18 Ocak 2023 Çarşamba

Hidayet Fıtrattandır

 

Hidayet Fıtrattandır

Kuran, fıtratına, kalbine kazınmışa, genlerine harflerle yazılmışa uyana, kalbinin sesini dinleyene, kendini bilmesi, içindeki olgunluğu ortaya koyabilmesi için nasihattir. Ne yapıp ne yapmayacağını söyleyerek, insanlıktan yaratılan insanın, bir anlamda, böylece, ezelde verilen sözünde durmasına, olgun insan olmasına yardımcı olur. Nimetlerin verilmesinin amacı vereni bilmektir. Nefsin ve bedensel zevklerin amacı ise iyilik, doğruluk, güzellik gibi kalbi duygularla, kalbe yücelmektir. Kalpten ruha geçiş ise bilgilerle ilmin idrakine ve aydınlığına vararak yücelmekle olabilir. Böylece, göz ile görmekten kalp ile görüşe, basirete geçilebilir. Davranışlar görsel ve nefsanî, basiretle bilgi edinme kalbî, aydınlanma ve idrak ise ruhîdir. Ledün ilmini gayrisi bilemez, Rab bilebilir. İnsan, delillerle, hak yoluna hidayet edilir, bencillik ve ikilikten geçebilene Hakkın vücudu bağışlanır.

“Kuran, sırf tevhide hidayet ve doğru yola irşat ziyadeliğiyle mübarek bir kitaptır.  En yakın yoldan, kemalin en yüksek derecelerine hidayet eder. Zat ve sıfatınızdan bile Allah'a sakınınız, vücud-u mevhub, Hakkın bağışlanmış vücudu ile Allah'ta ve Allah ile istikamet rahmetiyle rahmet olunasınız.” (6 Enam, 155) “Habipim, kıymeti bilenemeyecek kadar büyük ve vasıfları tam olarak bilinemeyen sıratı müstakime, seyri süluka, sen de dilediğini hidayet edersin.” (42 Şura, 52) “Sana, takdir, tezkiye ve tasfiye ile olgunluğun her çeşidinin, büyük kıyametin koparcasına olgunlaşmanın, sende bulunması ve fiilen açığa çıkarılması için hidayet etti.” (87 Âlâ, 3) “Allah,  münafıkların istidat nurlarını giderdi. Mala düşkün münafıklar hidayeti verip dalaleti aldılar. Bunlara ilim, amel, hikem ve maarif, bilgi, ahlâk ve hakikatte zengin olmaları, Allah indinde yakınlık ve keramet bularak yüz yüze olmaları için nur ve beka âleminden anapara, kapital, sermaye verilmişti. Ticaretleri kârlı ve kendileri hidayet ehli olamadılar.” (2 Bakara, 17) “Onları hidayet olunmuş kılmak sana vacip değildir. Sana vacip olan, hidayeti tebliğdir.” (2 Bakara, 272) “Nizamın tertibi hükmü ve zahir ve batın olgunluğunun ortaya çıkışı için, bazısının hidayeti bazısının mahrumiyeti gereklidir. Bunun için senin değil ancak Allah'ın hidayet-i asliye ile kalp kulağını açmış ve nuru fıtrat ve sıfat istidadı ile kendisine hayat-ı hakikîyi bağışlamış olduğu kimse icabet ve kabul eder.” (6 Enam, 35) “Gözün görmesine sebep olan nur basar, kalbin görmesine sebep olan nur basirettir. Her kim Rabbinden gelen bu nurlarla görücü oldu ise görmesinin ve hidayet bulmasının faydası ve görmemesinin zararı kendi nefsinedir.” (6 Enam, 104) “Ezeldeki fıtratları itibariyle tüm insanlar bir ümmet idiler. Bu fıtrat üzerine vahdete yönelik idiler, asli hidayetlerinin nuru gereğince aydınlanmış idiler. Farklı mizaç ve arzular, adet ve davranışlar nedeniyle farklılaştılar.” (10 Yunus, 19) “Hidayetleri sana ait değil Allah'a aittir. «sana münasip olan kimse, senden hidayeti kabul eder,  münasip olmayan kabul etmez»  (13 Rad, 7) “Dalâletini murat eylediği kimsenin  «hidayeti»  ve hidayetini dilediği kimsenin  «dalâleti»  mümkün değildir.” (14 İbrahim, 4) “Vaktaki Rabbi, Musa'nın vücudu dağına tecelli edince; dağı parça parça ve mütelaşi kılıp Musa, bayılarak düştü, fâni oldu, ayılınca «Seni tenzih ederim, eneiyetimin, benliğimin, zuhuru günahından sana rücu ettim» demiş, hidayet ve Allah'ın temkini ile istikamet bulmuştu.” (19 Meryem, 143)

“Ruhun hidayeti, ahval, müşahedeler, gözlemler ve aydınlanma iledir. Kalbin hidayeti, bilgi edinme, keşiflerde bulunma ve sırra erme iledir. Nefsin hidayeti, ahlâk,  davranışlar ve edep iledir.” (21 Enbiya, 73) “Yani benim halimi ve hidayetimin kıymetini ve bana mahsus verilmiş olan ledün ilmini Rabbimden gayri kimse bilemez. Ben, nefsimden Rabbimde fâni ve benim gayrim de halimden mahcup olduğundan ne ben, ne de gayrim bilir, ancak Rabbim bilir.” (28 Kasas, 85) “Habipim, de ki: ‘Kuran gaibe iman edenlere hidayettir.” (41 Fussilet, 44) “Ben kullarıma zulüm edici değilim, zira istidadı bağışladım ve istidada münasip olan kemali bildirip kazanılması yoluna hidayet eyledim. Belki siz, kemale karşı olan şeyleri kazanmakla ve nuru zulmette koyup, bakiyi fani ile değiştirmekle, nefislerinize zulmedicilersiniz’.” (50 Kaaf, 29) “Biz o insanı delilleri ile hak yoluna hidayet ettik.” (76 İnsan, 3) “Bu fenayı sırftan sonra halkı hidayet ve Hakk’a davet için Rabbin, sana vücudu hakkanîyi, Hakkın bağışlanmış vücudunu, verecektir.” (93 Duha, 5)

 “Sizin kesrete dönüşünüzde, Hakkın izniyle ve şeriatın koşullarına uyarak, nefsinize lezzetli tatlılığı talep etmek ve nefsin hazlarıyla zevk almanızda, mutlu olmanızda, sizin için günah ve zarar yoktur. (1) Çünkü o vakitte nefis isyan halinde değildir. Hakkın nuruyla nurlandığından, haz ve lezzet, kalbe etki etmeye, kalbi kuvvetlendirmeye ve kalbi duyguların gelişimine yardım eder. Kalbi duygular cemale şuur, cemalini görme, yeridir ki gayrin oraya vusulü haram kılınmıştır. Yani ‘Hafa’ olarak bilinen ‘Ruhun Sırrında’ Allah’ın cemalini müşahede ediniz. Çünkü bu makamda olan zikir müşahededir. Sizi, mertebe itibariyle zikrine hidayet eylediği gibi Allah’ı zikir edin. Zira Allah önce, nefis ile olan lisan zikrine, sonra sıfat tecellileri ilimlerinin keşfedilmesi demek olan sırrın zikrine hidayet eder. Sonra zat nurunun mülahazasıyla beraber sıfat tecellileri nurlarının müşahedesi olan ruhun zikrine, sonra ikiliğin bekasıyla beraber zat cemalinin müşahedesi olan gizliliğin zikrine, sonra bakiyenin kalkması ile şuhud-i zatî olan zatın zikrine hidayet etmiştir, ulaştırmıştır. Her ne kadar siz, marifetullah Arafat’ına ulaşmazdan ve orada durmazdan evvel bu zikirlerden gafil idiniz. Fakat Allah, sizi hidayet eyledi. Hidayet eylediği gibi zikir ediniz. Ondan sonra siz, her hangi bir şahıs gibi sair insanların yürüdüğü ibadetler ve şeriat yollarından aşağıya ininiz.” (2 Bakara, 198) Son, başa dönüştür!

“Bizi, ‘hidayet üzere sabit, vahdete giden doğru yol ve yönde kararlı kıl. Bilgi edinerek sevgi, sohbet ve muhabbetle, Hakkın Zatına götüren sırat köprüsünde, kendilerine kişiye özel, rahimsel, nimet verilenlerden eyle. Böylece, evvelden, ahiren, zahirinde ve batınında, Hakkı Şuhut edip, baki yüzünü müşahede ederek, gölgesel vücudunu, fani, yok eden Nebinin, sadıkların, şüheda ve evliyanın yolunda olmamızı sağla, seninle, senden, sana sığınırız, Rahmanî Rahimsin’ diyenlerden eyle.” (Fatiha Suresi)

Umarım biz de nefsimizden, kalp yoluyla, ruhumuza yücelten hidayete erebiliriz!

