28 Haziran 2024 Cuma

Kalbinizi Yumuşatınız!

 

Kalbinizi Yumuşatınız!

Yeni önerilen ‘Bilimsel Kurama’ göre: “Enformasyon, bilgi, Evrenin temel yapı taşıdır ve fiziksel bir kütleye sahiptir. (1) Fiziksel gerçeklik, temelde bilgi parçacıklarından oluşur. Bilginin kütlesi vardır ve her temel parçacık, evrenin bilinen yapı taşı olarak, insanların DNA sına benzer şekilde, kendisi hakkında bilgi deposudur. Bilgi içeren her parçacık, düşük enerjili kızılötesi fotona, nura, dönüşür.” Kutsal Mesajlara göre de: “Tevhit İlmi, sevgi ve muhabbet koduyla indirildi, böylece, enerji olarak bilinen ilk cevher zuhur etti, ortaya çıktı ve kalbi oluşturdu. Bebeğin rahimdeki gelişiminde ilk oluşan uzuv, tüm kuvvetlerin izdihamı, toplanmasıyla, oluşan kalbidir.(2) Diğer azaları oluşturan kuvvetlerin tümü, kalpten geçerek kodlanır. Kalbin tecerrüdü, yokluktan soyutlaşıp oluşması, matematik, fizik, kimya, tüm ilmin zuhurudur. İlmin, yokluktan boşluğa ilk çıkışında, DNA örneğine uygun, bir kütlesi ve kodlarını içeren parçacık hali vardır.” Bilime göre Yokluktan, Vakum Ortamına; Ayete göre de Levha-i Mahfuzdan, Uzay boşluğuna veya Arştan Arza, İlim iner, enerji diye bilinir. (3) Kalp, İlmi idrak ettikçe yumuşar, perdelenirse katılaşır, sertleşir.

“Tevhit İlmi Kitabı Kuran, sevgi ve muhabbet koduyla, ilk indirilen cevher olarak zuhur etti, ortaya çıktı. De ki: ‘Bilinmek için kâinat yaratılmıştı, tevhit benimle kemal buldu, sevdim, sevilen, sevgili oldum, fıtrat benimle amacına ulaştı. Böylece tevhidim ve muhabbetim olgunlaştı. Ruhun, tevhit ilmi olarak idrakiyle, ruhta vahdet ve kalpte muhabbet tam oldu, nefiste de adalet zuhur etti. Vahdet, muhabbet ve adaletimin kemali nedeniyle sevildim habip oldum’. Tevhit İlmi habibullahın hakkı oldu. Hak, Muhammed’le zahir oldu. Kalbin tecerrüdü, sıyrılıp soyutlaşması, ilmin zuhurudur.” (42 Şura,1,2; 17) (55 Rahman, 19) “Hakk’ın delili, gölgesi, olan tevhit ilmi İlmullah’tan halk edilen ilk cevherin; Celalî Nazarla hayâsından, edebinden, taşıp yayılmasından sonra açığa çıkan; ilmi hıfzedici kuvvetlerin izdihamıyla, temessül ve tecessüm ettiniz, cisimleştiniz. İlimden başka bir şey olmayacak şekilde, bedenleştiniz.” (25 Furkan, 45) “Elçisinin kalbi, kaaf, var olanların tümünü kapsayan arştır; elçinin aklı, kesrette var olanların tümünü ayrıntılarıyla ve fiile çıktıkça bilir, her şeyi kapsar, ilmine erer. Arzda vücut bulup mevcut olan ve fıtratını gerçekleştiren her şey önce istidadı ile arşta var olur. Arşta istidat olan, arza fıtrat olarak iner.” (50 Kaaf, 1) “İlim Kalbin malıdır, ruhtan ilmi sevgiyle birlikte alır, ilmi sever ve sevdirir. Kalp, ilim ile önce kendini güçlü kılar. Kalp, ilim ve sevgisiyle, ruhani kuvvetleri besler, nefsanî kuvvetlere zekâtını vererek, onları ruh babalarından yetim bırakmaz böylece onları, şehvet ve dünya esaretinden kurtarır, gayra nazardan nefsini temizler.” (2 Bakara, 177) “Ey Habibim senin, beşerî vücûduna değil, ilâhî bağışlanmış, vücuduna tabi ilâhî bir sıfat olan kâmil bir rahmetle sıfatlanmış olman sebebiyle, sen onlara yumuşak oldun. Eğer Allah yardım ederse size galip olacak bir kimse yoktur.” (3 Ali İmran, 159, 160) “Evliya, Allah'ı, Allah onları sevdiği için sever. Nimet verdiği için veya korktukları için sevenler nimet vermediği veya korkmadıkları zaman sevemez. Zat muhabbeti, Zat’ın bekasıyla bakidir. Tecellinin değişmesiyle değişmez, Zat’ı seven, lütuf zamanında Lâtifi sevdiği gibi, kahır zamanında Kahhar’ı da sever. O kavim, müminlere de tevazularında sevgi ve merhamet sahibidir ve gayet yumuşaktır.” (5 Maide, 54)

