ın, ‘hıfz edicilerinden’, ilim yüklenebilen kuvvetlerinden oluştunuz. Siz,  bu güç ve kuvvetlerin cisimlenmiş, şekil ve suret kazanmış, cisimleşmiş halisiniz. Bedenlerinizden sıyrılıp çıkmanız, soyunmanız, halinde durum apaçık görünür.  Suretlerinizin bir kısmı, size sevap ve rahatlık veren, ruhani latif kuvvetlerdir.  Bir kısmı ise size azap veren cismani muzlim, zulmetli ve meçhul, suretlerdir. Cismani azalarınız, organlarınız, hal lisanı ile sizin yaptıklarınızı hatırlar ve işlediklerinizi söyler.  Hafıza semavi bir güçtür ve ruhun bedenden ayrılması halinde yapılanları ortaya koyar.” (6 Enam, 61)

“Nutuk kuvveti,  ruhun nurunu,  ilmin idrakini, içeren manayı kavrama ve anlatma kuvvetidir. İlahi ilmin tümünün Hakk’ın gölgesi olduğunu, göklerdeki ve yerdeki her mevcudun bu gölgenin uzatılmasıyla vücut bulup kudret ile halk edildiğini inkâr ederler.”  (17 İsra, 98) “Onlar ağızları mühürlenmiş ve nutuktan aciz bulunduklarından, asla yekdiğeriyle söyleşemezler. Birbirlerine bir şey soramazlar.” (28 Kasas, 66) “Zira hiç bir şey nutuktan hali değildir. Lâkin gafiller anlamazlar.” (41 Fussilet, 20, 21) “Nutuk, sizin beden arzınızda ve lisanınız üzere zahir olmuş olan ‘Mütekellimi Hakikî’nin sıfatlarından bir sıfattır. Hakk’ın nuru size işrak eylemiştir, kalbinize doğmuştur. Tüm kuvvet ve kudret Allah’ındır.” (51 Zariyat, 23)  Kuvvetler, var olan her şey ve herkesin temelidir.

“Her zerre, bilgi ve özelliğinin yani ‘info’sunun deposudur,  başka bir şey içermez.  Nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde, sistemin kaynağından yapılan müdahaleyle, zerreler gölgeleşip, pıhtılaşıp, katılaşıp kütle kazanır,  maddeleşir. Protonlar, ışık hızına yakın bir hıza ulaşacak kadar hızlandırıldıktan sonra, saniyede milyonlarca defa çarpıştırılarak, parçalanır ve kuarklar, zerreler, açığa çıkar. Sonuçta, ‘madde anti madde ayna evreni’ oluşur. Kuvvetlerle dolu olan zerrelerin yarıçapı sıfırdır, içleri boşluktur. Bazı zerreler, protondan 180 kat,  elektrondan 200 kat ağır,  biri diğerinden 100 bin kat büyük olabilir. Higgs Bozonu, kuvvet taşıyıcı boşluktur, kuvvetlerle doludur, aynaların olduğu şekil oluşturur.  Enerji,  bilinmeyen bir şekilde,  gölgeleşir, pıhtılaşır katılaşır, maddeyi oluşturur. Aslen enerji olan ve madde denilen atom, patlayarak tekrar enerjiye dönüşür.” (1,2) “Doğanın temel yapıtaşı olan kuvvetlerin özellikleri, tesadüfî ayrıntılar olmak şöyle dursun, uzay ve zamanın dokusuna derinden sarılmıştır.” (Brian Green, ‘Evrenin Zarafeti’) (3)