                                                                       Necdet Altınay 21012023

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2023/01/mutluluk-ftrattandr.html

 

4 Ocak 2023 Çarşamba

Mutluluk Fıtrattandır

 

Mutluluk Fıtrattandır

Kitabımız Kuran, Allah kelamıdır, akla, akıllı olana, aklı buluğa erene, hitap eder, olgunlaşmak isteyene nasihattir. Hitabı duyan akıl, fıtratı uyandırır, istidat harekete geçer, ezelde fıtrata kazınan ‘ahde’, vefa gösterip Hakkı arar. Kuvvet ve Kudretin sahibini arayıp, hareketlerini ve sıfatlarını, emanetler olarak iade edip, vücudunu Hakka, kendi iradesiyle, benlik ve ikiliklerinden vazgeçerek, teslim eder. Tevekkül göstererek, kişi razı olunca, Allah da ondan razı olur. Efal, sıfat ve zatlarını, Allah’ta fena bulup, fani olarak, teslim edenler, altlarından şeriat, ahlâk, tevekkül ve tevhidi efal ilimlerinin nehirleri cereyan eden, akan, cennetlerde yaşarlar, işte bu en büyük saadet ve mutluluktur. İstidat ve idrak ne kadar kuvvetliyse, mutluluğun olgunluğu ve lezzeti de o derece kuvvetli olur.

“Mutluluk, Kalbe-Bedene-Ortama ait olmak üzere üç tiptir. Kalbe ait mutluluk: Hikmet, Marifet, ilmî ve amelî kemaller, olgunluklar. Bedene ait mutluluk: Sıhhat, Kuvvet, Tabii şehvet, Cismani lezzettir. Ortama ait mutluluk: Mal, mülk, zenginliktir. Züht ve ibadetle aranan baki kalp saadetini kazanmak için beden ve beden etrafındaki saadetlerden sakınmalı. Namaz, nefse ve bedene zorluca bir yüktür. Malı vermek ise nefse sevimli olan haricî saadetlerden yüz çevirmektir ki, buna züht denir. Nefis için mal vermek can vermekten şiddetli olur! Cömertlik fazilettir,  bundan mahrum kalmamak için infak, sahip olunan malın tümüne değil, yalnız bir kısmına tahsis kılınmıştır.” (2 Bakara, 3) “Herkese hak ettiği verilir. İstihkak, biri ruhanî, diğeri bedenî olan, iki uhrevî, ahrete ait, saadet olabilir. Allah, bünyenin şiddeti ve kuvvetin fazlalığı olan bedeni saadet ve ilimden ibaret olan ruhani saadeti, hak edene verir.” (2 Bakara, 247) “Her kişinin ezeldeki istidadı, fıtratın aslı ve esası itibariyle birdir. Ancak yaradılıştan itibaren her insan bir diğerinden her şeyiyle farklıdır, tektir, özeldir, farklı bir bütündür. Her insanın yaradılışı, diğerinden farklı bir olgunluk ve mutluluk gerektirir. Bir insanın bir başkası gibi olgunlaşması ve mutlu olması hayaldir,  hayalidir. Sebep, şartlar ve sonuç olarak sürecin tümü bir kişiye özeldir. Her kişi için birlik, bütünlük ve teklik geçerli olduğu için olgunluk ve mutluluk da farklı olacaktır.” (4 Nisa, 32) “Çalışmadan, şans oyunlarıyla, kemali ve mutluluğu talep etmek haramdır.” (5 Maide, 3) “Nefis meralarından, nefsanî olan her şeyden, kalbe hicret eden, kalbî duyguları benimseyen ve nefis aleyhine hakikate ilişkin ilimlerle kalbe yardımcı olan, ilim sahipleri, cemal ve celal müşahedeleriyle, Hakkın sıfatlarıyla sıfatlanırlar. Sıfatın keşfinde ve Allah’ın en büyük kapısı olan rıza makamında sabredenlerden, Allah razı olmuş ve onlar da Allah’tan razı olmuştur. Bunlar için altlarından tevekkül, rıza ve bunlara münasip ilim nehirleri akan efal ve sıfat cennetleri hazırdır. İşte saadet ve mutluluğun en büyüğü budur.” (9 Tövbe, 100) “Yalan ve iftira, insanı insan yapan nutuk, konuşma, yetenek ve özelliğinin kötüye kullanılması olduğu için, insanı hayvandan aşağı iten şeydir. Her güzelliğin aslı, her beğenilenin maddesi ve hayır ve saadetin malik ve sahibine olan sadakat, her kemalin kaynağıdır. Sadakatin aslı da fıtrattaki ahde vefadır. Fıtrata sadakat, Hakkın, “Tüm âlem senin için, sen benim için!” sözünde gizlidir. Sadakat, kemal ağacının kökü, ahval yemişlerinin tohumu gibidir.” (9 Tövbe, 119) (11 Nur, 11-26) Her şey Âdem için Âdem, Hak içindir, arayıp bulmalı, vuslata ermelidir, insanın mutluluğunun kaynağı budur.

”Sizi tevhide davet ederiz ve yardımcı oluruz, şüphe etmeyin. Allah’a yaklaşırsanız şüphe etmezsiniz. İstidadınızın gerektirdiği ‘Amaç ve mutluluk’ nedeniyle size bir kemal, olgunlaşma, tayin olunmuştur, bu sizin manevi ecelinizdir.” (14 İbrahim, 10) “Herkes, kendi çalışmasıyla ve bildiği harflerle yazdığı, kendi kitabını okur. Hak ve batılı, doğru ve yanlışı ayırabilen ‘Akıl Resulünü’ göndermedikçe kimseye azap edilmez, aklı olmayana ceza yoktur. Daveti işiten akılda, istidat harekete geçer ve daveti kabul eder.” (17 İsra, 13, 15) “İstidat ve idrak ne kadar kuvvetliyse, mutluluğun olgunluğu ve lezzeti de o derece kuvvetli olur.”(17 İsra, 75) “Yalnız ben varım, Allah ben’im. Büyük kıyameti gösterseydim, insan gayret ve çalışmasının değeri kalmazdı.” (20 Taha, 14, 15) “Efal, sıfat, zatın fenası ölümlerinden her biri iradi bir ölüm ise de, lâkin bunlar daha saf, leziz, iştahlı ve mutlu bir hayattır ve her biri bir cennettir. Vücudu hakkanî ile Rabbinden vücut verildiler. İşte bu, büyük bir feyiz, anlayış ve idraktir, saadettir ki ondan büyük feyiz ve saadet olamaz. Allah âlimdir.” (44 Duhan, 56, 57) “O cennetlerin altlarında şeriat, ahlâk, tevekkül ve tevhidi efal ilimlerinin nehirleri cereyan eder, akar. Ve sizi tevekkül ve nefsin sair makam ve menzilleri gibi güzel meskenlere dâhil eder. İşte bu saadet, zikrolunan cennetlerde bu makamlara nail olamayan kimselere nispetle, büyük bir saadettir, mutluluktur.” (61 Saf, 12) 

            İnsan, hayatını kazanmak, geçimini sağlamak için çalışır, gayret gösterir. Mutlu olmak daima aklının bir köşesindedir. (1) Mal, mülk edinmek ve zengin olmak üzere, önce ortama ait mutluluk peşinde koşulur. Sonra bedensel sağlık, kuvvet ve güç sahibi olmak, doğal ihtiyaçlarını karşılamak ister. En sonunda sıra ‘Hikmet, Marifet, ilmî ve amelî kemaller, olgunluklar’ elde etmeye gelir. İnsan hayatında, yalan ve iftirasız mutlu olmak, zorlu bir süreçtir. Hakkın kelamını işitip nasihatlerini dinlemek ve uygulamak süreci kolaylaştırır. Benlik ve bencillikten uzaklaşarak, ikilikten vazgeçerek mutluluğun kaynağı belirlenmiş olabilir. (2) Tevhit ilmine sarılarak idrak artırılırsa, mutluluğun derecesi de artar. Allah’ın kelamından şek ve şüphe edilmemesi halinde, doğru yoldaki yolculuk da mutlu bir şekilde sürdürülür. Nefsanî alandan kalbe hicret edilir. Hikmet, Marifet, ilmî ve amelî kemaller, olgunluklar aranırsa, Kitabımızda, Tevhit İlminde, bulunabilir.

