27 Ekim 2024 Pazar

İnsanın Arınması

 

İnsanın Arınması

İnsanın arınması, Nefsin, Kalbin ve Ruhun arınması olmak üzere, üç aşamalıdır. Kötü davranışlardan arınma Nefsi, kötü duygulardan arınma Kalbi paklar. Ruhun maddeden arınması ise İlahi aşka kadar götürebilir. İnsanın ilim ile şereflenmesi, Doğadan, maddeden ve hayvani canlılıktan arınmış olduğunun idrakine varması olabilir. İnsan olmak belirli bir düzeyde peşinen arınmışlıktır. İnsan olmak için verilenler göz ardı edilemez.

“Arzın yarılıp çekirdekten bitkinin çıktığı gibi sizi de rahimde, vücudun siyah madde denizinde ters tutunan damlanın bedensel maddeden arınmasıyla, kurtarırız.  Maddeden kurtulamadığı zaman, nefsin, madde fesadından helak olduğunu gözlemlersiniz. İman ederek, istidadınızda, genlerinizde, olan nuru, ilim ve irfanı, taşıp yayılan olgunlaşma nurunu tasdik ederek, kabul edip uyarak, içinize doğan şeylere ikbal ediniz,  uyunuz.  Güzel ahlak ve tevhidin istidadınıza,  genlerinize,  delilleriyle konulması,  kazınması ahittir,  bu ahde uyulması da sizin ahde vefanızdır. Nurlu parıltılarla verilen ilim ve irfanı, nefsanî lezzet ve kazançlarla değişmeyiniz. Nefsanî sıfatlarla, ruhani bilgi ve aydınlığı karıştırmayın. Ruhani kuvvetler ve hisler,  nefsanî kuvvet ve hislerden şereflidir.” (2 Bakara, 50) “Âlimdir, ilim sıfatıdır, ilmi başka kimse bilemez, Allah’ta fani olanın kalbi, hakkın vücuduyla mevcut olur. Zira sıfat vücuda tabidir, ilmi de Allah’ın ilmidir.”  (4 Nisa,  113)  “İsa’ya,  Kutsal Ruhu teyit eden ve levha-i mahfuzda sabit olan hakikatler ve bilgiler kitabını,  ahval,  koşullar ve ahlak makamlarını, soyunma ve arınmanın ayrıntılarını,  Allah’ta sülûk hikmetini, fiiller ve sıfatların tevhidine götüren batın ve zahir ilimlerini öğrettik.” (5 Maide, 110) “Sana hikmeti öğreten ve seni konuşma makamına getiren, «hikmet sahibi Allah ben'im»” (27 Neml, 9) “İlmimizle sıfatlanması nedeniyle, Davut’a nazari ve ameli hikmeti verdik.” (38 Sad, 20) “Allah, yüzleşmekten ve muhatap alınmaktan arîdir.” (42 Şura, 51) “Dilemeniz istenmeden, dileyemezsiniz; iradem, iradeniz olur.” (76 İnsan, 30) «Allah» «MUHAMMED’İ Kayyum kıldı».” (18 Kehf, 2) “Müminlerin tümü, hay ve kayyum olan Zat’a teslim oldular. Hepsi Hay ve Kayyum’un kudret ve kahrına tabidir ve mülkünün esaretindedir. Ne kendi nefsiyle ve ne de gayri bir şeyle hayat bulur, ne de kaim olur. Hayat ve kıyamı, ancak Onunladır. İstidadını körelten ve fıtratının sefasını sürmeyerek «nefsine zulüm» edenin yüzü kararır. Temizlik ve arınma ile güzel ameller işleyen kimse, hakiki imanının kalıcı olması halinde, kendisinde hâsıl olan kemalin noksan olmasından korkmaz.” (20 Taha, 111, 112) Fıtratın sefası sürülmelidir. “O’nu sevenler, kendilerinde yeterince sebep, donanım ve kudret bulursa, yaradılışlarında gizli olan hakikat, bilgi, ilim ve erdemler sayesinde, temizlenme ve arınmayla ‘Benlikli’ fiili ihraç etmeye ilişkin verdikleri sözü yerine getirmiş olurlar. İnsan olarak insanlıktan yaratılmış,  akılla donatılmış oldukları için, önce âlim, sonra kâmil insan, arif olurlar. Böylece kendini gerçekleştirmiş, verdikleri sözü yerine getirmiş olurlar. “Onlar, verdikleri sözü tam bir biçimde yerine getirirler”. (76 İnsan, 7) “Biz,  inananlar için,  görme,  işitme, dokunma,  tat alma ve koklama gibi beş dış duyu ve adalet,  vicdan,  zekâ,  hayal gücü, fikir, gibi beş de iç duyuya ek olarak teorik, kuramsal ve pratik, amelî, uygulamalı ilim olmak üzere 12 vekil gönderdik.” (5 Maide, 12) İnsan, ilmini artırarak kirlenebilir de arınabilir de ‘Benlik’ yapmasına bağlıdır. Bilgiyi benimseyebilir ama İlim Allah’ındır!

“Nefis asasını, fikir ile dimağ taşına vurunca, dimağından on iki göz ilim kaynadı.  İnsanların her birisi,  bilim insanı veya sanatkâr olarak, ehil olduğu ilmin kaynağını bildi. İnsan nefsi, bu on iki ilim kaynağından, kirlenerek de temizlenerek de çıkabilir. İlim kaynaklarını yanlış kullanmak huzursuzluk verir. Huzursuz ortamlarda, kötü niyetlerle kullanılacak bilgi ve ilim kaynakları, insanlar için kötü sonuçlar doğurur.” Huzurda, huzur içinde olunan ortamlarda, iyi niyetle yararlanılacak ilim kaynakları,  kişi ve topluma yararlı olur.” (2 Bakara, 60) “Namaz, huzur nuru ile batınları nurlanmış ve Hakk’a teveccüh ile nefis cehennemine düşmekten kurtulmuş olsunlar diye farz kılınmıştır. Toplumsal arınma amacıyla da haftanın sonunda Cuma günü toplu ibadet farz kılınmıştır.”  (2 Bakara, 64)  Her yeni bilimsel buluş,  bu on iki ilim kaynağına tabi olarak,  biat ederek, yapılan çalışmalarla elde edilir. “İnsan ruhunun, insanı insan yapan ilminin, maddeden soyunup,  temizlenip,  maddeyi terk etmesi, arınması zamanında, hayvanî ruh ve kuvvetler yani canlılık ilmi ve canlılık veren kuvvetler, ıstırap ve acı çeker. Beden ve madde, ruhsuz, ilimsiz, bir şey yapamaz, sadece bilinçsiz hareket edebilir, kişiliği bozulur. Ruhsuzluk durumunda, madde, tek düze bir sarsıntı, zelzele, sallantı ve titreşim içinde olur. Bu tanım içindeki sarsıntı, sallantı ve titreşim, insan ve diğer canlıların tümü için geçerlidir. Yani bu durum, madde ve beden arzının, kendisinin kadri ve kıymetinin bilinmesine sebep olan ervah, mana ve amelî kuvvetler heyetinin tümünü ve kalpte kökleşen itikat ve inançlarını, kıymetlerini, değerlerini, meydana çıkarır. İnsan ilmi ve cesedi ayrışmış olur. Böyle durumda, beden arzı, halinin diliyle, hal diliyle, içinde bulunduğu halinin anlattığı şekilde, ömür boyunca biriken haberlerini söyler. O vakit beden arzı, bireye verilen iradenin nasıl kullanıldığını, evveline ait haberlerini, söyler. Maddenin içinden bir ‘şey’, insan, oluşmasına ilişkin ilim çıkarıldığı zaman; ruh, ilim, bakidir ölmez, maddeyi, cesedi, kütle ve ağırlığıyla, ihraç etmiş olur, kendisi aslına döner. Ruhun maddeden soyunması zamanında, geride kalan beden arzı da ıstırap içinde harap olup; hava, toprak, ateş ve su ayrışarak, ortadan kalkar, kütlesi ve maddesi de yok olur, toprak olur. O vakit insanlar, kimi hayırlı, kimi hayırsız, eşkıya olarak müteferrik, ayrılmış, oldukları halde, bedenlerinin mizaçlarından, mezarlarından, hesap ve ceza yurtlarına sudur ve hareket eder. İmdi hayırlılardan zerre miktar hayır işleyen kimse o hayrı görür.  Eşkıyadan zerre miktar şer işleyen de o şerri görür. Küfür ve hicap sebebiyle eşkıyanın hayırları yanıltıcıdır, keza iman, tövbe, selameti fıtrat ile hayırlıların da şerleri af olunur.” (99 Zelzele, 1-8) İnsan cesedi, mahşerde, ömrü boyunca, fıtratı gereği, aldığı her hazzı ve çektiği her eziyeti bildirir!