“Her şeyin hakikati Hakk’ın ilminin aynısıdır, vücudu ilmi ile oluşur,  ilmi zatının aynıdır ve zatı aynı vücududur. (41 Fussilet, 53,54) “İlmin ayrı bir varlığının idraki ise Hakkın varlığına delildir. Nasıl ki bir eşyanın gölgesi varsa gölge, güneşin varlığına delildir,  aynı kapsamda, ilmin varlığı da Hakkın varlığına delildir. İlim, böylece Hakkın ‘gölgesidir’.” (39 Zümer, 9) (4) “Halk edilen ve yaratılanların, hakikatlerine bakılırsa, heykel ve suretlerin, şekil ve biçimlerin cesetleştiği, maddeleştiği ve hakikatine uygun bir şekilde cisimlendiği görülür. Her şeyin, ilmî bir hakikati ve o şeyin mevcut olmasına sebep olan bir aslı, özü ve melekûtu, madde ve manası, hükmü, vardır. Her şeyin bir vasfı ve mazharı demek olan bir zilli, gölgeleşmiş, maddeleşmiş hali vardır. Şeylerin kendisi ve cesetleri farklıdır ve bunlar secde edici halde temessül ve tecessüm eder, cisimlenir ve cesetleşir.” (16 Nahl, 48)

             Umarım, gölge varlığın hakikatini akılla bilerek, Hakkın varlığını idrak edebiliriz.

                                                                                  Necdet Altınay, 20012022

(1)      https://bilimfili.com/gercekligin-olculmeden-once-varolmadigi-deneysel-olarak-kanitlandi

(2)      https://www.science.org/content/article/quantum-experiment-space-confirms-reality-what-you-make-it-0

(3)      https://www.halkkitabevi.com/evrenin-zarafeti-ciltli?gclid=CjwKCAiA9vOABhBfEiwATCi7GND9WmgEmzumJwffhDEJnruw33wgfCPOsLfE4cPywIqKGs808Jg3oBoCLdUQAvD_BwE

(4)    http://necdetaltinay.blogspot.com/2017/12/hakkn-hakikati.html

6 Ocak 2022 Perşembe

Hislerin Kullanımı

 

Hislerin Kullanımı

 

İnsan, diğer halk edilenler ve yaratılanlar, cemadat, nebatat ve hayvanat, arasında aklı ile ön plana çıkar ve fark yaratır ama aklıyla duygularını kontrol edebildiği için bu farkı yaratmıştır. Duygularına hâkim olamayan, hatta onların esiri olanlar sıradanlaşır, başarıya ulaşamaz, amacına eremez. Nefsinden kalbine çıkamazsa ruhuna eremez. Seven, sevilir.

 

“Mal sevgisi,  hicapların, örtünün, en kesifidir, malı sevin, kıskançlık yapmadan, size fitne vermeden; malı vereni daha çok sevin, malı Allah verdi diye sevin.” (76.8) “Nimetlere şükür, nimetleri verene karşı sevgi yaratır. Bu sevgi, fıtratın kapısını açar. Sevgi, sevilmeyi ve aşkı doğurur. Allah, seveni daha çok sever. Söz konusu cennetler, fıtratlarındaki emel ve ahlakı, miras gibi alıp, ilim ve ilgili koşulları olan sıfat ve kuvvet şubelerine ayrıldıkları için meyve verenler ve bu meyvelere sahip olanlar içindir. Korku, sevgi ve aşka dönüşerek,  nefisten kalbe ulaştırarak,  cennete kavuşturur.” (55 Rahman, 46-48)

“Kalbi, Kâbe’yi, insana emin olarak döneceği selâmet mahalli, yeri kıldık.” (2 Bakara, 125) “Tevhidim olgunluğa erip, sevgimin olgunlaşması dolayısıyla, “Habib”, sevgili, oldum. Kalbimde Sevgi, Nefsimde adalet, tam oldu.” (42 Şura, 15) Bilinmek, için kâinat yaratılmıştı, tevhit benimle kemal buldu, sevilen, sevgili oldum, fıtrat benimle amacına ulaşmış oldu.Yüce Allah, Kitapla, sevgi ile tevhit ilmini indirmiş oldu. Kitabı,  hak ile hakkıyla,  hak ettiği şekilde indiren Allah’tır. Ona, kitapla inmesi gereken muhabbet ile tevhit ilmini indirdi. Tevhit ilmi muhabbetle indi, habip oldu, ilim habipin hakkı oldu, habip ilmi hak etti, ilminin hakkını verdi, gereğini yaptı, bildi ve bildirdi. Tevhit ilmi, Allah’ın Habib’inin hakkı oldu. Ve adaleti de indirmiş oldu. “Ruh”ta tevhit ilmi,  “Kalp”te sevgi,  “Nefis”te,  benlikte,  adalet olunca fenafillâh ve büyük kıyamet yakın olur.” (42 Şura, 16, 17)