            Umarım, biz de aradığı ruhanî ve bedenî saadeti bulan ve vasıl olanlardan olabiliriz.

                                                                                  Necdet Altınay 07012023

(1)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2014/05/cennetten-dusus.html

(2)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2019/12/ezoterizm-nedir.html

22 Aralık 2022 Perşembe

Kelam Hakkındır

 

Kelam Hakkındır

Kelam, konuşma, nutuk kuvvetinin, anlayış ve idrak iradesinin, çok özel bir halidir. Nutuk kuvveti, ilmin idrakini içeren, manayı kavrama ve anlatma kuvvetidir. Bu kuvvete sahip olanlar arasında kelam edilir. ‘Bilinmek’ için ‘Yaratılışın’ amacına ve özüne uygun kelam edilir. Manayı kavrayan ve anlatmak isteyen, anlamasını istediğine, Allah sevdiğine, kelam eder. Kör, sağır ve dilsize kelam edilemez, ariften arife kelam olabilir. İlim, ilimden nasibi olana anlatılabilir. İlimden hazzı ve bilgiden nasibi olmayan,  âlim ve arifi ve onların ilmini bilemez. Kuran, Allah kelamıdır ve sana fena bulman ve yeniden dirilerek bekaya geçmen için indirilmiştir. Bu kitap, ilim olarak, bütünün, eşyanın, özüne konduktan sonra ayrıntılı ayetleri indirilen Furkan, uygulama aklı, kitabıdır. Kuran, eşyanın özüne Furkan olarak konan uygulamanın, ilim olarak anlatımıdır. Allah, hiç bir beşere kelam etmedi, vahdette fena bulan bir insanla ancak vahiy yoluyla veya sıfat perdesi arkasından konuşur, ya da bir resul gönderip ona vahiy eder. Tur, Hz. Musa’ya kelam olunan dağdır yani akıl ve nutuk mazharı olan insanın dimağıdır. Görünen, Görenin görüntüsüdür!

“Maddenin çekimine kapılan, Dünya hayatına dalan kişi, hidayetten kör, hak söz söylemeye dilsiz ve haklıyı, makulü, işitmeye sağırdır. Zira nutuk ile murat olunan manayı idrak edemez, çünkü anlayacak ve fehim edecek kalp sahibi değildir. Anlaşılamayan bir şeyden söz etmek nasıl mümkün olabilir? Hidayet eden kelam, ne ilham tarikiyle Hak’tan, ne de insanların kelâmından işitmek yolundan ve ne de ibret almakla basar tarikinden gelebilir. Nutuk kuvveti, ruhun nurunu, ilmin idrakini, içeren manayı kavrama ve anlatma kuvvetidir. İlahi ilmin tümünün Hakk’ın gölgesi olduğunu, göklerdeki ve yerdeki her mevcudun bu gölgenin uzatılmasıyla vücut bulup kudret ile halk edildiğini inkâr ederler. Bu nedenle de öldükten sonra tekrar diriltilme kudretini inkâr ederler.” (17 İsra, 97,98) “Araştıran ve inceleyen ilim sahipleri, kitabın hakikatini apaçık görür. Gözlerinde perde olan mahcubun, arifi ve kelamını, dediklerini anlaması mümkün değildir. Çünkü bir şeyi anlayan kişi ona kendisinde bulunan manalardan bir mana verebilir ve verdiği o mana ile anlayabilir. İlimden hazzı ve bilgiden nasibi olmayan, âlimle arifi ve ilimlerini bilemez.” (34 Sebe, 6) “Biz, Davut’u kuvvetlendirdik. İlmimizle vasıflanması sebebiyle ona nazari ve ameli hikmeti, marifet ve şeriatı, yani ahkâmı beyan eden kelamı verdik.”  (38 Sad, 20) “Allah, Hak ve sadıktır, biri diğerine benzeyen, sana ve senden evvelki peygamberlere nazil olanları içeren, bir kitap olduğu halde, sözün en güzelini ikişer ikişer olarak tenzil eyledi, indirdi. Kuran ayetleri,  sana kalp makamında, fani edip fena bulduran ve fenadan sonra baki kılan olarak, nazil olduğu için Kuran ayetlerinin tenzili, indirilişi, Hak ve halk itibarıyla mükerrer olur, iki defa indirilmiş olur.” (39 Zümer, 23) “Ayetleri, bazen ‘Ben’ diyerek Hak ve bazen de ‘Biz’ diyerek Halk tilavet eyler, okur. Kalbe gelen ve eseri bedene nazil olan nurlu anlam ve idrakiyle hareketlenmesi dolayısıyla, o kitaptan, Allah’ı bilen ve haşyet ehli olanların tüyleri ürperir. Her kim, nurundan mahcup olup da, kelamını anlamaz ve manasını görmezse onun için başka bir hidayet edici yoktur. (39 Zümer, 23) Kuran, olgunlaşmak isteyene, kuvvetlerini dönüştürmek üzere, örneğin şehveti iffete çevirmek için, önce kemale ermek için, sonra baki kılmak, bekada kalmak için indirilmiştir.

“Allah, hiç bir beşere kelam etmedi, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Ya da resul gönderip vahiy eder. İnsana, Allah’ın söz söylemesi ancak şu üç halde olabilir. Birinci hal: insan vahdet makamına ulaşırsa ve onda yok olup sonra beka makamında Hakk’ın vücuduyla hakikat olarak dirilirse, vasıtasız olarak ona vahiy olunur. “Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı. Böylece vahiy etti kuluna vahiy ettiğini, buyurduğu gibi.” (53 Necm, 8-10) İkinci hal: Kalp perdesinde ve sıfat tecellileri makamında olup Allah’a yalvarma, konuşma,  gizliliği görme, dostluk yolu üzere yüce Allah, ona konuşmuş olur. Hz. Musa’nın halinde olduğu gibi konuşur. Sıfat örtüsüyle perdelenmiş olduğu için göremez.” (42 Şura, 51) Böylece muhatap alınan insan, hala Hakka yüz çevirip, diğer kulları muhatap alır. “Tur, Musa’ya kelam edilen dağdır. O dağ akıl ve nutuk mazharı olan insanın 'Dimağı’dır.” (52 Tur, 1) “İnkâr edenlerin kalpleri taştan daha katıdır, çünkü dağa indirilseydi ‘İlahi Kelam’dan dağ bile etkilenir, paralanırdı.” (59 Haşır, 21) “Kuran, benlik ve ikilikten uzak, Haktan gayrı olan batıl ile karışık olmayan vahdet, cem makamından indirilmiştir ve hakken yakindir. Kalp makamından indirilseydi ilmen yakin, ruh makamından indirilseydi aynen yakin olurdu.” (69 Hakka, 38-52) ”Kalbin, ruha en yakın halinin yeri, ufku mübin, Kutsal Nefesin Kuranı indirdiği yerdir.” (81 Tekfir, 23) ”İnsan, «Kelimetullah» ise Kelam, Kelimeler, söz de insanın en olgun halinin özelliklerinin anlatımıdır. Furkan, ilmin uygulanmış hali Evren ise Kuran, Evrenin ilminin anlatımıdır.” (1 Fatiha, 1) Kuran, ikiz olan ‘İnsan’ ve ‘Âlemi’ anlatır.

“Bu Kitap, Arapçadır ama Hakk’ın Kelamıdır ve tüm beşeriyete müjdeleyicidir. Hak, Muhammed suretinde zahir olmuş, Halk olarak görünmüştür. Nihai olgunlaşma ve gelişim özelliklerini de kapsayacak şekilde,  bütün mevcudat ve eşyaya vücut verildi. Bu vücut veriş rahmeti rahmaniye yani genel olan her şeyi kapsayan, rahmani olan, rahmettir. Rahmani özellikler birbiriyle uyumludur, tevhit edilebilir, birleştirilebilir.” (41 Fussilet, 1-4) Güncel olan “Bağlantısal Bütünsellik” kavramıyla tüm galaksilerin bir ağ şeklinde birleştirilmesi bu nedenle gerçekleşebilir. Tüm Evren Bir ve Tek bütündür, her zerre ötekiyle sürekli etkileşim ve iletişim içindedir ama her zerre farklı bir titreşimdir. Bununla birlikte, bireye veya kişiye özel olgunlaşma ve idrake uygun özellikler de vardır. İnsanlık, insana uygundur. Her insana, insanlığa uygun ama bireysel düzeyde farklı kişilik oluşturan özellikler verilir. Her eşya da madde,  kütle ve enerjiden oluşur ama masa masadır,  cam da cam.  İnsan kemale erer,  olgunlaşır, eşyadan da sanat eseri oluşur. İnsanlığın kapsadığı tüm özellikler ve insan, birbirleriyle tam bir uyum içindedir. Ancak, insanların, insanlıktan seçip aldıkları özellikler, bireysel ilişkilerde, ilk bakışta, Hak kelamına karşı kör, sağır ve dilsiz olan mahcuplara, birbirleriyle uyumlu görülmeyebilir!  