Her ‘Şey’ ve Herkes, ‘Bilgisin’ deposudur. Bilgi kütlesinden ayrılıp onu ihraç ederse, kütle aslına, enerjiye, dönüşür, Bilgi baki kalır, İlme katılır.

Umarım bizim de amacımız, Allah’ın İlmine ulaşıp arınarak, gerçekleşebilir’!

Necdet Altınay, 30102024

 

16 Ekim 2024 Çarşamba

Günah Ve Kötülük

 

Günah Ve Kötülük

Herkes ve her şey belirli bir ‘Bilgi’nin uygulanmış halidir. Hiçbir şey tesadüfen oluşmaz. Bilgi, Evrenin temel yapı taşıdır, az ya da çok bir kütlesi vardır, kuvvetlerinin toplaşmasıyla madde veya mevcutlar oluşur. Her zerrenin, belirli bilimsel özelliklere sahip farklı bir titreşimi vardır. Canlıları cansızlardan ve canlılar ile cansızları birbirlerinden ayıran tek özellik de her birinin kendine özgü bilgileridir. Aynı kapsamda insanları da birbirlerinden ayıran özlerindeki bilgilerdir. İnsan, kendini ve başkalarını özlerindeki bilgilerden tanımalıdır. Aksi takdirde yanılır, yanlış anlar, yanılgıya düşer, anlam vermesi imkânsız olur. Özlerindeki bilgiye ulaşmadan, insanları, hareketleri, davranış ve sıfatlarından tanımaya çalışmak en zor yolu seçmektir ve yanılma kaçınılmazdır. İlim, bilgilerden oluştuğuna göre Doğanın ardındaki ilim ve fenne ulaşmak, fizik, kimya gibi bilimsel ilmin kaynağının da İlahî olduğunun idrakine varmak en doğrusu olabilir.

İnsan, bilir, bildiğini bilir, bildiğini, okur söyler ve uygular, hatta bildiği ve uyguladığı kadar insandır. En büyük günah ‘Şirk’tir. Şirk, Allah’ın yanına ‘Gayri’ bir varlığı koymak, en az iki varlık varmışçasına düşünmektir. Bu duruma en bariz örnek, ‘İkilik’ yaparak, iki varlık varmış gibi ‘Benlik’ veya ‘Bencillik’ yapmaktır. Bu yanlış bir bilginin uygulanmış halidir. Yani, İlim Allah’ındır, ilmin uygulanmış hali Evrendir, tüm Kâinattır, Benlik yapacak ayrı ve gayri bir ilim veya bilgi yoktur. Benlik ve bencillik yapmak, olmayan, var zannedilen, yanlış bir düşünceyi uygulamak ve insanın kendine ‘Kötülük’ yapmasıdır. Yanlış bir bilginin doğru uygulanması mümkün değildir. Şirk yapmakta ısrar Kalbi katılaştırır, yanlış düşüncenin kökleşmesini sağlar. Bu konuda ileri gitmek, Allah’ı ve Allah’a imanı inkâr etmektir. Doğru zannedilen yanlış bilginin üstüne bina edilen düşünceler aklı da esir eder. Böylece Hayat çok nazik, hassas bir denge üzerine kurulur. Kendisinin olduğuna, esas ve tüm gerçeğin bu olduğuna ve Allah’ın olmadığına inanılır. Hatta ‘İnanmıyorum, öyle olduğunu biliyorum’ denir. Bakara Suresinin ilk ayetleri insanların 7 Sınıfa ayrılabileceğini ve ilk Sınıfın da şirk içinde olup ‘İnkâr Edenler’ olduğunu açıklar.

Ayetlere göre ikinci Sınıf insanlar ‘Münafıklardır’. Bu tür insanların kendilerine özgü temel bilgi ve düşünceleri yoktur. İnkârcıların yanında onların haklı olduğunu, İman edenlerin yanında da onların haklı olduğunu kabul ve beyan ederler. Bu iki Sınıf insanlara Kitap, ‘Dünya Ehli’ der. Kendi Dünyalarını kendileri kurar ve kendi kurdukları Dünyanın içinde yaşarlar. Sonradan kendilerince öğrendikleri ilim önemli, ilmin kaynağı önemli değildir. İlim, Evrende vardır ve tek gerçektir, bunlar için, nerden geldiğinin hiç önemi yoktur. Dünya Ehli grubu, ‘Cennet Ehli’ Grup izler. Benlikleri olan bu grup da iki sınıf insandan oluşur. Birincisine ‘Günahkâr’, ikincisine ‘Cennetlik’ denebilir. Günahkârlar, hataları kadar Cehennemde kalır sonra cennete geçerler. Cennetlikler ise her yaptıkları ve yapmadıkları cennet içindir. Doğru bildikleri bilgiler ve ilim sayesinde, uygulayabildikleri kadar iyi ve iyilik; yapamadıkları kadar kötülük içinde bulurlar kendilerini. Yapmak istedikleri hep iyiliktir ama kendilerini istemeden de olsa kötülükler içinde bulabilirler.

Üçüncü Grup insanlara, Kitap, Ehlullah, ‘Allah Ehli’ der. Bu gruptaki iki Sınıf insanın birinci sınıfına, Allah’ı sevip O’na iman edenlere, kısaca, Allah’ı ‘Sevenler’ denebilir. Bu iki sınıf insanın ortak olarak, ‘Sen, Cenneti, isteyene ver; bana Seni gerek Seni!’ diyenler olduğuna inanılır. Tüm fiillerin Failinin, tüm sıfatların Mevsufunun, sıfatlananın ve tüm mevcudatın Vücudunun Hak olduğuna inanırlar. (1) Bu Bilgi ve İnançlarında azimle sebat etmeleri sayesinde Sevenlerin en sonunda bir kısmının Allah tarafından da sevildiği Kitapta müjdelenir. Böylece sevenlerin en azından bir kısmına ‘Sevilenler’ denebilir. Hatta ‘Kulum bana nafile, fazladan, yaptığı ibadetlerle yaklaşırsa; Ben onu severim, sevince tuttuğu Eli, konuştuğu Dili, işittiği Kulağı olurum’ diyen ayetler vardır. Kendi Efal, Sıfat ve Zatından sıyrılıp, maddeden soyunabilenlere, öze inebilenlere, Hakkın Efali, Sıfatı ve Vücudunun bağışlandığı müjdelenir. (2) Böylece, Kulun her tuttuğu, işittiği ve gördüğü Hak’tır, kötülükler, yanılmalar ve hata yapmalar bitebilir. Seven sevildiğinde Aşk oluşur! Bu Aşk ile Allah Resulüne ‘Habipim’ diyebilir. Halk olarak görünen Hak’tır! Hak, son makam, Yedinci Makamdır. Kimse kimseyi öldüremez, Allah demedikçe; Allah demez, Kul Allah dedikçe!

İnsanlar, bazen, ‘bilgi sahibi olmadan görüş sahibi oldukları’ söylenerek suçlanır. Oysa araştıran ve araştırmalarıyla güvenilen bilgilere ulaşan kişilerin görüşlerini dinleyerek görüş sahibi olmak gayet makul ve mantıklıdır. Elde ettikleri bilgilerin en uygun şekilde değerlendirilmesi sonucunda ileri sürülen görüşler, doğru bilgilere dayandığı için, doğru olabilir. Anadolu Halkı, Anadolu Erenlerinden çok şey öğrenmiştir. Ermişler ve Dervişler en büyük Hakikati, “Gökten iğne yağsa Gayriye değmez!” diyerek özetlemişlerdir. Yedi Sınıf insan Yedi Makam olarak da düşünülebilir. Bilgi ve görüş elde edip uygulayarak Sınıf atlanabilir, Dipten Doruğa kolayca da çıkılabilir. “Bana bir adım yaklaşana ben iki adım yanaşırım!” deyimi kutsaldır. Halkın, “Elinden, belinden, dilinden bilerek veya bilmeyerek, bu aciz, aslında olmayan, kulunun işlediği günahları sen affet Yarabbi!” duası da kabul görebilir. Anadolu’da böyle saf ve temiz insanlara sıkça rastlanabilir.

Kötülüğün ve kötülerin davranışlarının, bilgi eksikliği ve yanlışlığından kaynaklandığı aşikârdır. İnsan, önce taklit sonra da tahkik, araştırma ve inceleme, yaparak öğrenir. Öğrendikçe de kötülüklerden kurtulup iyiliklere, maddeden, madde ve bedene bağlılık ve bağımlılığından kurtularak, öze, manevî ve ulvî âleme yücelebilir. İmanın kaynağı inkârdır, Bilgeliğin temelinde Cehalet vardır! Hak gözünden Hak; Halk gözünden, Halk görünür!