“Diğer bir kısım kimseler de vardır ki onlar, günahlarını itiraf ederler, günahın itirafı, istidat nurunun bekası ve nefsin yumuşaklığı ve kendisinde günah melekesinin kökleşmemiş olması demektir. Zira itiraf, tövbe ve rücu’un melekî ve günahın fenalığını görmenin delilidir ki, bu görmek ancak kalp gözünün açılmış ve basiret nurunun parlaması ile olabilir. Çünkü zulmet katlanır ve rezalet kökleşirse, günahı kabahat saymaz, günah olarak görmez. Belki haline münasebeti dolayısıyla o günahı iyi bir iş görür. Günahın, günah olduğu bilinirse, onda mutlaka bir hayır vardır.” (9 Tövbe, 102) “Ağlayarak secde ederler ve Kur'ândan etkilenip duygulandıkları için hükmüne tabi olurlar, Kur'ân onların huşuunu ve yumuşaklığını artırır.” (17 İsra, 109) “Her bir  ‘şey’in,  o şeyi,  diğerinden ayıran bir bilgi ve bilimsel özelliği vardır. İnsan, bilinçli insanlığı ile insandır. İnsan, bilincini kaybederse, kendisi de kaybolur, insan denmez. Her özellik Hakk’ın vahdaniyetine, birliğine delildir. Gökler ve yerler adalet ile ayakta durur. Her şey, kendini var eden, kendine özgü bilgisel özelliğini, hakkını, Haktan, hakça, alamazsa var olamaz. Adalet, kesret âleminde, vahdetin gölgesidir. Eşyanın düzeninde yumuşak huyluluk, birbirleriyle uyumluluk gibi vahdaniyete, birliğe, beraberliğe götüren özellik mevcut olmazsa adil düzen mevcut olamaz. Birlikten gelen ve birliğe götüren özellik yok olursa, düzen ve düzenlilik hemen bozulur. İnsanların, insanlık özelliğini kaybetmesi durumunda birlik ve beraberlik içinde yaşam mümkün olmaz, insanlık düzeni bozulur.” (21 Enbiya, 22) “Dünyada rahman sıfatıyla zahiren, ahrette rahim sıfatıyla batında hamt O’nadır. Şahadet âleminin tertibini, düzenini hikmetiyle, gaip âleminin batınında ilmini letafetle hâkim kılan O’dur.” (34 Sebe, 1) “Farklı kişilik ve ahlaka sahip kişileri izleyen ile bir kişiye teslim olmuş biri kıyaslanamaz. Teslim olan tevhit eder, sırra erer, bir amacı vardır. Hakkın veçhinden, yüzünden, başka her şey Allah’ta fanidir, ölüdür.” (39 Zümer, 29, 30) “Nasihati, kabule yatkın ise kabul eder. Tezekkür etmek, herkese açık olsa da herkese fayda vermez, istidadı olan, müsait olan, içindir. Fıtratı salim, kalbi, nefsi ve tabiatı yumuşak, istidadı kabule müsait ise ruh nurundan etkilenir ve nasihati kabul ederek faydalanır.” (87 A’lâ, 9,10) “İlahî İlim, tövbe ve istiğfar, güzel ahlak ilmi, suyu ile yıkanın, abdest alın, boy abdesti alın, Kalbinizi, nefsinizi paklayın, arının, Kalp ve Nefsinizi, ilmi idrak edip yumuşatınız.” (4 Nisa, 43; 5 Maide, 6)

Yeni Bilimsel Kurama göre maddenin, katı, sıvı, gaz ve plazma hallerine ek olarak beşinci hali vardır: ‘Bilgi’ halidir. Bilgi içeren parçacık, düşük enerjili fotona, nura, dönüşür, kaybolmaz. Ani şişen Uzay-Zaman boşluğuna, Yokluktan, Levha-i Mahfuzdan, Arştan, İlahî Bilgi-İlim, Tevhit İlmi, inerek Evreni, Vahdeti, Kesreti, İnsanı ve Bilinci oluşturur.