 Umarım,  kelamın idrakiyle, olgunlaşma özelliğimizi gerçekleştirip, vasıl olabiliriz!

                                                           Necdet Altınay 24122022

8 Aralık 2022 Perşembe

Meşakkat Çekmeyin

 

Meşakkat Çekmeyin

Doğal olarak insan, doğar, bebeklik, gençlik ve olgunluk çağlarını geçerek gelişir. Bebeklikte, her şey Bir ve Tek bütündür, sonra ‘şeyler’ birer ikişer öğrenilir, herkes ve her şeyin farkı belirginleşir. Böylece rahmanîden rahimsiye, vahdetten kesrete, açılım süreci gider. Öğrenim ve gelişimin bir yerinde, insan, kutsal mesajla karşılaşır. Kesretten vahdete dönüş başlar. Ortam ve çevre koşullarına uyum göstermek çok meşakkatli bir iş iken; hareketlerin, fiillerin ve sıfatların kaynağının bir ve tek olduğu görülür. ‘Kuranı öğrettim, insanı yarattım’ mesajına uygun olarak, insan, olgunlaşmaya başlar. Allah’ı bildikçe meşakkatlerden kurtulmayı öğrenir. Bu süreç, fıtratın ve genetik yazılımın gereğidir.

“Kuranın daveti ancak kalbin hicabı, perdeli, halinde ve nefsin vücudu ile mümkün olabilir. Davete uyup beşeriyetin tümü tamamen fena bulduğunda, nefsin, Hak ile bekası görülür ve fani olma secdesi edilir, nefis ile mevcut olunmayıp Hak ile mevcut olunarak; Hak, ikilik ve benlik zuhurundan tenzih edilir. Bu makamda daimi olarak tespih edilir. Zatın tecelli ettiği gün, büyük kıyamet günüdür ve o gün hiç kimsenin tahammül edemeyeceği, arkalarında bırakacağı, meşakkatli gündür.”  (76 İnsan, 26,27) “Allah, sizin için meşakkat ve darlık murat etmez. Herkesin vahdet âleminde olduğu çocukluğundan sonra bireysel tercihler ve koşullar nedeniyle, kesret âlemine geçenleri, içine girdikleri çirkin nefis sıfatlarından kurtarmayı diler. Sizler, fenadan sonra beka zamanında kemal nimetine şükür edersiniz.” (5 Maide, 6) “Biz, insanı, nefis ve hevesi, kalbinin fesadı ve perdesinin kalınlığı, yüzünden meşakkat üzere halk eyledik.” (90 Beled, 4) “Sizin karşınıza çıkan güçlük, meşakkat ve musibetlere sabredip, tevhit üzere olarak, yardım dileyip Allah’ın dostluğunu isterseniz ve tevekkül edici olursanız muradınıza erer, güzelce korunursunuz.” (3 Ali İmran, 120) “Bazılarının, ’Keşke öyle yapmasaydı, orada olmasaydı ölmeyecekti’ gibi düşünmeleri, kendi kalplerine meşakkat ve darlık verir. Eğer onlar muvahhit, tevhit eden, yakın sahibi ise o ölümlerin Allah’tan olduğunu görüp, bilecek ve sadırları genişleyecektir.” (3 Ali İmran,  156) “Alışmış olduğu ve huy edindiği nefis karargâhından, hak yoluna girmek üzere, hicret ederse; istidadındaki meşakkatler, kuruntular, hayaller, hayvanlık, canavarlık gibi nefis sıfatlarından kurtulur ve göğsünde genişlik hisseder.” (4 Nisa, 100) “Nefsanî günahlarının ve cismani muhabbet fiillerinin meşakkatlerini yüklenirler. Bu yükler nefislerinde kökleşirse murat ettikleri şeylerden geri kalır ve yükler gittikçe ağırlaşır.” (6 Enam, 31) İnsan, meşakkat ve güçlüklerden kurtuluşun hakikatini aramalı, hikmetini bulmalıdır.

“Senden evvel de, dinleyip dediklerine inanırlar da hicaptan, perdelenmekten kurtulurlar ve itaat ederler diye, ümmetlere resuller gönderdik. Hatta nebilerin gelmesine yakın şiddet ve meşakkatlere tabi tuttuk.” (6 Enam,  42) “İman edip de meşakkatlere katlanarak hicret etmeyenlerle, hicret edinceye, Allah yolunda infak edinceye kadar, dostluk etmeyin.” (8 Enfal, 72) “Bedende herhangi bir organın eksik, sakat olması veya hastalık durumu size nasıl meşakkatli gelirse, resule de sizin azap çekmeniz öyle meşakkatlidir.” (9 Tövbe, 128) “Gaflete düşene dünyada azap vardır ama ahret azabı daha meşakkatlidir.” (13 Rad, 34) Meşakkat, nefisten kalbe, akılla ruha hicrete sevk etmelidir.

“Davut’a gelen vahiylerden biri şöyledir: «Ey dünya,  bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edene de meşakkat çektir.» Kutsal hadislerden biri de şudur: “Bana nafile ibadetlerle yaklaşana ben de yaklaşırım ve severim, sevince de işittiği kulağı ve gördüğü gözü olurum.” (16 Nahl, 75) “Allah için sabır, Allah’ta sabır, Allah ile beraber sabır, Allah’a sabır, Allah’la sabır olmak üzere beş çeşit çok meşakkatli sabır vardır.” (16 Nahl, 127) “Kuranı, senin meşakkat çekmen için indirmedik, hidayet bulamayanlar, doğru yola gelmeyenler senin yüzünden değil kalplerinin katılığındandır.” (20 Taha, 2) “Din, size, ibadeti külfet ve meşakkat kılmamıştır. Nefis baki oldukça, kalp ve ruhtan kendisinde bakiye buldukça, ibadet hakiki olmaz ve zevki de tam olamaz. Muhabbeti tam ve safa sahibi için zaman müsait ve ibadet rahat olur.” (22 Hac, 78) “İnsan ömrü, nefis denen Tur dağına inip çıkmakla, meşakkatle, geçer. Doruktan, dibe, esfeli safiline, bedenin çukuruna düşülür.” (74 Müddesir, 26) İnsan, meşakkatli nefis mücadelesinden dönmeyi bilmelidir.

“İnsanları çarpıp helak eden büyük meşakkat ve bela, ya küçük, ya da büyük kıyamettir. Çarpan büyük kıyamet ise çarptığı kişiyi ifna eden, zat-ı ehadiye,  bir olan zatın,  tecellisidir; beşeriyetin tamamen ifnası hali, değeri ve kadri bilinemeyen bir haldir. İnsanlar o Şuhut’ta, her şeyde Hakk’ı görmesi halinde,  dağılıp parçalanarak hakir ve zelil olurlar.  Çünkü muvahhidin, tevhit edenin, nazarında, kendisinin kadri ve kıymeti yoktur. «Nazarlarında insanlar, sivrisinek ve pervane gibi olmadıkça, kişinin imanı kâmil olamaz» denir. İnsanlara aynı fena ile nazar ettiğinde, insanlar, yanmış ve dağılmış pervaneler gibi olurlar.”  (101 Karia, 1-4) İnsan için ölmeden önce ölmek, kurtuluşun tek yolu olabilir!

 İndirilen Kitap, insanın olgunlaşmasını amaçlayan öğütleri kapsar. Ruh ve nefsin kalp çocuğu olarak muhatap alındığında, insan, mahcuptur, perdelidir, örtülüdür, tesettürlüdür. Dünyaya çıplak, korumasız, bilgisiz, boş beyinle gelen insan; örtünür, korunur, bilgi edinir, bilinci gelişir; çevresindekilere kıyasla kendinin ne olduğunu anlar, kendince benlik ve diğerleriyle ikilik oluşturur. Meşakkatlerin kaynağına indikçe Allah’a yaklaşır, sever, sevilir, mesajları anlayıp uyguladıkça, benlik ve ikilikten kurtulur. Her şeyde Hakk’ı görmesi halinde kişinin imanı kâmil, kendisi de insanı kâmil olur.