Umarım biz de Cehaletten, Şirkten, öğrenerek kurtulup, Bilgeliğe yücelebiliriz!

Necdet Altınay 19102024

 

 

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2021/03/isktan-huzura.html

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/09/insan-yaratcdr.html

 

22 Eylül 2024 Pazar

İnsan Yaratıcıdır!

 

            İnsan Yaratıcıdır!

            İnsan, esveli safilinden, aşağının aşağısından, maddenin, bedenin çukurundan, yüceliğin doruğuna çıkmak üzere; İlim, Akıl, Fikir Üretme, Hayal Etme, Hatırlama gibi her türlü sıfatla donatılmıştır. Reşit olduğunda Kutsal Mesajlara muhatap kılınmış, fıtratına, genetiğine, dipten doruğa çıkış için gereken her tülü sıfat, Allah’ın sıfatlarının tümü, kazınmıştır. Gereğinde, elinden tutulmuş, ‘Bilen ile Bilmeyen bir olmaz’ ilkesi gereğince, İlmullah, Allah’ın İlmi öğretilmiştir. Hz. Muhammet, hem Kulu hem de Resulüdür. Kuran, Makamlar ve Mertebeler halinde, Olgunlaşma, Seyri Süluk, Sırat el Müstakim, Doğru Yola girenlere nasihat ve yol göstermeleri, ayrıntılarıyla kapsar. Konuya ilişkin bazı ayetler ele alınmıştır. Okumak, okuyup anlamak, idrak edip uygulamak ve vuslat kişiye kalmıştır!

“Habibim, sen de ki, hayır ve şerrin tümü Allah'ındır, Allah’tandır.” (4 Nisa, 78) “Kaaf, mevcutların tümünü kapsayan, İlahî Arş olan, Muhammed’in Kalbine işarettir. Kalp, Rahmanın Arşıdır. «Müminin Kalbi, Allah'ın arşıdır ve Ben yerlere göklere sığmadım, lâkin mümin kulumun kalbine sığdım» buyurmuştur. Sad, Muhammed'in suretidir. Kalbin, Sad denilen bedensel yönünün ardında Kaf denilen manevî, ilim, vardır. Her ikisi mevcudatın tümünü kapsar, birisi manevî diğeri maddî yönünü oluşturur. İlim esastır, Madde, İlmin, görünür, uygulanmış, halidir. Henüz gündüz olmayan sabah veya henüz gece olmayan akşam vaktinde ayrıntılarıyla görülemeyen madde bir bütün halinde algılanır. Bu madde dağına Sad ve dağın üzerine oturduğu ilim dağına, vadisine de Kaf denebilir. Muhammed’in Kalbi, Vücudun tümünü ayrıntısıyla kapsayan Kuran Aklını yani istidadı evveli içerir. Sad, tüm mevcudatı maddi yönden kapsayan dağdır. İlmin tümünü idrak eden Kalp, Rahmanın arşıdır ve bu Kalp de Sad dağını kapsar, içine alır. Sad dağı, Kaf dağının üzerindedir ve Kaf dağının ardında Anka vardır. Bu durum ise yerlere ve göklere sığmayan Rahmanın, mümin kulunun kalbine sığdığını gösterir. Kalbi bilmeyen, Rabbi bilemez. (50 Kaaf, 1; 38 Sad, 1) Her şey enerjiden oluşur. Kütle Enerjiye dönüştüğünde Bilgi Baki kalır. İnsan maddeden soyunabilir, İlim baki kalır. Sad, aslında enerjidir, bedensel ve maddi suret, kütle gibi enerjiye dönüşebilir; Kaf, kütlesi olan ilimdir, canlılığı verendir, ardında Anka vardır. Kalbe sığan, Sad, Kaf’a dönüşür, Kaf, Baki kalır! Dönüşüm, süreklidir, her an Halkı cedid oluşur!

“Ervah, canlılık, Semalar gibi ‘Eşyanın Evveli’, ilk eşya, halk edilen ilk şeyleri ve onların hakikatini idrak edin. Allah'ı, Hak marifeti, bilgisi ile ‘Arif’ olun ve halkı evvelinin icadını, İlimden ve yakinden bilin. Her anda yeniden yenilenen yeni Halktan şüphe etmeyin, her anda Halkı Cedidi, yenilenen yeni halk edilişi ve yeni halk edileni, müşahede edin, görün, yeniden dirilişi inkâr etmeyin, ölümü, zamandan bilmeyin. Biz, insana, şah damarından daha yakınız.” (50 Kaaf, 2, 15; 55 Rahman, 29) Görünen, Gözde oluşan bir görüntüdür, Hak gözünde ise bu görüntü, Hak görülür; görüntü oluşan Göz, Halk gözü ise aynı görüntü Halk görünür. Görünen, Görenin İlmidir, Görüntüsüdür! Göz, görüneni, Kalp basiretle, idrakle ardını görür! Kalpte, Sad; Sadın ardında, Kaf ve Kafın ardında Anka vardır, Anka, Halkı Cedid olarak, yeniden yenilenen bir şekilde oluşur, küllerinden yeniden doğar.

            “Kalp, Ruh ve Vahdet; yani Ef’al, Sıfat ve Zat makamları Ayetlerde tanımlanır. Kalbin ufku, Ruh Semasıdır. Kalpten ruha çıkmak, kalpten ruh semasına çıkıp sonuna, ufku alaya, apaçık ruha, ufku mübine, açılmak, demektir, ufkun sonuna yaslanmaktır. Değişmesi ve yanıltması mümkün olmayan, İlmin doğruluğu, sabit ve muhkem, emin oluşu, mertebeler halinde inişi, zanları ortadan kaldırır. Her makamda tekrarlanan, örneğin, Efal makamında, Fena-i efal, tevhidi efal ve tecelli-i efal şeklindeki mertebeler, bireysel bencillik zanlarını yok eder. Bu durum, Kutsal Ruhun tesirini gösterir. Resul, var olduğu, zuhur ettiği yerden, böylece, fani olup fena bularak, gurup ettiği zaman, huzura çıktığında, zahir oluşundan, varlığından, eser kalmaz, itibar edilecek bir şeyi bulunmaz. Kalbin ufkuna çıktığından, vasıl olduğundan itibaren, ufkun en tepe noktasına, ufku alaya, kadar, Kutsal Ruh öğretir. Üç makam, üçer mertebe halinde geçildiğinde, varlıktan, var olma zanlarından eser kalmaz. Resulü, Ruhulkuds, Kutsal Ruh, talim eyledi, terbiye etti, her şeyi öğretti. Nebi, Kutsal Ruhu, en güzel suretinde iki defa görmüştür. Birisi, Hazreti Ehadiyet’e yücelişinde, diğeri oradan inişindedir.” (53 Necm, 1-7) Akıl, Kalbin bilgi işleyen bölümüdür. Akıl, bilgiyi anlar; Kalp ise, basiretle, İlmi idrak eder. İlim, Ruhtur; Hakkın Gölgesi olarak, Kutsaldır. İlim, Kaf, kütlesiyle suretlere dönüşür; Sad, suretler, anlaşıldıkça İlim idrak edilir; İlim, suretler ve eşya ile kendini öğretmiş olur. Her zerre, farklı bir titreşim, farklı bir bilgi ve yok denecek kadar az veya çok bir kütlesi olan, bilimsel özelliklere sahip, Bilgi Küpüdür, Evrenin Yapı Taşıdır. Eşya, madde, kütleli Kuvvetlerin toplanmasıyla, ayetin dediği gibi ‘izdihamı’ ile ilimden, bilgi veya bilgilerden oluşur. Önce Kaf, Sad haline gelir, sonra ise Sad, Kaf haline dönüşür. Aynı şekilde İnsan, maddeden soyunur, yüzerek yanıp, Anka gibi küllerinden yeniden doğar, Arif olur, Hakkın Bağışladığı Vücut ile yeniden küllerinden dirilir.