“Hz. Cem’de, Hak’tan halka rücu edilir. Rab, halk sureti ile örtündü. Elçisi, kendi vücudundan fani, Hakk’ın vücudu ile mevcut, hakkın sıfatı ile mevsuf, sıfatlanmış oldu.  ‘Ben senin suretinle zahir oldum,  şimdi halk suretinde benimle kaim ol,  Hak ile halk ol’.  Rabbinin adıyla,  O’nun ismi altında,  O’nun adına,  namına,  hesabına oku,  zatının vücudu ile oku. İnsan,  rahimde ters olarak tutunup duran su damlası  ‘alâk’tan,  alakadan,  ilgiden,  sevgiden,  yaratılmıştır.” (96 Alâk, 1,2) İnsan ve insanlığın gelişiminde, uygulama alanında, ilim, ‘Bir arının ısı izini 500.000 km den algılayabilir!’ bir araç geliştirme aşamasına gelmişse, ilme ve kaynağına az kalmış olabilir! Doğum üzerindeki araştırmalarıyla kendi doğumunu hayal ve tasavvur etmeyi başaran insan, ‘Evrenin’ doğumunu izleyebilir.

“Bizi, hidayet yolunda ve vahdet yönünde yönlendir. Marifet, muhabbet, sevgi ve hakkın zatının hidayeti sıratında, yolunda, rahimsi, özel, nimetler verilenlerden kıl. Evvelde, ahirde, batında, zahirde hakkın yüzünü müşahede ettir. Bu yol, fani olan gölge vücutlarından yok olan nebi, sadık, şüheda ve evliyanın yoludur. Sözle ve fiilen, söz ve eylemle, sana hitap eder, ibadeti sana tahsis eder,  yardımı senden talep eder;  seninle sana ibadet ederim.  Bu huzur hallerimde, bütün hareket ediş ve duruşlarımda, seninle sana ibadet eder daim namazda olurum. Her vecih üzere ve her vecihten, yüzden, cemalini müşahede eylediğimden, daim muhabbet lisanı ile olurum.” (1 Fatiha, 4,5)

“Bunlar küllî işlerden ve aklî lezzetlerden, cüzî menfaatler ve hissi lezzetlerle mahcup, bedenî lezzetlerde dalgın, dünya muhabbeti ile meşgul olduklarından salâh ve iyiliği,  sırf dünya işlerini kendileri için düzmekte ve geçimlerini kazanmakta bilirler, arzu ve isteklerine ancak bu suretle kavuşurlar. Hâlbuki hissiyatları ile idraklerini bozduklarını hissedemezler.” (2 Bakara, 12) “Tümde fani olmak, yokluğun idraki değildir. Sonra kendisine ruhumuzun üflenmesi ve suretimizle tasviri sebebiyle insanı, yaradılıştan gelen “Başka bir hale girme” haliyle inşa eyleriz. İnsanın fıtratından gelen ahdi misaka uyma hali bir halden diğer hale geçiş yeteneğidir. Bu yetenekle insan, yücelerek hal değişimiyle, inşa edilir.”(8 Enfal, 24) “İnsan gerçekte, böylece, halk edilmeyen bir halktır. Yani halk edilen diğer tüm doğadan farklı olarak, inşa edilerek, yaratılan yaratıktır. Bundan sonra sizler tabiat açısından ölüsünüzdür. Doğaya bağlı ve bağımlı değilsinizdir. Kısaca, kurtuluşa götüren mevte ermişsinizdir. Benlik ve bencilliğinizden vazgeçme zekâtını vererek yeniden doğuşa adaysınızdır. Sonra siz kıyameti sugra (küçük) gününde, ikinci defa meydana gelme gününde, hakikat ile diriltilirsiniz. Fena halinde ölü iseniz kıyameti Kübra (büyük) gününde beka ile diriltilirsiniz.”(23 Müminun, 14-16)

 