Umarım biz de meşakkatlerden kurtulur, Hak, biz diye de görünür!

                                                                        Necdet Altınay, 16032022

Doğal olarak insan, doğar, bebeklik, gençlik ve olgunluk çağlarını geçerek gelişir. Bebeklikte, her şey Bir ve Tek bütündür, sonra ‘şeyler’ birer ikişer öğrenilir, herkes ve her şeyin farkı belirginleşir. Böylece rahmanîden rahimsiye, vahdetten kesrete, açılım süreci gider. Öğrenim ve gelişimin bir yerinde, insan, kutsal mesajla karşılaşır. Kesretten vahdete dönüş başlar. Ortam ve çevre koşullarına uyum göstermek çok meşakkatli bir iş iken; hareketlerin, fiillerin ve sıfatların kaynağının bir ve tek olduğu görülür. ‘Kuranı öğrettim, insanı yarattım’ mesajına uygun olarak, insan, olgunlaşmaya başlar. Allah’ı bildikçe meşakkatlerden kurtulmayı öğrenir. Bu süreç, fıtratın ve genetik yazılımın gereğidir.

“Kuranın daveti ancak kalbin hicabı, perdeli, halinde ve nefsin vücudu ile mümkün olabilir. Davete uyup beşeriyetin tümü tamamen fena bulduğunda, nefsin, Hak ile bekası görülür ve fani olma secdesi edilir, nefis ile mevcut olunmayıp Hak ile mevcut olunarak; Hak, ikilik ve benlik zuhurundan tenzih edilir. Bu makamda daimi olarak tespih edilir. Zatın tecelli ettiği gün, büyük kıyamet günüdür ve o gün hiç kimsenin tahammül edemeyeceği, arkalarında bırakacağı, meşakkatli gündür.”  (76 İnsan, 26,27) “Allah, sizin için meşakkat ve darlık murat etmez. Herkesin vahdet âleminde olduğu çocukluğundan sonra bireysel tercihler ve koşullar nedeniyle, kesret âlemine geçenleri, içine girdikleri çirkin nefis sıfatlarından kurtarmayı diler. Sizler, fenadan sonra beka zamanında kemal nimetine şükür edersiniz.” (5 Maide, 6) “Biz, insanı, nefis ve hevesi, kalbinin fesadı ve perdesinin kalınlığı, yüzünden meşakkat üzere halk eyledik.” (90 Beled, 4) “Sizin karşınıza çıkan güçlük, meşakkat ve musibetlere sabredip, tevhit üzere olarak, yardım dileyip Allah’ın dostluğunu isterseniz ve tevekkül edici olursanız muradınıza erer, güzelce korunursunuz.” (3 Ali İmran, 120) “Bazılarının, ’Keşke öyle yapmasaydı, orada olmasaydı ölmeyecekti’ gibi düşünmeleri, kendi kalplerine meşakkat ve darlık verir. Eğer onlar muvahhit, tevhit eden, yakın sahibi ise o ölümlerin Allah’tan olduğunu görüp, bilecek ve sadırları genişleyecektir.” (3 Ali İmran,  156) “Alışmış olduğu ve huy edindiği nefis karargâhından, hak yoluna girmek üzere, hicret ederse; istidadındaki meşakkatler, kuruntular, hayaller, hayvanlık, canavarlık gibi nefis sıfatlarından kurtulur ve göğsünde genişlik hisseder.” (4 Nisa, 100) “Nefsanî günahlarının ve cismani muhabbet fiillerinin meşakkatlerini yüklenirler. Bu yükler nefislerinde kökleşirse murat ettikleri şeylerden geri kalır ve yükler gittikçe ağırlaşır.” (6 Enam, 31) İnsan, meşakkat ve güçlüklerden kurtuluşun hakikatini aramalı, hikmetini bulmalıdır.

“Senden evvel de, dinleyip dediklerine inanırlar da hicaptan, perdelenmekten kurtulurlar ve itaat ederler diye, ümmetlere resuller gönderdik. Hatta nebilerin gelmesine yakın şiddet ve meşakkatlere tabi tuttuk.” (6 Enam,  42) “İman edip de meşakkatlere katlanarak hicret etmeyenlerle, hicret edinceye, Allah yolunda infak edinceye kadar, dostluk etmeyin.” (8 Enfal, 72) “Bedende herhangi bir organın eksik, sakat olması veya hastalık durumu size nasıl meşakkatli gelirse, resule de sizin azap çekmeniz öyle meşakkatlidir.” (9 Tövbe, 128) “Gaflete düşene dünyada azap vardır ama ahret azabı daha meşakkatlidir.” (13 Rad, 34) Meşakkat, nefisten kalbe, akılla ruha hicrete sevk etmelidir.

“Davut’a gelen vahiylerden biri şöyledir: «Ey dünya,  bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edene de meşakkat çektir.» Kutsal hadislerden biri de şudur: “Bana nafile ibadetlerle yaklaşana ben de yaklaşırım ve severim, sevince de işittiği kulağı ve gördüğü gözü olurum.” (16 Nahl, 75) “Allah için sabır, Allah’ta sabır, Allah ile beraber sabır, Allah’a sabır, Allah’la sabır olmak üzere beş çeşit çok meşakkatli sabır vardır.” (16 Nahl, 127) “Kuranı, senin meşakkat çekmen için indirmedik, hidayet bulamayanlar, doğru yola gelmeyenler senin yüzünden değil kalplerinin katılığındandır.” (20 Taha, 2) “Din, size, ibadeti külfet ve meşakkat kılmamıştır. Nefis baki oldukça, kalp ve ruhtan kendisinde bakiye buldukça, ibadet hakiki olmaz ve zevki de tam olamaz. Muhabbeti tam ve safa sahibi için zaman müsait ve ibadet rahat olur.” (22 Hac, 78) “İnsan ömrü, nefis denen Tur dağına inip çıkmakla, meşakkatle, geçer. Doruktan, dibe, esfeli safiline, bedenin çukuruna düşülür.” (74 Müddesir, 26) İnsan, meşakkatli nefis mücadelesinden dönmeyi bilmelidir.

“İnsanları çarpıp helak eden büyük meşakkat ve bela, ya küçük, ya da büyük kıyamettir. Çarpan büyük kıyamet ise çarptığı kişiyi ifna eden, zat-ı ehadiye,  bir olan zatın,  tecellisidir; beşeriyetin tamamen ifnası hali, değeri ve kadri bilinemeyen bir haldir. İnsanlar o Şuhut’ta, her şeyde Hakk’ı görmesi halinde,  dağılıp parçalanarak hakir ve zelil olurlar.  Çünkü muvahhidin, tevhit edenin, nazarında, kendisinin kadri ve kıymeti yoktur. «Nazarlarında insanlar, sivrisinek ve pervane gibi olmadıkça, kişinin imanı kâmil olamaz» denir. İnsanlara aynı fena ile nazar ettiğinde, insanlar, yanmış ve dağılmış pervaneler gibi olurlar.”  (101 Karia, 1-4) İnsan için ölmeden önce ölmek, kurtuluşun tek yolu olabilir!

 İndirilen Kitap, insanın olgunlaşmasını amaçlayan öğütleri kapsar. Ruh ve nefsin kalp çocuğu olarak muhatap alındığında, insan, mahcuptur, perdelidir, örtülüdür, tesettürlüdür. Dünyaya çıplak, korumasız, bilgisiz, boş beyinle gelen insan; örtünür, korunur, bilgi edinir, bilinci gelişir; çevresindekilere kıyasla kendinin ne olduğunu anlar, kendince benlik ve diğerleriyle ikilik oluşturur. Meşakkatlerin kaynağına indikçe Allah’a yaklaşır, sever, sevilir, mesajları anlayıp uyguladıkça, benlik ve ikilikten kurtulur. Her şeyde Hakk’ı görmesi halinde kişinin imanı kâmil, kendisi de insanı kâmil olur.

Umarım biz de meşakkatlerden kurtulur, Hak, biz diye de görünür!

                                                                        Necdet Altınay, 16032022

Sağlık ve Sıhhat

 

Sağlık ve Sıhhat

            Beden, kalbin, maddeye bağlı ve bağımlı, kesif, cisimleşmiş kısmıdır. Kalp için, bedenin sağlık ve sıhhati önce gelir. Nefis, bedenin kemalini,  olgunluğunu sağlamaktan sorumludur ama önce sağlık. Beden sağlığı sağlanmadıkça nefsin, manevi olgunluğunu sağlayıcı basireti açılmaz, idraki saf olmaz ve rüştünü ispat edemez. Ulvi bilgilerden rızkını almadığı sürece de nefis, yetim sayılır. Yetimler, nikâhlandığı zaman rüştünü kanıtlamış olur ve kendilerine hakları olan ilim malı verilir. Doğal olarak insanın çocukluk evresinde,  bedensel organları yeterince gelişinceye kadar, insanlık konusunda olgunlaşması beklenmez. Bu devrede nefis, bedenle meşgul, onunla dalgındır ve kemalinden gafildir. Sağlıklı bedende nefis, ruh ile bağlantı kurar, ulvi bilgiler edinir. Doğru bilgi iyi uygulanır.