“Sonra, Allah’a yaklaştı, Ruh, Sıfat, makamından terakki ederek, Resul, ufkun ötesine geçti. İşte burada, Cebrail: ‘Ben buradan öteye bir parmak geçersem yanarım’ dedi. Ruh (Sıfat) makamının ötesi, Zatta fena ve ihtirak, yanmaktır. Resul, maddeden soyunarak, Vahdette fena ile Ruh, Cebrail, makamından terakki ederek, geçerek, Allah’a yanaştı, yaklaştı. Ruh makamının ilerisi Zatta fena bulmak ve maddeden soyunarak, uzay zaman boşluğunda yüzen Gaz ve Toz bulutu misali, yüzerek yanmaktır. Resul Aleyhisselam, fenadan sonra beka halinde, Vücudu Mevhub-u Hakkani, Hakkın Bağışladığı Vücut ile Hak'tan Halka rücu ile ciheti insanîye meyletti, insanlığa yöneldi. Böylece, Nebi de Zat makamında yanarak fena buldu ve Hakkın bağışladığı vücut ile Bekaya geçti yani Haktan Halka rücu etti, insanlığa meyletti.” (53 Necm, 8) Her derecede, Fena, Tevhit ve Tecelli olmak üzere, üç mertebe yücelerek; Efal, Sıfat ve Zat makamlarını, derecelerini, geçip, yücelen kişi; Halk ve Hak Kavislerini geçerek, Kalbin Ufkunun ötesine geçip, Fena bulup Fani olabilir, Zatta yanarak, yüzerek yanıp, bedenden soyunmuş olur. Böylece, Sad dağı ortadan kalkmış, Kafdağı kalmış, Anka’ya ulaşılarak yeniden, yanıp kül olup, küllerinden, doğmuş olur. Bağışlanan vücut ile insanlığa rücu eder. (Anka kuşu ile ilgili bir hikâye şöyledir: “Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg (Zümrüd-ü Anka ya da Phoenix), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.) (1)

“Resul, Halk ve Hak itibar edilen hayalî iki kavse bölünmüş değildir. Vücudu içine alan daire oldu. Aşağı inişte, dairenin ilk kavisine Halk itibar edilir, mahlûkatın suretleri açıktır ama hüviyetleri gizlidir. Allah’a tedricen yaklaştıkça mahıv ve fena olunan kavis ise Kavsi Ahirdir, Haktır. Ezelden ve ebeden üzerinde sabit olunan kavis Kavsi Evveldir, ilk kavistir. Halk için, fenadan sonra kendisine hibe edilen vücudu cedid, yeni vücut ile hadis olan, var olan, kavis ise Kavsi Ahirdir, ikinci kavistir. İki kavisi, birbirinden ayıran hayali ve zan olan ikilik düşüncesidir; birbirine kavuşturan ise ikilik zannının ortadan kalkışı ve Kesretin Vahdette yok oluşudur. Diğer bir deyişle, Kesrette, hakiki Vahdetin tahakkukunu, gerçekleştiğini, görmekle, Zat ve Sıfatın Ehadiyeti, Birliği, idrak edilir. Böylece, Zat ve Sıfatın Birliği, dairenin bölünmediğini gösterdiğinde, Baki Olanın, Resule, iki kavisten daha yakın olduğu idrak edilir. Yani aslında kavislerin hayali, zan, olan Zat ve Sıfatın varlığı nedeniyle ortaya çıkar, zanlar kalkınca hayali kavisler de ortadan kalkmış olur. Zan ve hayallerin kalkmasıyla oluşan Vahdette, Allah, Resulüne, Cebrail vasıtası olmadan hitap eder. Bu hitap ile Nübüvvet sahibine, keşfi mümkün olmayan İlahi Sırlardan dilediğini vahyeder. Resulün Gönlünün, Fuad’ının, Cem Makamında, Zatını müşahede eden, Hakkın Hibe ettiği vücut ile mevcut olan Kalptir. Cemi' Cem'i Vahdette küllisi fani olduğundan Fu’adda, gönülde, Abid de, Kul da, yoktur. Cem’i Vücuda, vechi baki tesmiye olunur, denir; Vücudun bütününe Baki Yüz denir, denir ki cem'i sıfat, sıfatların tümü ile mevcut Zat demektir.”  (53 Necm, 9-11) İnsan, evvelinde, zerre kütle, madde, bedenle ve boş bir beyinle başlayıp doğar. Fıtratında, Allah’ın sıfatlarının tümünü kapsayan insanî olgunluğun tamamını kapsayan İlim kazınmış haldedir. Aklı başına geldikçe, bilgiler edinir, olgunluğun yolunu tutar, insan olmaya başlar. Kutsal Kitaplara ve Hitaplara muhatap olur. Kalbinin ufkuna çıktıkça, ufkun ötesine yayılmaya ve ufku alaya yaslanıp yücelmeye gayret eder. Yolculuğunda, Kutsal Ruh, eğitim ve öğretimine yardımcı olur. Hak ettikçe, Hak ettiğini, Hakça, Haktan alır. İlk Kavis, Halk Kavisi, belirginleşmeye, aşağı doğru inişe başlar ama aslında insan yukarıya doğru Allah’a yücelmeye başlar. Bireysel bedeninden soyundukça iniş devam eder, soyunma bitince de kendine Halkı Cedid, Hakkın Bağışladığı Vücut, verilir, bu durumda ise Hak Kavisi, yukarıya doğru çıkışa geçer, insan ise insanlığa doğru rücu etmeye başlar. Zan ve hayalî olan Kavisler ortadan kalkar. Öyle bir an gelir ki Kalbinin Ruha açılan Kapısı, Fuad’ında, Kul yoktur artık, geriye Baki Yüz, Sıfatların tümüyle mevcut Zat, kalır. Bu hal içinde Allah, Kulu veya Resulüne, İlahî sırlardan dilediğini vasıtasız vahiy eder.

İyi bilinir ki “Allah, kuluna şah damarından daha yakındır; Şirk, yani ikilik yapacak şekilde Benlik, affedilmeyen tek günahtır.” Kavislerin ortadan kalktığı hal içinde iken Fuadında Kul yoktur, mevcut olarak sadece Zat kalır; Kul çıkar aradan Kalır Yaradan; bu durumda Allah, Kuluna, İlahi sırlardan dilediğini vahiy edebilir. Resulü gören, Allah’ı görür!

Necdet Altınay 22092024

 

(1)    https://www.google.com/search?q=anka+ku%C5%9Fu+hikayesi&oq=anka+ku%C5%9Fu&aqs=chrome.3.0i355i433i512j46i433i512j0i512l3j0i433i512j0i512j46i512j0i512l2.7912j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8

28 Haziran 2024 Cuma

Kalbinizi Yumuşatınız!

 

Kalbinizi Yumuşatınız!

Yeni önerilen ‘Bilimsel Kurama’ göre: “Enformasyon, bilgi, Evrenin temel yapı taşıdır ve fiziksel bir kütleye sahiptir. (1) Fiziksel gerçeklik, temelde bilgi parçacıklarından oluşur. Bilginin kütlesi vardır ve her temel parçacık, evrenin bilinen yapı taşı olarak, insanların DNA sına benzer şekilde, kendisi hakkında bilgi deposudur. Bilgi içeren her parçacık, düşük enerjili kızılötesi fotona, nura, dönüşür.” Kutsal Mesajlara göre de: “Tevhit İlmi, sevgi ve muhabbet koduyla indirildi, böylece, enerji olarak bilinen ilk cevher zuhur etti, ortaya çıktı ve kalbi oluşturdu. Bebeğin rahimdeki gelişiminde ilk oluşan uzuv, tüm kuvvetlerin izdihamı, toplanmasıyla, oluşan kalbidir.(2) Diğer azaları oluşturan kuvvetlerin tümü, kalpten geçerek kodlanır. Kalbin tecerrüdü, yokluktan soyutlaşıp oluşması, matematik, fizik, kimya, tüm ilmin zuhurudur. İlmin, yokluktan boşluğa ilk çıkışında, DNA örneğine uygun, bir kütlesi ve kodlarını içeren parçacık hali vardır.” Bilime göre Yokluktan, Vakum Ortamına; Ayete göre de Levha-i Mahfuzdan, Uzay boşluğuna veya Arştan Arza, İlim iner, enerji diye bilinir. (3) Kalp, İlmi idrak ettikçe yumuşar, perdelenirse katılaşır, sertleşir.