İnsanı insan yapan duygular, merhamet, sevgi ve muhabbet, kendini tanıma ve bilmeye götürmenin ötesinde, nimetleri vereni de sevdirir. Aklı ile bilip algıladığı ve hisleriyle hissettiği her şeyin kaynağına ulaşmak ister. Bildiklerinin ardında, hissettiklerinin ötesinde, sezgi ve ilhama hatta vahye kadar ulaşmak ister. Yaratılış amacının bu olduğunun idraki içinde sahip olduklarının hepsinden hatta kendisinden vazgeçip amacına ulaşmayı tercih eder. Sevdikçe sevildiğini idrak edip aşk içinde kendinden, akıl ve duygularından, geçmeyi zevk edebilir. (2) Hakkın vücuduyla mevcut, ilmi ile âlim, nefsi ile kaim, ayakta ve hayatıyla hay, diri olan insan, ‘Bilinmeyi Seveni’, ‘Severek Bilmeyi’ bilebilmelidir ve zevk etmelidir.

 

Umarım biz de hislerimize tırmanarak, Yaratana ulaşmayı hak edebiliriz.

 

                                                                       Necdet Altınay, 06012022

 

 

 

 

 

(1)     https://evrimagaci.org/soru/vmat2-geni-tanriya-inanma-geni-mi-6790

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2021/02/ask-sarab.html

 

 

  

 

Kuvvet ve Kudret!

 

   Kuvvet ve Kudret!

‘Kuvvetler’, dememiz yeterlidir,

‘Elektromanyetik’ de geçerlidir,

Gazap ve şehvet, namı diğerdir,

Her şeyin özü, esası, temelidir!

 

Tamamlıyorsam ben bu Evreni,

Tam anlıyorsam, ben çevremi,

‘Kuvvetler’, algılanıp bilinmeli,

Ağlayıp, gülerken de sezilmeli.

 

Tefekkürle, mağaraya kapatır,

Kalpte, kendimle olup, taptırır,

Ses getiren tellerimi, kıpırdatır,

Etkisiyle ve tepkisiyle, yaşanır.

 

Kuvvetler, kalp dışına taşarmış,

İnsan, kalbinin içinde yaşarmış.

Her duygu bir başka titreşimdir,

Her titreşim etkileyen girişimdir.

 

İstemeden etkileyip etkilenirsin,

Sistemin bütünlüğü etkileşimdir,

Yaptık, ettik desek de olan olur,

Neden, niçin, denilmesi boştur!

 

İletişimle etkileşimler bir girişim,

Hepsi bilgi işlem, hem de bilişim.

Değiştirmeye çalışma, yalnız izle,

Müdahil olma, olursan eğer gizle.

 

Hak kuvvetlerini idrak ile bilensin,

Kuvvetten bilinç oluşturan sensin,

Sen ile çevreni bilip, birleştirensin,

Gitti kesret geldi vahdet diyensin!

 

Olay ve eylemler olur, olup geçer,

Kendini bilen, yalnız, oturup izler,

Rol verilmişse, oynar ancak gizler,

Necdet, bil, Allah’ındır kuvvetler!

            Necdet Altınay, 01012022

 

Hisler Genlerde Kazılıdır

 

Hisler Genlerde Kazılıdır

Bebeğin DNA’sında, her seferinde bir protein açılır işini yapar, emer, kıskanır, sever, güler, ağlar, etkiler, etkilenir tepki verir; uyum gösterilen koşulda RNA ve DNA’sı değişir, gelişir. “Beyin hücresi ‘Nöronlar’ arasındaki, metrelerce uzun, elektromanyetik dalga lifleri yalnız o ana özeldir, ne daha önce oluştu ne de sonra oluşacaktır. Bu dalgalar sayesinde yer, içer, duyar, görür, bilir, bilinçlenir, konuşur, yaşarız. Tüm yaşam iç içe var olmuş bir kodlamalar uyumudur; yaşam, DNA’dan DNA’ya film aktarımıdır.” (1) Canlı hücre, oksijen atomunu, hidrojenden koparıp karbona bağlamasıyla, elektrik enerjisi kazanır ve her işini bu enerjiyle yapar. Hücre, elektrik enerjisini nasıl üreteceğini, mesajını elektromanyetik dalgalar üstünde nasıl kodlayıp, nereye göndereceğini, iyi bilir. Elektromanyetik kuvvetler ile onları kullanım iradesi, DNA bünyesinde, Hakça verilmiştir. “Her şey ve herkese özgü ve özel, irade beyanı olarak, bir ‘nazarım’ vardır.” (42 Şura, 38) (2)