“Rahman, sıhhat ve rızık gibi zahirî ve genel kapsamlı nimetleri verendir. Rahim ise ilim ve bilgi gibi Bâtıni nimetlerin kişiye özel hayırlarını verendir. Bütün mevcudat, kendi özellik ve hassasiyetleriyle kemallerini, olgunluk ve mükemmeliyetlerini, kuvveden fiile, kavramdan gerçekliğe, çıkarmaya çalışarak Hakkı tespih ve hamt ederler. Bu amaçla, ihtiyaç duyulan her şeyin verilmesi rububiyettir.” (1 Fatiha, 1) “Saadet üç kısımdır. Biri kalbe, biri bedene, biri de beden etrafındaki şeylere aittir. Kalbe ait olan saadetler, hikmet, marifet, bilgi, ilmî ve amelî kemallerdir. Bedene ait olan saadet, sıhhat, kuvvet, tabii şehvetler, cismani lezzetlerdir. Beden etrafındaki şeylere ait saadet, mallar ve sair sebeplerdir. “Zenginlik, büyük bir nimettir ve zenginlikten daha büyük nimet, sıhhattir ki, sıhhat, kalbi kuvvetlendirir.” (2 Bakara, 3) “Allah’a tevekkülünün sıhhati hususunda Nuh’un haberini tilâvet et, oku ki senin halini onunla itibar edip anlasınlar. Eğer sizin yakinen imanınız sahih oldu ise itaat etmek şartıyla Allah’a tevekkül ediniz. Zira tevekkülün sıhhatinin şartı, kuvvet sahibi olmamanın idrakidir.” (10 Yunus, 84) “İlim ile amel edilir, iyi, doğru ve güzel bir bilgi uygulanırsa yapılan iş ve işlemler iyi, güzel ve doğru olur. İnanış, şüphesiz bir şekilde ve itikat, sıhhatli olursa ancak amelin en iyi hali olur. İnanış sıhhatli olmazsa kemale erdirecek amel de mümkün olmaz.” (16 Nahl, 97) “Meskeniniz sıhhat ve mizacın itidali ile güzel bir beldedir.” (34 Sebe, 15) Yani vücudunuz, bedeniniz sizin yuvanızdır, sağlıklı ve sıhhatli ise inanışınız, tevekkülünüz, kalbiniz sıhhatli olur.

Atomların çekirdeklerinde bulunan protonların iç basınçlarının,  Büyük Okyanusun en derin yeri olan Maryana Çukurundaki basıncın trilyonlarca katından daha fazla olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle protonları oluşturan ‘Quarkları’ birbirinden ayırmak mümkün değildir. Kuarklar güçlü itim-çekim kuvvetleridir. DNA molekülünün 25.000 civarında olan genlerden oluştuğu bilinir. Kuark atomun, DNA da hücrenin çekirdeğinde bulunur. Hücre, kendi başına çevresinden enerji alan, aldıklarını içinde işleyen veya yakan,  bölünerek kendini oluşturan, artık ve atıkları toplayıp atan gibi alt sistemleri, organelleri,  organcıkları, bulunan, bir açık sistemdir. Çevresinden girdi alıp işler ve çevresine belirli çıktılar verir. Hücre, çevresini etkiler ve çevresinden aldıkları sinyallerle etkilenir, etkileşim içinde yaşayan canlı bir organizmadır. Hayatı ve hayatını sürdürmek için gayretleri olan bilinçli bir yapısı vardır. Hücrenin bilinçli faaliyetlerine biz sadece yardımcı olabiliriz.

Sağlıklı ‘Beslenme’ ile sıhhat kazanma süreci, güneş ışığının şekere dönüştürülmesiyle başlar. Klorofil molekülü, güneş enerjisini, ışığını, elektromanyetik dalgasını, elektromanyetik enerjisini, itim-çekim kuvvetini, şekere çevirir. Şeker molekülünün oksijeni, hücrede, mitokondri molekülü içinde, koparılır ve hücreye ‘bağ enerjisi’ kazandırılır. Bu enerji, gerçek nefes alma işlemidir ve oksijen atomu, karbon atomuyla birleşip,  karbondioksit olarak ciğerlerde temizlenir. Açığa çıkan bağ enerjisi, hücredeki ‘Molekül Yapan Moleküllerce’ üretim sürecinde kullanılır. Beslenme, sağlıklı yaşam amacıyla, besin unsurlarının, sindirim sistemi yoluyla vücuda alınmasıdır. Canlılar, enerjiyi kullanma yeteneği olan metabolizmaya sahiptir;  enerjiyi,  moleküler düzeyde, formunu değiştirerek kullanır. Gerçek nefes alma,  hücrede oksijenin kullanımı, gerçek beslenme de hücre içinde ihtiyaç duyulan proteinlerin, alınan besinlerden üretilmesidir.  İnsan, ‘bilinç’  üreten canlıdır,  beslenmesi amaca uygun olmalıdır. Her şey insan için insan Hak içindir, Hak, bilinçle bilinmelidir. Cansızın halk edilişi, canlının yaratılışı ve ruhla dirilerek yüceliş, varoluşta üç aşamadır. Her şey, bir bilginin uygulanmış halidir.  Bilgi enerjidir, sıhhatin temelinde halden hale geçebilen bilgi veya ilim vardır denebilir. Sağlık için yaptıklarımız, Yaratılışın, amacına ulaşmasına yardımcıdır. (1)

Oruç tutarak, nefsini kontrol edene, hücrelerdeki yenilenme süreci sonucunda, daha sağlıklı bir bünyenin verilmesi,  onun kalbî duygulara daha fazla zaman ayırmasını sağlar. Kalbin güçlenmesiyle de ruhsal ve ulvî duygulara geçilmesi beklenir. Yaratıcının huzurunda ve huzur içinde oluş duygularıyla, verilmiş akıl, fikir, bilgi ve ilim yeteneklerinin kıymeti daha iyi bilinebilir. ‘İnsanın içi ve dışının bilinçle dolu oluşu bilinci’ mükemmel bir duygudur. Akıl, fikir, bilgi, bilim ve ilimden maluma, bilince, geçiş insanı nihai amacına ulaştırabilir. Ancak küllî ilmin malum olan bilinci ile maddesel olanların, cansızların halk edilmesi,  canlı olanların yaratılması ve insanın inşa ediliş süreci anlam kazanabilir.

Özet olarak, “Zat güneşinin doğuşundan önce oluşan, fecir, sıfat tecellisi nurunun,  aydınlığının,  gerçekleşmesi için, beden-vücut gecesinin şerrinden”;  “Daha iyi-doğru-güzele gitmek için gösterilen azim ve iradeye,  bedensel zevklerin vereceği hayal ve kuruntuların şerrinden”; “Kalbî ve bedensel yaşamın sağlıklı ve sıhhatli yürütülmesi, nefsin zarar veren şerrinden” korunmalıdır. Kalp,  Beden,  Nefis üçlüsünün uyumu bir ihtiyaçtır! (113 Felak S.)

Umarım biz de Yaratılışın doğal akış sürecini idrak ederek uyum gösterebiliriz.

                                                                       Necdet Altınay 10122022

 

(1)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/12/beslenme-sureci.html

 

23 Kasım 2022 Çarşamba

Fikirler İndirilir

 

Fikirler İndirilir

Her açık sistem, bir üst sistemin alt sistemi ve her alt sisteminin de üst sistemidir. Alt ve üst sistemler birbirini tamamlar ve bütünler. Örneğin, sindirim sistemi ağız, mide ve bağırsak alt sistemlerini kapsar. Hepsi bir bütündür, birbirini tamamlayıp bütünler ve birbiriyle etkileşim ve iletişim içindedirler. Aynı ilişkiler, ‘aklıma bir fikir geldi’ denildiğinde düşünülen, ‘akıl’ ve ‘fikir’ sistemleri arasında da görülür. Fikir üretim sistemi, aklın dışında ve üstündedir. Akla düşen bir fikir, üstten alt sisteme indirilir. Akıl daha sonra bir fikri analiz edip, kıyaslayıp, parçalara ayırarak, inceleyip, ölçüp biçer. Çocuk sahibi olmak isteyen bir insanın henüz bir arkadaşı bile olmayabilir. Gerisi sonradan akılla tamamlanır.