“Tevhit İlmi Kitabı Kuran, sevgi ve muhabbet koduyla, ilk indirilen cevher olarak zuhur etti, ortaya çıktı. De ki: ‘Bilinmek için kâinat yaratılmıştı, tevhit benimle kemal buldu, sevdim, sevilen, sevgili oldum, fıtrat benimle amacına ulaştı. Böylece tevhidim ve muhabbetim olgunlaştı. Ruhun, tevhit ilmi olarak idrakiyle, ruhta vahdet ve kalpte muhabbet tam oldu, nefiste de adalet zuhur etti. Vahdet, muhabbet ve adaletimin kemali nedeniyle sevildim habip oldum’. Tevhit İlmi habibullahın hakkı oldu. Hak, Muhammed’le zahir oldu. Kalbin tecerrüdü, sıyrılıp soyutlaşması, ilmin zuhurudur.” (42 Şura,1,2; 17) (55 Rahman, 19) “Hakk’ın delili, gölgesi, olan tevhit ilmi İlmullah’tan halk edilen ilk cevherin; Celalî Nazarla hayâsından, edebinden, taşıp yayılmasından sonra açığa çıkan; ilmi hıfzedici kuvvetlerin izdihamıyla, temessül ve tecessüm ettiniz, cisimleştiniz. İlimden başka bir şey olmayacak şekilde, bedenleştiniz.” (25 Furkan, 45) “Elçisinin kalbi, kaaf, var olanların tümünü kapsayan arştır; elçinin aklı, kesrette var olanların tümünü ayrıntılarıyla ve fiile çıktıkça bilir, her şeyi kapsar, ilmine erer. Arzda vücut bulup mevcut olan ve fıtratını gerçekleştiren her şey önce istidadı ile arşta var olur. Arşta istidat olan, arza fıtrat olarak iner.” (50 Kaaf, 1) “İlim Kalbin malıdır, ruhtan ilmi sevgiyle birlikte alır, ilmi sever ve sevdirir. Kalp, ilim ile önce kendini güçlü kılar. Kalp, ilim ve sevgisiyle, ruhani kuvvetleri besler, nefsanî kuvvetlere zekâtını vererek, onları ruh babalarından yetim bırakmaz böylece onları, şehvet ve dünya esaretinden kurtarır, gayra nazardan nefsini temizler.” (2 Bakara, 177) “Ey Habibim senin, beşerî vücûduna değil, ilâhî bağışlanmış, vücuduna tabi ilâhî bir sıfat olan kâmil bir rahmetle sıfatlanmış olman sebebiyle, sen onlara yumuşak oldun. Eğer Allah yardım ederse size galip olacak bir kimse yoktur.” (3 Ali İmran, 159, 160) “Evliya, Allah'ı, Allah onları sevdiği için sever. Nimet verdiği için veya korktukları için sevenler nimet vermediği veya korkmadıkları zaman sevemez. Zat muhabbeti, Zat’ın bekasıyla bakidir. Tecellinin değişmesiyle değişmez, Zat’ı seven, lütuf zamanında Lâtifi sevdiği gibi, kahır zamanında Kahhar’ı da sever. O kavim, müminlere de tevazularında sevgi ve merhamet sahibidir ve gayet yumuşaktır.” (5 Maide, 54)

“Diğer bir kısım kimseler de vardır ki onlar, günahlarını itiraf ederler, günahın itirafı, istidat nurunun bekası ve nefsin yumuşaklığı ve kendisinde günah melekesinin kökleşmemiş olması demektir. Zira itiraf, tövbe ve rücu’un melekî ve günahın fenalığını görmenin delilidir ki, bu görmek ancak kalp gözünün açılmış ve basiret nurunun parlaması ile olabilir. Çünkü zulmet katlanır ve rezalet kökleşirse, günahı kabahat saymaz, günah olarak görmez. Belki haline münasebeti dolayısıyla o günahı iyi bir iş görür. Günahın, günah olduğu bilinirse, onda mutlaka bir hayır vardır.” (9 Tövbe, 102) “Ağlayarak secde ederler ve Kur'ândan etkilenip duygulandıkları için hükmüne tabi olurlar, Kur'ân onların huşuunu ve yumuşaklığını artırır.” (17 İsra, 109) “Her bir  ‘şey’in,  o şeyi,  diğerinden ayıran bir bilgi ve bilimsel özelliği vardır. İnsan, bilinçli insanlığı ile insandır. İnsan, bilincini kaybederse, kendisi de kaybolur, insan denmez. Her özellik Hakk’ın vahdaniyetine, birliğine delildir. Gökler ve yerler adalet ile ayakta durur. Her şey, kendini var eden, kendine özgü bilgisel özelliğini, hakkını, Haktan, hakça, alamazsa var olamaz. Adalet, kesret âleminde, vahdetin gölgesidir. Eşyanın düzeninde yumuşak huyluluk, birbirleriyle uyumluluk gibi vahdaniyete, birliğe, beraberliğe götüren özellik mevcut olmazsa adil düzen mevcut olamaz. Birlikten gelen ve birliğe götüren özellik yok olursa, düzen ve düzenlilik hemen bozulur. İnsanların, insanlık özelliğini kaybetmesi durumunda birlik ve beraberlik içinde yaşam mümkün olmaz, insanlık düzeni bozulur.” (21 Enbiya, 22) “Dünyada rahman sıfatıyla zahiren, ahrette rahim sıfatıyla batında hamt O’nadır. Şahadet âleminin tertibini, düzenini hikmetiyle, gaip âleminin batınında ilmini letafetle hâkim kılan O’dur.” (34 Sebe, 1) “Farklı kişilik ve ahlaka sahip kişileri izleyen ile bir kişiye teslim olmuş biri kıyaslanamaz. Teslim olan tevhit eder, sırra erer, bir amacı vardır. Hakkın veçhinden, yüzünden, başka her şey Allah’ta fanidir, ölüdür.” (39 Zümer, 29, 30) “Nasihati, kabule yatkın ise kabul eder. Tezekkür etmek, herkese açık olsa da herkese fayda vermez, istidadı olan, müsait olan, içindir. Fıtratı salim, kalbi, nefsi ve tabiatı yumuşak, istidadı kabule müsait ise ruh nurundan etkilenir ve nasihati kabul ederek faydalanır.” (87 A’lâ, 9,10) “İlahî İlim, tövbe ve istiğfar, güzel ahlak ilmi, suyu ile yıkanın, abdest alın, boy abdesti alın, Kalbinizi, nefsinizi paklayın, arının, Kalp ve Nefsinizi, ilmi idrak edip yumuşatınız.” (4 Nisa, 43; 5 Maide, 6)

Yeni Bilimsel Kurama göre maddenin, katı, sıvı, gaz ve plazma hallerine ek olarak beşinci hali vardır: ‘Bilgi’ halidir. Bilgi içeren parçacık, düşük enerjili fotona, nura, dönüşür, kaybolmaz. Ani şişen Uzay-Zaman boşluğuna, Yokluktan, Levha-i Mahfuzdan, Arştan, İlahî Bilgi-İlim, Tevhit İlmi, inerek Evreni, Vahdeti, Kesreti, İnsanı ve Bilinci oluşturur.

Umarım biz de indirilen İlahi Tevhit İlmini idrak ederek Kalbimizi yumuşatabiliriz!

Necdet Altınay, 27072024

(1)   https://www.port.ac.uk/news-events-and-blogs/news/new-experiment-could-confirm-the-fifth-element

(2)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/02/akl-semas_3.html

(3)     https://www.google.com/search?q=bo%C5%9Fluk+bo%C5%9Fmudur&oq=bo%C5%9Fluk+bo%C5%9Fmudur&aqs=chrome..69i57j33i10i160.22108j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8#fpstate=ive&vld=cid:03c5f97e,vid:FYf7af2tb5U,st:0

 

5 Haziran 2024 Çarşamba

Rızık Allah’tandır, Allah’a Götürür,

 

Rızık Allah’tandır, Allah’a Götürür,

İnsan, Dünyadan, madde âleminden, protein ve vitamin dolu gıdalarla bedensel olarak büyür, gelişir, güçlü kuvvetli, kocaman veya şişman olur. Ruhundan kalbine inen İlim ve bilgi rızıklarını yüklenerek ise bilen, bilgili, bilgiç, bilge, yüce, büyük, ulu, insan olur. Allah, Rezzak’tır, insana, istediklerinden hak ettiğini, gıda veya rızık olarak verir. Âdem ve oğullarına, Allah’a rücu etme, dönme, izni, yeteneği ve imkânı tanınmıştır, isteyen bu hakkını kullanabilir. Nefsanî ve cismani örtünmesinden soyunup sıyrılarak, Hakkın efali ve sıfatıyla sıfatlanıp, Zatında fena bulup, Kalbi pişer ve Ruh semasında nurlu yanarak yayılır.