“Fitneci ve münafıkların, kalpleri şek, şüphe ve iki yüzlülük hastalığına tutulmuştur ve bunlar kalplerine kök salmıştır. Resul de müminlere yardım etmek ve dini yüceltmekle bunlara kin ve haset etmeyi de yüklemiştir. Rezaletlerin tümü kalp hastalıkları ve arazlarıdır. Bunlar kalbin zayıflamasına ve helak olmasına yol açar. Çünkü münafıkların azapları elim ve kâfirlerin azapları azimdir, büyüktür. Felç olan bir organın duyarsızlaşması gibi kovulmuş, dışlanmış olan inkârcı kâfirlerin azapları elim ve azim olsa da kalpleri azabı idrak edemez ve sefasını da süremez; büyük kin, nefret ve elemin şiddetini kalpleri hissedemez. İkiyüzlü münafıkların ise asılda istidatları sabit ve idrakleri baki olduğundan, elem ve acının şiddetini hisseder, duyarlar. Çaresiz yalan ve buna katılmış araz olan müzmin hastalıklar sebebiyle azapları elemli olur. Böyle kişiler, bütün işlerde ve akılcı lezzetlerde cüzî menfaat, hissî lezzetler peşindedir, bedensel lezzetlere dalmıştır, dünya muhabbetiyle meşguldür. Kurtuluşu ve iyiliği, dünya işlerini kendilerine uygun yürütmekte, geçimlerini kazanmakta bilirler, bütün amaçlarına böylece ulaşabileceklerini düşünürler. Oysa hissiyat ve idraklerini bozduklarını hissedemezler.” (2 Bakara, 10, 12)

Bir hadise göre  “Kişi sevdiği ile haşir olunur, kıyametten sonra onunla dirilir,  ağacın çekirdekten çıkışına benzer.” Bunun nedeni, insan kalbinin, muhabbet ettiği şeyin suretinde şekillenecek kadar o şeyin,  nefsine kazınmasıdır. Kalpten sevilen kişi,  insanın dünyasını doldurur.  Ateşin harareti,  yanmanın maddi mi manevi mi olduğuna bağlıdır. Cismanî kuvvetler çok sınırlı, oysa ruhanî kuvvetler sınırsızdır; ruhanî ateşin elemi,  cismanî ateşin eleminden hem daha sürekli hem de daha şiddetli olur.  Bu nedenle,  «Cehennem ateşi,  yetmiş defa su ile yıkandıktan sonra faydalanmak için dünyaya indirildi»  denir.  “O ateş, dinden mahcup olanlar, kâfirler, için ihzar olunmuş, hazırlanmıştır. İlahî kahır ateşi gazap kızgınlığına tenezzül etmiş gibi olur ve gazap, insanın ahlakını yakar hem de ateşin yapamadığı tesiri yapar. Bu nedenle gazap, kötü ahlakı yakıp güzel ahlakı inşa edebilir.  Eğer bunu yapamaz iseniz sizi ateşe götüren inadı terk edip teslim olun iman ediniz. Ateş imanın makamına konulmuştur.” (2 Bakara, 24) İlk defa hırsızlık yapanın yüzü kızarır, utanır, sıkılır, acı çeker. Gazap kuvvetleri, kötülüğü yakabilir, güzel ahlakı, geliştirebilir.