“İnsanlara gönderilen on iki vekil, beş dış duyu; görme, işitme, koklama, dokunma, tat alma ve beş iç duyu; adalet, vicdan, zekâ, hayal ve fikir gücü ile teorik ve pratik akıldan ibarettir. Eğer siz ruh, kalp ve melekût, hâkimiyet, imdadından gelen akıl ve ilhamla, isabetli fikirler ve doğru hatıralarla, akıl ve fikir resullerine hürmet edecek olursanız, fena ile zatınızı da teslim ile Allah'a iyi bir ödünç verirseniz, sizden hicaplarınız olan zat,  sıfat ve ef’âlinizin vücutlarını elbette setir eder, örterim.” (5 Maide, 12) “Musa, ruh semasından, ilim, hikmet ve mana yağmurunun inmesini istedi. Biz de, beden arzında, dünyasında, ayakta durmasını sağlayan nefis asasını, fikir ile aklın kaynağı olan dimağ taşına vurmasını emir eyledik.  Nefis asasını, fikir ile dimağ taşına vurunca,  beş zahiri duygu, beş Bâtıni duygu ve teorik akıl ile pratik akıl olmak üzere, insanın başlıca on iki duyusundan, on iki göz ilim kaynadı. İnsanların her birisi bir ilmin kaynağını bilir, âlim, sanatkâr olur, böylece, Allah’ın vermiş olduğu ilim ve amel, düşünce ve davranış, rızıklarından yararlanın, cehaletle, yeryüzünde fesatlık yapmayın.” (2 Bakara, 60)  

“Ruhu temsil eden Ümran, karısı olan cismani tabiat yani bedensel kuvvetlerin karnındaki mutmain nefis kızını Allah’a adak olarak adadı. Nefis kızı kutsal ve temiz olunca, Allah adağı kabul etti ve fikir Zekeriya’sını ona kefil kıldı. Fikri temsil eden Zekeriya, ne zaman dimağ mihrabındaki nefis Meryem’inin yanına girse, manevi rızkını, hakikatleri, Nefsi temsil eden Meryem’in yanında bulurdu. Bu nedenle, o anlarda, Fikir Zekeriya’sı kendisinde gelişen mananın içeriğini talep eder ve tabiat kirinden arınmış, bu güzel manevi hakikatleri idrak eden güzel bir oğlu olmasını isterdi. Duası kabul edildi ve Fikir, olacak olan oğlu Akıl Yahya’sı ile müjdelendi. Ruhu temsil eden Ümran’ın manevi kutsal hakikatler ile beslediği, büyüttüğü, Nefis kızı Meryem sonunda ‘Kalp’ kelimesiyle müjdelendi.” (3 Ali İmran, 38,39) “Dünya ve ahrette sözü geçen ve dinlenen birisi olarak, külli manayı ve kutsal bilgileri idrak ederek Hakk’a kıyam eden, Hakk’ın tecellilerini ve keşiflerini kabul edici olarak nur ile mesh edilen, Meryem oğlu İsa, Kalp Çocuğu olarak doğmuştur. (3 Ali İmran, 45) Ayetlerde anlatıldığı gibi fikirlerin kaynağı ruhtur; akıl, fikirleri idrak için verilmiştir. Fikirler ruhtan doğarlar, kutsal ve etkindirler, edilgen olan nefisten Akıl Yahya’sı ve Kalp Çocuğu İsa’nın doğmasına sebep olurlar. “Allah, ‘İşte böylece dilediğini halk eder’. Yani cezbeye, çekimine, kapılıp keşiflerde bulunana, seven ve sevilenlerin hallerinde olduğu gibi başka bir beşerin talim ve terbiyesi olmaksızın, kalp makamını bağışlar.” (3 Ali İmran, 47)

“O şaşkın kimsenin, akılcı nazariye, akılcı ameliye ve fikir gibi hidayete çağıran refikleri, arkadaşları, vardır. «Yol budur, Bize gel» diye davet ederler, fakat heves ve arzularıyla kalp kulağı tıkanmış olduğundan,  onların sesini işitmezler.” (6 Enam, 71) “Hiç bir şey’i Allah’a şerik etmeyiniz.  Zira şirk,  kuvve-i nutkiyenin, nutuk, konuşma, kuvvetinin yani fikir, izan ve idrak kuvvetinin, fikirde hatasından ve aklı kullanımdaki ve delili anlamaktaki kusurundan ileri gelir.” (6 Enam, 151) “İç ve dış duyular, gözler, kulaklar ve burun gibi kökleri bir kendileri ayrı kuvvetlerdir. Lisan, fikir, kuruntu ve zikir ise kökleri de kendileri de farklı kuvvetlerdir. Bu kuvvetlerin hepsi de hayat suyu ile sulanır.” (13 Rad, 4)

 “Eshâb-ı kehf ile «bedenin harabından sonra,  baki kalan,  insanın ruhaniyetinin»  murat olunması da caizdir. ‘Eshab-ı kehf; üçtür’ diyenler için ‘ruh, akıl, kalp’ olabilir. Köpek de; mağaranın kapısına sımsıkı bağlanan nefistir.  Beştir diyenlerin sözü ‘ruh,  kalp,  akl-ı nazarî,  akl-ı amelî ve enbiyada bulunan ve enbiyadan olmayanlarda «fikirden» ibaret olan kuvve-i kudsiyeye, kutsal kuvvete’, işarettir.” (18 Kehf, 10) “Kıyas terkibinde; ancak fikir ile külliyatı cüz'iyata zam edebilir. Fikirsiz, «külliyatı cüz'iyata zam edemez.» Fikir vasıtasıyla iki âlemin, ahvalini ihata ve her ikisinin hayretini cemi' eyler.” (27 Neml, 22) Örneğin, ‘araba fikri’ olan arabayı parçalarına ayırabilir ve tekrar birleştirerek araba yapabilir. “Fikir çakmağının çakmasıyla yaktığımız kutsal mana ateşini ve onun ağacı olan ‘Fikir Kuvvetini’ siz mi inşa eylediniz, yoksa biz mi inşa ediciyiz?” (56 Vakıa, 71-73) “Allah’a yaklaştı, fena ile Cebrail’in makamından ilerledi ve zatta fena bularak Sebahat ile yüzerek, yandı.” (53 Necm, 3)  “Allah, onların üzerine, ruhun nuruyla nurlanmış zikir ve fikir kuşlarını, ebabilleri, gönderdi ki o kuşlar, akıl ve şer’in kalemi ile her biri üzerine ismi yazılmış,  meselâ zillet kibri,  tevazu böbürlenmeyi, savm, oruç, şehveti,  inkıhar gazabı giderici, taşları atarlar.” (105 Fil, 3) Fikir üretme gücü, insana verilen kutsal kuvvetlerden biridir.

Bilim insanları der ki ‘Evreni anlamak isteyen enerjiyi, titreşimi ve frekansı iyi bilmelidir’. Yoktan veya yokluktan yaratılan evrenin nasıl oluştuğunu kanıtlamak üzere, vakum ortamı yaratılarak zerrelerin yokluktan boşluğa çıkıp var olduğu ve yok olduğu deneyler yapılır. Uzay zaman birleşik alanına, uzam boşluğuna, zerreler dolar. Gaz ve toz bulutu, çekim gücüyle göçerek ateş olır, sonuçta Güneş olup yanar. Bu konseptte eksik olan, zerrelere yüklenmiş olan “İlimdir.” Her zerre yüklü olduğu ‘bilgi’ ile hareket eder. Bu ilim ilmullahtır, malumdur, bilinendir, Allah’ın bildiğidir, ilim maluma tabidir. Her zerrenin ilim yüklü enerjisi, titreşimi ve frekansı farklıdır, öyle tagayyür etmiştir, ‘farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşmiştir’. “İnsan, bir ‘Fikir’ ile gaflet uykusundan intibah eder, uyanır, ısınıp ateş alır harlar, pişer; kalp ruh nuruyla hayat bulunca kutsal âlem fezasında intişar eder, Güneş gibi parlayıp yanar.” (25 Furkan, 47) Hâkimiyet veya hüküm Levhasında yazılı olanlar Kader Levhasına indirilir. Her şeyin temelindeki Kuvvet ve Kudreti, O’nun vekili olarak kullanırız. Aklını iyi kullanan, hikmete, ilhama hatta vahye ulaşabilir!