“Ey insanlar, yeryüzünü yatak, gökyüzünü bina kılan ve yağmurlarla yemiş rızkı veren, sizden evvelkileri yaradan Rabbinize ibadet edin! Tevhid-i Ef’ale davet eden kutsi hadis: ‘Halkı halk ettim ve nimetlerimle kendimi onlara sevdirdim’. İbadet şükürdür. Şükür nimet karşılığında olur. Tüm nimetlerin Hak’tan, tüm fiil, hareket, iş ve işlemlerin, Allah’tan olduğunu müşahede ederek, görerek, ef’alde şirkten uzak olun. Fail Hak’tır.” (2 Bakara, 21) “Ve biz, ‘Ey Âdem, sen ve zevcen, eşin, cennette sakin olun’  dedik. Âdem kalp, zevcesi nefistir. Nefse, aydınlanmadığı hallerde kara olan, cismani hayat kelimesinden, Havva denir. Kalp, cisimle ilgili olmasaydı Âdem denilmezdi. Kalp, nefsin pişmesiyle oluşur. Âdem ile Havva’nın içinde yaşamaları emir olunan cennet, Kutsi bir bahçe olan ruh seması âlemidir. Yani, ‘Ey Kalp ve Nefis, Siz, ruh semasını tercih ediniz ve o cennetten hangi mekânda ve ne suretle dilerseniz bolca yiyiniz’ dedik. Rızıklar ve yemişler helaldir. Zulüm, hak ve hazzın noksan olması, eksik kalması, haz alınmamasıdır. Nurun zıttı zulmettir. Zalim, zulüm edendir. Nur âlemindeki nasibinizden almadığınız kısım, bilmediğiniz her ilim kaybınız, her kayıp kendinize bir zulümdür, zalim olursunuz, idrak edemediğiniz her şey, yaradılış nurunuzdan noksan kalandır.” (2 Bakara, 35) Kendini bil, Kendini bilen, Rabbini bilir. “Şeytan, cismani lezzetleri iyi gösterip aldatarak, Âdem ve Havva’yı cennetten tabiat çukuruna kaydırdı, ruh-i daimden, sürekli ruh halinden, çıkardı. Semada, ruh, ilim, bir bütün olarak zevk edilir. Dünyada ise maddi, doğal cisimler, tek tek yenir veya zevk edilir.  Mahrum kalınan haz, kişiyi mevcut hazzından, almakta olunan hazdan ve/veya kendi hazzından, men etmeğe çalışır. İşte bu sebeple aralarında buğuz ve adavet, düşmanlık, olur. Ve sizin için, bu süfli yönde, Dünyada, doğada, Kübra, büyük ve sugra, küçük, denilen iki kıyametten birinin kopması vardır. Kalp ile nefsin, mevt-i iradî yani iradeyle ölüm, ölmeden önce ölmek ile süfli yönden kurtulun veya mevt-i tabii, doğal ölüm ile huzurun, zevklerin, kesilmesi zamanına kadar faydalanın.” (2 Bakara, 36) “Âdem, Rabbi cihetinden bir takım nurlar, ceberut ve melekût, hâkimiyetle hükmediş, mertebeleri ve soyut ruhları karşılayıp kabul etti. Yani Âdem, Rabbinden, doğaya hâkim olup hükmetmek üzere, ilim, ahlak, bilgi talep etti. Allah, Âdem’in tabiat elbisesinden sıyrılmak, kutsal olgunluğa ulaşmak ve hakiki ilimle süslenmek suretiyle, kendine rücu etmek istemesini kabul etti. Âdem’e rücu’u ilka eyledi, onu rücu edici kıldı. Kullarına, gazabıyla rahmet eder. Âdem’e gazabını, Âdem’in kemaline ve Hakk’a rücu’una sebep kılmış ve yaklaştırmak için uzaklaştırmıştır.” (2 Bakara, 37) Bedenden soyunan Kalp pişer ve Ruh semasında nurlu ışık halinde yayılarak yanar, İlahi İlmini saçar.

“Ve dilediğin kimseye zahir ve batın nimetlerin tümünü yahut yalnız birisinden hesapsız, rızık verirsin.” (3 Ali İmran, 27) “Ey ilmî imanla iman edenler, siz Allah’a yolculuğunuzda, kusur ile Allah'ın size helâl ettiği sıfat tecellilerini ve ahval keşiflerini haram kılmayın. Allah’ın size rızık verdiği tecelli ediş ilimlerini, ahval ve makamlar bahşişlerini, temizce ve bol bol kalplerinizin gıdası kılın. Bu kemal ve tecellilerin, Hak'tan ve Hak için olduğunu bilerek olgunlaşınız.” (5 Maide, 86-88) “Allah, «canlılık semasını» ve  «ceset arzını»  yaratan ve  «kutsal âlem» semasından ilim suyunu indirip, o su ile size rızık olması ve kalbinizin kuvvetlenmesi için  «nefis arzında»  «hikmet ve fazilet yemişlerini» çıkaran zattır.” (14 İbrahim, 32) “Ve o cennetlerde, onların daima rızıkları vardır. Yani, «Kalp cennetinde»; «ruh güneşi nurunun zuhuru sabahında» ve «nefis cennetinde»; «ruh güneşinin gurubu akşamında» onların rızıkları vardır.” (19 Meryem, 62) “Biz sana, ulvi yönden kutsal hakikatleri ve ruhani bilgileri rızıklaştırırız. Senden istenen, bedensel elbisen ve nefsanî davranışlarından soyunmandır.” (20 Taha, 132, 133) “Cihat bıçaklarıyla «Allah’a kurban» edilmiş Hayvani Nefislerinden soyunarak, «Allah’ın verdiği rızıklarla», keşif ve tecellilerle aydınlanma günlerinde, Hakk’ın sıfatıyla sıfatlanıp, Allah’ın ismini zikrederler.” (22 Hac, 28) “Fıtrat eliyle Allah’ın kendilerine vermiş olduğu akıl kitabı, Kur’an ilmi, uygulanarak izhar edilmeli, ortaya çıkarılıp, okunmalıdır. İlmin, bu şekilde yani fıtrata konulmuş olduğu idrakiyle uygulanması, Kalp Huzuru Namazının kılınması demektir. Kendilerine ilmin sıfatları verilenler, bunlarla amel edip, ilmi uygulamaları halinde,  efalin terki ile infak eden, nafaka veren kimseler, kendi efal ve sıfatlarını Hakk’ın efal ve sıfatlarıyla ticaret etmiş olurlar.” (35 Fatır, 29) “O rızkı Allah bilir,  gayri bilmez, O rızık da, kalplerinin gıdası olan Malumatı İlahiyedir, İlahi Bilgilerdir. O rızık gayetle lezzet vericidir.” (37 Saffat, 41, 42) “Bizi, iradi mevt edenler olarak, günahlarımızı itiraf ettikten sonra, iki neşede iki defa inşa eyledin. Tecellilerinle bize sıfatının ayetlerini, delillerini, gösterirsin ve ruh semasından hakiki rızık olan ilmi indirirsin, bu rızık ile rücu edenler tezekkür, tefekkür ederler. Ölmüş kalpleri yeniden dirilten ledün ilmini ilkah eder, aşılar, öğretir. Talak, ayrışma, günü kulların beden perdelerinden kurtuldukları ve zahir oldukları gündür.” (40, Mümin, 11-16) “Yakınlaşma amacıyla tevhit ilmini tahsilden sonra tarikata, seyr ü süluka, usulüne uygun doğru yola, gir. Çünkü yola girmeden önce affedilmek ve bağış dilemek, zanlara dayalı taklidi iman ile olmaz, ilmî iman ile olmalıdır. İmanda sebat, kararlılık, rızkı verilmemişse, kimse usulüne uygun yola giremez.” (47 Muhammed, 19)

            Kuran, insana iner, ilminin idrak edilip, uygulanması, Kalp Huzuru Namazının kılınmasıdır. Ruh semasından inen İlahi Bilgiler, tefekkür edenin hakiki rızkıdır.  Efalin terki ile infak eden,  nafaka veren,  efal ve sıfatını, Hakk’ın efal ve sıfatlarıyla ticaret etmiş olur.

            Umarım biz de, Doğru Yola girip Sırat Köprüsünden geçer, Hakka rücu edebiliriz!

Necdet Altınay 08062024

 

22 Mayıs 2024 Çarşamba

Hak Vardır, Batıl Yoktur!

 

Hak Vardır, Batıl Yoktur!