”Kuvvet ve kudretimin, zat ve sıfatlarımla, mevcudatın ilahi düzene uygun halleriyle, tecellisini gösteren delillerden sonra; hissi lezzetlere alıştığınız için, cenneti nefsinizle değişmeyiniz.” (2 Bakara, 41) Yaşamın işleyen ilahî düzenine, nefsiniz ve benliğinizle, engel olmayın; enerjinizi düzensizliğinizi düzeltmekte kullanınız. “Arzın yarılıp çekirdekten bitki çıktığı gibi sizi de rahimde, vücudun siyah madde denizinden, ters tutunan damlanın bedensel maddeden arınmasıyla, kurtarırız. Maddeden kurtulamadığı zaman, nefsin, madde fesadından helak olduğunu müşahede eder, görür, gözlemlersiniz. İman ederek, istidadınızda, genlerinizde, olan nuru, ilim ve irfanı, taşıp yayılan olgunlaşma nurunu tasdik ederek, kabul edip uyarak, içinize doğan şeylere ikbal ediniz, uyunuz. Güzel ahlak ve tevhidin istidadınıza, genlerinize, delilleriyle konulması, kazınması ahittir, bu ahde uyulması da sizin ahde vefanızdır. Nurlu parıltılarla verilen ilim ve irfanı, nefsanî lezzet ve kazançlarla değişmeyiniz. Nefsanî sıfatlarla ruhani bilgi ve aydınlığı karıştırmayın. Ruhani kuvvetler ve hisler, nefsanî kuvvet ve hislerden şereflidir.” (2 Bakara, 50) Bebeklikteki saf ve temiz, arı duru ilahi düzeni, çocukluk ve gençliğinizde kaybetmişseniz ruhani kuvvet ve hislerinize tekrar dönünüz. Bizi aile yapan kan bağı değil, birbirimizin hayatına kattığımız sevinç ve birlikte gülebilme ve öğrenebilme bağıdır, hislerimizdir. Ruhani kuvvet ve hisler bütünleştirir, bireysel nefsanî kuvvet ve hisler ise ayrıştırır.

 İlk kırk gün içinde, bebeğin bünyesine giren enerji kuvvetleri önce kalbini oluşturur; diğer organları, kuvvetler, kalpten geçerek oluşturur. Önce kuvvetler vardır sonra kuvvetler sıfat kazanır ve vücut oluşturur. Kırk yaşında, Kalp, nefsanî yaşamdan kaçış yeridir. Nefis, Kalpte, huzur duyar, huzur içinde olur. Kırk yaşında insanı incelerken, ne tür nefsanî hareketleri olduğundan başlanır ve ne tür kalbî duygular altında bulunduğuyla devam edilir. Kişilik ve vücudunun kaynağı araştırılır.

“Ve batınından, ruh'un mahal-i tesirini, ruhun bedene tesir ettiği, bedeni etkilediği yerini ve ferc-i istidadını,  istidadın, açılıp,  yarılıp,  çatlayıp bedende ortaya çıktığı yeri;  bedensel kuvvetlerin mütecaviz yani aktif olanlarından hıfz etmiş,  öğrenmiş olan kul;  zeki ve safi nefsi zikret, tanı, öğren ve hatırla.” (21 Enbiya, 91) (5) DNA’mızda bir proteinimiz açılır, ruh bedene tesir eder. Nefsinde yaşadığın gerek bedensel hareketlerin gerekse kalbi duyguların kaynağına in, nereden geldiklerine, çıktıklarına bak. Fiillerinin de duygularının da kaynağının ruhun olduğunu göreceksin.  Fıtratından ortaya çıkan her şeyin beden ve nefsinde zahir olup göründüğünü anlarsın. Örneğin, sevgi ve merhamet duygularının kaynağı ruhun ve fıtratındır, duygularını yaşarken yapılan hareketler, kendi içini ve ruhunu gösterir.  Her duygunun bir ucu kulda iken,  sonsuzluktaki diğer ucu Allah’tadır.  Batılda kalma, vuslat için Hakka yürü.

Umarım biz de insanı insan yapan akıl ve duygularımızın kaynağını idrak edebiliriz.

(1)     Prof. Dr. Türker Kılıç: http://drturkerkilic.com/video/50-yilda-yasamdan-ne-ogrendim-95

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2021/12/varlgn-haysiyeti.html

(3)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/02/akl-semas_3.html

(4)     https://evrimagaci.org/soru/vmat2-geni-tanriya-inanma-geni-mi-6790