Umarım bizim de, bir fikir ile ham taşımız pişer de Güneş gibi parlayıp yanarız!

                                                                       Necdet Altınay 23112022

9 Kasım 2022 Çarşamba

Kudretin Vekiliyiz!

 

Kudretin Vekiliyiz!

Akıl ve fikir yürütmede kimsenin kontrolü, kuvveti ve kudreti yoktur. Fikirlerin çıkışı ve uçuşması maddeye bağlı değildir, eşya ile ilgili olsa da fikirler eşyaya dayanmaz. Yerde ve gökte,  gizli olan büyük kıyametin ilmi; eşya, nefis, kalp, sır, ruh, hafa, gaybül gaybtan oluşan yedi makamın sırrı; yer ve göğün gizli hakikati; ceset ve ruh âlemlerinin ilmi Allah’ındır,  Allah’a mahsustur. Varlık âleminin ardında olup da gece gibi görünmeyen yedi makam, manada veya batında, perde arkasında olduğu için görünmez. Vücut, hayat, ilim, işitme, görme, irade, kudret ve kelamdan oluşan sekiz sıfat mertebesi ise gündüz gibi maddede, zahirde, açıktadır. İnsan, yedi makamda, sekiz sıfatı, Allah’ın kudretinin vekili ve şahidi olarak yaşar. Hakikat Güneşinin doğup batışıyla, kalpte, mana, maddeye hükmeder.

“Mevt ile hayat, harekâtı iradîyedir; hayat, iradenin olması, mevt ise iradenin olmamasıdır. Yaşam ile ölümün halk edilmesinin amacı maluma tabi olan ilmin insanlarda uygulanarak ortaya çıkışıdır.  Malumun zuhuru ile zahir olan Allah’ın ilmidir.” (67 Mülk, 2) “İnsana, ilim öğretir ve kudretimizle onu kadir kılarız. İnsan; İlâhi Vücudun vasıtası ve kudretinin vekilidir.”  (16 Nahl, 75) Kutsal hadis:  Kulum, güzel ahlak ile bana yaklaşırsa ben kulumu severim, sevdiğim vakit, işittiği semi sıfatı kulağı, gördüğü basar sıfatı gözü, tuttuğu kudretli eli ben olurum» (19 Meyem, 96) “Bu vücutta Zülkarneyn;  vücudun iki boynuzuna, yani, Doğu ve Batısına sahip olan kalptir. Kalbi, «beden arzında» kudret ve tasarruf sahibi kıldık. Güneşin battığı yere gelince, Ruh güneşinin «beden maddesinden» ibaret bulunan çamur ile karışık bir suda gurup eder olduğunu gördü. Ve o çukurun yanında «nefsanî bedensel kuvvetler» ve «Ruhani kuvvetler» kavmini buldu.” (18 Kehf, 86) Parlayan ve aydınlatan Ruh Güneşi, ışığın, çamur ile karışık, kütle kazanmış madde denizinde gurup etmiş, ışığın maddeleşmiş durumda olduğunu gördü. Kalp, bu çukurda, Doğu olarak enerji kuvvetlerini ve Batı olarak kütle kuvvetlerini buldu. Ayet der ki: Hakikat Güneşinin doğduğu yer olarak Doğunun, ışık enerjisi olduğu anlaşılmalı; Hakikat Güneşinin gurup ettiği yer olarak da Batının, kütle yani madde denizi anlaşılıp idrak edilmelidir. Işığa enerji yükleyerek ‘Yaratılışın’ başlatılması Kudret, İrade, gösteriminin başlangıcıdır. “Allah,  bütün kudret ve kuvvetlerin kaynağıdır.” (39 Zümer, 36) “İlmi,  bütün eşyada nafizdir, işleyendir. «Hayat, ilim,  irade,  kudret,  semi,  basar,  kelâm» sıfatları, sıfatların anasıdır. Size verilen bu sıfatlarla Hakk’ın sıfatlarına şahit olursunuz.” (20 Taha, 7) (15 Hicr, 87)

“İnanmayanlar, ‘Öldükten sonra yeniden diriliş olur mu?’ derler. Oysa insan ve âlem, durum ve koşulların değişimiyle, her anda başka, yeni bir hilkattedir, yaradılışta, oluşumda ‘halkı cedid’ kapsamında, her anda bir şendedir. Âlemdeki oluşuma, ibret almak üzere bakan kimse, değişim ve yeniliği inkâr edemez. Rububiyeti, Hakk’ın, hak edene hakkını vermesini, efal ve tecellileri, göremeyenler anlık yeniliği inkâr edebilir.” (13 Rad, 5,6) “Allah'a, ancak tevhit edenler dua eder, diğerleri, vücudu ve kudreti olmayan, Hak olmayan bir hayale dua eder.” (13 Rad, 14) “Göklerde ve yerde kudret ve kuvveti ile tasarruf edici ancak O'dur. Göklerin ve yerin küllisi, tamamı, O’nun batını ve zahiridir. O’ndan başka bir şey yoktur ki,  size yardım ve sahiplik edebilsin.” (2 Bakara, 107)

Var olan herhangi bir şeyin var olması için  ‘zaman’ ihtiyaç duyulan bir şey değildir. Atomun veya suyun var olabilmesi için belirli bir zamanın geçmesi gerekmez. Var olan, zamana gerek olmaksızın var olur. Zaman, bağımsız bir değişken değildir, uzay ile birlikte “Birleşik Alan” oluşturur. ‘Uzay Zaman’, uzam, bir bütündür. Proton nötron birleşmesi, zaman değil ama “Güç” ister. Kuvvet ve kudret yok ise ortamda, kuantum fiziğinin elemanları gibi, “Şeyler”, birbirini çekip itmez ve birleşemez, atom bile oluşamaz.  Hidrojen atomu için proton, nötron ve elektrondan birer tane gerek,  ama ayrıca bir birim zaman gerekmez. Zaman, insan aklı içindir ve itibarî, izafîdir. Kuvvet ve kudret esastır, temeldir.

İnsanlar ayetleri uygulamaz, ayetler insanların yaptıklarını ve yapacaklarını, olan ve olacakları, açıklar. Evren,  gökyüzü ve yeryüzü ile ilgili ayetler, güncel bilimsel bulgulara uygun ve uyumludur. “Kudretle icâd ve hikmetle tasarruf ancak O’nundur. Kûn, Ol, ilim,  irade, kudret sıfatlarıyla olur.” (16 Nahl, 40) “Evreni güç, kuvvet ve kudretimizle biz kurduk,  onu genişletmekteyiz.” (51 Zariyat, 47) “Gaz ve toz halinde bulunan evrene ve yeryüzüne ‘isteyerek veya istemeyerek gelin’ dedik, ikisi de  ‘isteyerek geldik’  dedi.” (41 Fussilet, 11).  “Sema,  arza bitişikken onu ayırdık.” (21 Enbiya, 30) “Düşünüp,  ibret alabilmeniz için her şeyi çiftler halinde yarattık.” (36 Yasin, 36;  51 Zariyat, 49). “Yeryüzünü canlandıran suyu gökyüzünden indirdik.” (2 Bakara, 164) “Gördüklerinden de ibret alamazlar. Bu nedenle kalp ve ruh yönünden gelebilecek herhangi bir duygu ve bilgi, bedensel zevk ve lezzetlere düşkün olanlara tesir etmez, etkili olmaz. Oysa sema ve arzın halk edilmesinin amacı yeniden diriliştir. İlahi sıfatlardan mahrum kalışlarının nedeni yeniden dirilişe inanmamalarıdır.  Bu nedenle de Hakk’ın kudretinden de mahrum kalırlar.” (17 İsra, 97,98)

Doğanın ve çevrenin neden, niçin gibi sorularına ve amaçlarına takılıp cevap aranabilir. Felsefe yapılarak çeşitli görüşler tartışılabilir. Evrenden, çevrenden ve kendi âleminden geri çekilmeye başladıysan arınmaya çalışıyorsun demektir. Tabiat ateşini hisseden yanmaya da başlar. Hayat boyu süren çabanın aslında bizim olmayan güç, kuvvet, kudret ve bir enerji ile mümkün olduğunu anlayabiliriz. Sonradan ‘Evrim’ denen ‘Tagayyürün’ yani ‘farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşmenin’ hüküm sürdüğü düzlemden, önce hakikat ilmi ile yükselip sonra da hakikate doğru yücelmek mümkündür.

Umarım biz de Hakka yücelmenin bir yolunu bulabiliriz!

                                                                       Necdet Altınay 12112022