Kuran konuşur, bilim kanıtlar. Bilim der ki: “Yokluktan, boşlukta var olup yok olan zerrelerden birinin ani şişmesiyle evren oluştu. Önce sonsuz hareket yani sıcaklık vardı, soğuma başlayınca, Elektro Manyetik Radyasyon (EMR) kuvvetleri toplaşıp, aynasal âlemde maddeleşti, atom, yıldız ve galaksiler oluştu. Kütle tekrar enerjiye dönüşünce, madde aslına dönmüş olur.” Kutsal mesaj der ki: “Allah, bilinmeyi sevdi, insanı inşa etmek amacıyla, yokluk aynasına baktı, Halk olup göründü. Tebdil ve ‘tagayyür’ ediş yani değişim ve ‘farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşme’ sonucu, insanda zan, vehim ve kuruntudan oluşan perdelenme keşfedilir. Hicap, perde, kaldırılınca Hak görünür, batıl yok olur.” Bilimsel olarak, kuvvetlerin, anında bozunan Higgs Bozonu içinde maddeleştiği keşfedildi. Evrende soğuma başlayınca, ışığın EMR kuvvetlerinin maddeleştiği anlaşıldı. Sabit Enerjinin bir kısmı ‘Tagayyür” eden hale dönüşür. Atomlardan yıldız ve galaksiler, yer ile gök oluşur. ‘Sabit ve Tagayyür’ kavramlarına benzer şekilde, Kuranın, Muhkem ve Teşbihsel ayetleri aynı anlayışı verecek şekilde idrak edilmelidir. Tüm Evren, yalnız ışıktan yani ‘Nur’dandır.

“Kuran, katıksız, Hakk’ın gayri olan batıl ile karışıklığı olmayan, Hakken yakındır, ayni cemden, vahdet makamından kaynaklanır, kalp makamından olsaydı ilmen, ruh makamından olsaydı aynen yakın olurdu. Zatın tevhidini ispatlamak için nebi ile önce “Kul” ve “Resul” sonunda  “Hak”  ilişkisi kuruldu.  Kul-resul-hak bir oldu,  tevhit edildi. İkilik ve benlikle perdelenmemek için kendi zatın ile Allah’ı tenzih et ve “Gayrı” bir şeyin olmadığını kabul et.” (69 Hakka, 51,52) “Hepiniz cennetten düşünüz!” dedik. Hakk’ın iradesi olmasa İblis kadir olamazdı. Böylece, kaza ve kader sırrını idrak et! “Elbette size benden hüda, doğru yolu gösterici, gelecek, her kim hüdama tabi olursa onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Hubut, düşüş, olmasaydı hüdaya tabi oluş, yüceliş de olmazdı, iyi ile kötü ayrılmazdı, ceza evi olan cennet ile nar batıl olurdu, belki de mevcut olmazdı. Hüda, şeriattir ki her kim tabi olursa onlara korku yoktur. Hüdaya tabi olmak anlayışı,  idraki içinde kişinin basireti cilalanır, şehvet ve lezzetlerinden teselli bulur,  kalbi müşahedelere, aklî ilimlere ve nefsî vicdanlara hidayet olduğundan, yok olan dünya nimetlerine de mahzun olmaz.” (2 Bakara, 38) “Ve ilim ve bilginizi, batıl olan nefsanî şehvetlerinizle yemeyiniz. Yâni maârif ve malûmatınızı, hissi ve hayalî maksatların iktisabı ile nefsin lezzetlerini tahsilde sarf etmeyiniz.” (2 Bakara, 188) “Müşahede ile Ruh makamında ve keşiflerle Kalp makamında ve cihat ile Nefis mekânında, değişim üzere her koşulda, Allah'ı zikrederler ve vehimden halis olan akılları ile ervah ve ecsad, canlılık ve cisimler, âleminin izharında tefekkür ederler. Şuhut zamanında ise «Ey bizim Rabbimiz, bu halkı batıl, yani senin gayrin olan bir şey olarak izhar etmedin» derler. Zira batıl ancak Hakk’ın gayri olan şey demektir. Belki Halkı, kendi esma ve sıfatının görünür yeri kıldın. Gayrinin mevcut olmasından seni tenzih ederiz.” (3 Ali İmran, 191) “Akıl semasını, ilim ve bilgi ile donattık ve kuruntulardan arındırdık. Akıl semasına, madde denizine ilişkin ilim, yetenek bilgileri, teorik ve uygulamalı bilimler, yerleştirildi. Akıl ufkundan, aklın hükmünü, saklıca dinleyen ‘bencillikle’ çalarsa, onu parlak bir ışık izler ve çalan hemen yakalanıp tard edilir, şirk koştuğu saptanır.” (15 Hicr, 16-19) Her şey, Allah’tandır, O’ndan gelir, O’na gider!

“Eğer biz  ‘var olur yok olur’  mevcut olsun isteseydik kudret yönünden bize mümkün olurdu. Lâkin öyle mevcudat, varlık, olsun istemedik, çünkü hikmet ve hakikate uygun olmazdı”. (21 Enbiya, 17) “Allah; gayrin vücudunu ispat ile yapılan, şirkten âli ve münezzehtir. Cem’den sonra fark makamında,  ne vahdet ile kesretten, ne de kesret ile vahdetten, perdeli olmaksızın,  ayn-i  Ehadiyet-i  Zâtta  «kesret-i  sıfatı»  müşahede  edildiği için, «ayn-ı cem'de» Şuhut ettiğini ayrıntılı gösterdi. Kalpleri onunla ihya eylediği ilmi yani Kuranı, nakış halinde, «Âlem-i em'rinden» ziyade inayetiyle, has kullarından dilediğine indirir, gönderir.” (16 Nahl, 1,2) Zatın Birliğinde sıfatın kesretini görebilene, Kuranı, ilmi, indirerek şahit olması sağlanır. “Habibim de ki: Tebdil ve tagayyür etmeyen, değişmeyen ve farklılaşıp belirginleşerek mükemmelleşmeyen, sabit «Vücûd-i vâcib-i Hakkani», Hakkın Vacip Vücudu, geldi. Ve fena ve tagayyür ve zevali kabil olan «vücud-i beşeriye-i imkâni», şartlara, eldeki imkânlara, göre oluşan beşeri vücut, zail, yok, oldu. Belki fâni;  ezelde fani ve baki; daima baki olduğu cihetle, mümkün olan vücut, asılda fâni idi. Önce sabit olup da sonradan fanileşmiş olmayan, ezelde fani olan fani kalır, baki olan baki kalır. Ancak biz, fâsid ve bâ'tıl bir tevehhüm, kuruntu ile muhtecib, perdelenmiş, olmuştuk, işte, bu hicap keşif olundu.” (17 İsra, 81) Var Olan hep vardı, sonradan yok olan da hiç olmadı!

Işık, bir Foton akışıdır. Foton ise, ışığın temel birimi, kuvvet taşıyan, kütlesiz ve yaşam süresi sabit olan, dalga özelliği gösteren, temel parçacıktır, cisimciktir. Elektron veya foton, her iki yarıktan aynı anda geçer. Elektronları veya fotonları, geçiş noktalarında, yarıklardan geçerken ölçüp gözlemeye, kaydetmeye çalışırsak, birinden ya da ötekinden geçiyor gibi davranır, dalga deseni kaybolur. Gözlemlemezsek, ikisinden, iki yarıktan birden geçer, dalga deseni oluşur. (1) Fotonun en bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; ışık hızıyla gittiği için fotonlar için zaman durgundur; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır. Kütlesi sıfır olduğu halde, diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden etkilenir. Zamandan etkilenmediği için evrim geçirmeyen tek maddedir. Fotonun kütle çekiminden etkilenmesinin nedeni, kütleçekiminin kütleli cisimler etrafındaki uzay-zaman dokusunu bükmesidir. Işık da bu uzay-zaman içinde hareket eden bir dalga/parçacık olduğu için, bükülen uzay zaman dokusundan etkilenir. (2) Anında bozunan, yani bir anda var olup yok olan, sınırları belirsiz, Higgs Bozonunun, Higson’un, varlık amacı, Maddenin Yapıtaşı olan Fermiyonlara kütle kazandırmaktır, böylece madde oluşur. Madde, Kara deliğe düşünce aslına, enerjiye, ışığa, dönüşür. Görünen, Görenin görüntüsüdür!

Umarım biz de, zan alanımızı keşfeder, varlığımızla gururlanmaz, Hak görünürüz!

Necdet Altınay 25052024

(1)     https://www.youtube.com/watch?v=9i7obuVFzVA

(2)   https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCtle%C3%A7ekim

 

8 Mayıs 2024 Çarşamba

Hayatımız İmtihandır!

 

Hayatımız İmtihandır!

İnsanlar, tabiatlarına emaneten bırakılmış ve istidatlarında saklanmış, olanın zahir olması, ortaya çıkması, için çeşitli belalar ve nefsi terbiye ile imtihan edilir. Aslı ve evveli ilim olan, Hakiki İlahi Sıfat ile Evvelin ve Başlangıcın Kaynağı, İzafi Sıfat olan, İlahi Zat tarafından; insanlar, soyut ‘Hakka Verdikleri Söz’ ve zahir amelleri nedeniyle; nefsanî duygular içinde, gaflet uykusunda terk edilmez. Rahmani nimetler olarak verilen eşya, bitki ve hayvandan farklı kılan Rahimsi nimetlerle, insan, sınavdadır, Hakkı Hakça yaşamalıdır.

“Biz onları, iyilikler ve kötülükler ile imtihan eyleriz. İmtihan denilen belâ, nimetin hem bolluğu ile hem de darlığı ile olabilir.” (7 Araf, 168) “Rabbi, İbrahim’i kalp, sır, ruh, hafa, vahdet gibi ruhani mertebelerle ve bu mertebelere geçmeğe sebep olan teslim, tevekkül,  rıza ve bunların, ilimleri gibi ahval ve makamlar ile imtihan ederek İbrahim’in, fenaya kadar sülûku ilâllâh ve fillah ile bu kelimatı tamamladığını tezekkür ediniz.” (2 Bakara, 124) “Biz elbette sizleri birçok şeyle ve birçok şekilde sınayacağız ve imtihan edeceğiz. Benden korkarak,  korkutularak,  mallarınızı kaybederek, nefsinizi güçlendiren şeyleri eksilterek ve kalbinizi güçlendiren şeyleri kaybederek sınanacaksınız. Benimle olma iradesinin kuvveti ve benim muhabbetimin lezzeti sebebiyle alışmış ve alışkın oldukları şeylerle olmamaya sabredenleri müjdele. Bu nedenlerle uykusuz kalanlara, bir derece uyananlara, bir musibet isabet ettiğinde onun kudretimin etkisiyle olduğunu düşünüp olayda sıfatımın tecelli ettiğinin idrakini yaşarlar. Böylece, kendilerinde tasarruf sahibi olduğum mülk olduğunu yakinen bilerek “Biz O’ndan gelir, O’na döneriz” diyerek, benimle bende Halik olduklarını müşahede ederler.” (2 Bakara, 155, 156) “Tâlût, askerlerine dedi ki, ‘Allah, sizi bir su ile imtihan edecektir’. Bu su, ‘Doğal Cisimler’ suyudur. Her kim, o sudan ifrat derecede kanıncaya kadar içerse, o kimse benden değildir. Çünkü tabiat ehli ve arzularının kulu olanlar, mahlûkatın en zayıfıdır. Ve her kim, bu sudan tatmazsa, o bendendir.  Ancak haris ve düşkün olmayarak zaruret ve ihtiyaç miktarıyla kanaat edenler müstesnadır, onlara zarar yoktur.” (2 Bakara, 249) “Müminler, Kuranın ilmiyle âlim olur ve ahlakıyla ahlaklaşır, Allah’a iman eder yani Allah’ı ceman tevhit eder. Meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ederek mazharlarına, tecellilerine razı olarak, vahdetini, kesret suretlerinde müşahede edici olarak Allah’ı tafsilatıyla tevhit ederler. ‘Bizim vücut ve sıfatlarımızı senin vücut ve sıfatlarınla setir ve imha eyle ve en büyük günah olan şirk yani vücutlarımız günahlarını setir eyle, ört ve fenadan sonra bağışlanmış vücut ile bize rahmet et’ derler.” (2 Bakara, 285) “Allah,  sana kitabı indiren zattır. O kitabın bazı ayetleri,  yalnız bir anlamı olan ‘Muhkem’ ayetlerdir, kitabın aslıdır; bazı ayetleri ise iki ve daha fazla manaları olabilecek, hak ve batıl şüphesi uyandıran ‘Müteşabih’ ayetlerdir. Bunun nedeni Hakkın, biri mutlak diğeri izafi olan iki yönü vardır. Birisi, halkın fenasından sonra baki olan, mutlak yönüdür, hiçbir değişikliğe uğraması, çoğalması, kırılıp iki olması, hali yoktur. Diğer yönünde ise Hak ile batıl karışıktır, herkesin istidadı, kendine uygun yönünü geliştirir, tercihlerine göre imtihan edilir. Arif olan için bir yüz vardır, diğerleri aynalardan görünüşlerdir. Müteşabih ayetlerin tevilini yalnız Allah bilir, arifler de Allah’ın ilmi ile iman nuru ile bilir. Halis akıl sahipleri düşünebilir.” (3 Ali İmran, 7)

“Kalbin ikbali zamanında haliyle mevsuf, içinde bulunduğu halin sıfatlarına bürünmüş olan kimse sadıktır. ‘Fail Haktır’ deyip Hakkı fail gören, her fiilin failinin Hak olduğunu gören sadıktır. İmtihan olunduğu zaman, üstlenilmediğinde iltifat olunur, imtihanda halâs bulursa, kurtulur, selamete ererse o vakit sahih olur.” (3 Ali İmran, 143) “Sizi kolayca ulaşabileceğiniz bir takım huzur ve haz verici şeylerle elbette imtihan eder ki, bu imtihan Allah’ın kendisinden gaip halinde kimin korktuğunu, ayrıntılı ilmi ile bilmesi içindir. Zira korku fiil kabilinden olan hataya taalluk ettiği için,  ancak gaibe iman edenlere mahsustur. Amma huzur halinde azamet tecellisiyle olana haşyet denir. Zat tecellisi ile olana heybet denir. Buna binaen korku nefsin, haşyet kalbin, heybet ruhun sıfatıdır.” (5 Maide, 94) “Allah, emrinin infazına muktedir kılmak için sizinle kendi olgunluğunu ortaya koyan, arzda sizi halife kılan "Zat-ı âlâ”dır. İstidat olarak verdiği kemalin de, sizi imtihan etmek, kendisinde zahir olan kemalâtın, olgunluğun, hakkıyla kimde kaim olup, kimde olmayacağını ve kendi sıfatını gizleyerek, Hak’kın sıfatını izhar edinceye kadar kemalât yoluna sulukta kimin hakkıyla kaim olup, İlâhi Emanetleri eda edici olacağını ve kimin kaim olamayıp, hain olacağını yoklar. Rabbiniz, sizin nefisleriniz sıfatını setir eden, mağfiret sahibi ve o kemalâtı sizde izharı ile Rahmet eden merhamet sahibi olması için, istidatlar derecelerinin farklılığı nedeniyle, olgunluğu da farklı olur ve bazınızı, bazınızın üstünde yükseltmiştir.” (6 Enam, 165) “Gayrisine kıyasla, aslı ve evveli ilim olan, Hakiki İlahi Sıfat ile Evvelin ve Başlangıcın Kaynağı, İzafi Sıfat olan, İlahi Zat tarafından; insanlar, soyut ‘Hakka Verdikleri Söz’ ve zahir amelleri nedeniyle; nefsanî duygular içinde, gaflet uykusunda ve perdelenmiş durumda terk edilmezler. İnsanlar, tabiatlarına emaneten bırakılmış ve istidatlarında saklanmış olanların zahir olması, ortaya çıkması, için çeşitli belalar ve nefsi terbiye ile imtihan edilirler. Kutsal hadise göre: “Ben gizli bir hazineydim, zahir olup aşikâr olmayı sevdim ve halkı izhar ettim, görünür kıldım.” Gizli hazine, olgunlaşan insanlarda apaçık yaşanır. İnsanlara, muhabbeti nedeniyle, nimetlerini sundu. İlahi Zatın sonuçta görünmesi, evvelde Başlangıç oluşunun gereğidir.” (29 Ankebut, 1) “Çocuklarınız ve malınız fitnedir, bağımlılık yapar, imtihandırlar. Şükrederek, Allah için sevmez, onlara öncelik tanırsanız, isyan etmiş olursunuz. Onlarla perdelenmeyin; muhabbetlerinde fazlaya kaçmayın, makul olun sabredin, sabrın karşılığı büyük olur. Allah’ın sizi, mal ve evlatlar ile imtihan ettiğini biliniz. Onları, Allah’ın razı olduğu yerlerde harcayınız, istendiği şekilde muhabbet edip kullanınız.” (64 Tegabun, 15,16)

 Allah, gizli bir hazineydi, zahir olup aşikâr olmayı sevdi ve Halkı izhar, görünür, kılıp, Halk olarak göründü. Gizli hazine, olgun insanlarda apaçık yaşanır. İnsanlara, muhabbeti nedeniyle, nimetlerini sundu, onlar da nimetlere şükredip, zikrederek, Hakkı, Hakça yaşadılar. İlahi Zatın sonuçta görünmesi, evvelde Başlangıç oluşunun gereğidir.

            Umarım bizden de, yaratılışın amacı gerçekleşir, Hak görünür, Hakça yaşanır!

Necdet Altınay, 11052024