Umarım biz de indirilen İlahi Tevhit İlmini idrak ederek Kalbimizi yumuşatabiliriz!

Necdet Altınay, 27072024

(1)   https://www.port.ac.uk/news-events-and-blogs/news/new-experiment-could-confirm-the-fifth-element

(2)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/02/akl-semas_3.html

(3)     https://www.google.com/search?q=bo%C5%9Fluk+bo%C5%9Fmudur&oq=bo%C5%9Fluk+bo%C5%9Fmudur&aqs=chrome..69i57j33i10i160.22108j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8#fpstate=ive&vld=cid:03c5f97e,vid:FYf7af2tb5U,st:0

 

5 Haziran 2024 Çarşamba

Rızık Allah’tandır, Allah’a Götürür,

 

Rızık Allah’tandır, Allah’a Götürür,

İnsan, Dünyadan, madde âleminden, protein ve vitamin dolu gıdalarla bedensel olarak büyür, gelişir, güçlü kuvvetli, kocaman veya şişman olur. Ruhundan kalbine inen İlim ve bilgi rızıklarını yüklenerek ise bilen, bilgili, bilgiç, bilge, yüce, büyük, ulu, insan olur. Allah, Rezzak’tır, insana, istediklerinden hak ettiğini, gıda veya rızık olarak verir. Âdem ve oğullarına, Allah’a rücu etme, dönme, izni, yeteneği ve imkânı tanınmıştır, isteyen bu hakkını kullanabilir. Nefsanî ve cismani örtünmesinden soyunup sıyrılarak, Hakkın efali ve sıfatıyla sıfatlanıp, Zatında fena bulup, Kalbi pişer ve Ruh semasında nurlu yanarak yayılır.

“Ey insanlar, yeryüzünü yatak, gökyüzünü bina kılan ve yağmurlarla yemiş rızkı veren, sizden evvelkileri yaradan Rabbinize ibadet edin! Tevhid-i Ef’ale davet eden kutsi hadis: ‘Halkı halk ettim ve nimetlerimle kendimi onlara sevdirdim’. İbadet şükürdür. Şükür nimet karşılığında olur. Tüm nimetlerin Hak’tan, tüm fiil, hareket, iş ve işlemlerin, Allah’tan olduğunu müşahede ederek, görerek, ef’alde şirkten uzak olun. Fail Hak’tır.” (2 Bakara, 21) “Ve biz, ‘Ey Âdem, sen ve zevcen, eşin, cennette sakin olun’  dedik. Âdem kalp, zevcesi nefistir. Nefse, aydınlanmadığı hallerde kara olan, cismani hayat kelimesinden, Havva denir. Kalp, cisimle ilgili olmasaydı Âdem denilmezdi. Kalp, nefsin pişmesiyle oluşur. Âdem ile Havva’nın içinde yaşamaları emir olunan cennet, Kutsi bir bahçe olan ruh seması âlemidir. Yani, ‘Ey Kalp ve Nefis, Siz, ruh semasını tercih ediniz ve o cennetten hangi mekânda ve ne suretle dilerseniz bolca yiyiniz’ dedik. Rızıklar ve yemişler helaldir. Zulüm, hak ve hazzın noksan olması, eksik kalması, haz alınmamasıdır. Nurun zıttı zulmettir. Zalim, zulüm edendir. Nur âlemindeki nasibinizden almadığınız kısım, bilmediğiniz her ilim kaybınız, her kayıp kendinize bir zulümdür, zalim olursunuz, idrak edemediğiniz her şey, yaradılış nurunuzdan noksan kalandır.” (2 Bakara, 35) Kendini bil, Kendini bilen, Rabbini bilir. “Şeytan, cismani lezzetleri iyi gösterip aldatarak, Âdem ve Havva’yı cennetten tabiat çukuruna kaydırdı, ruh-i daimden, sürekli ruh halinden, çıkardı. Semada, ruh, ilim, bir bütün olarak zevk edilir. Dünyada ise maddi, doğal cisimler, tek tek yenir veya zevk edilir.  Mahrum kalınan haz, kişiyi mevcut hazzından, almakta olunan hazdan ve/veya kendi hazzından, men etmeğe çalışır. İşte bu sebeple aralarında buğuz ve adavet, düşmanlık, olur. Ve sizin için, bu süfli yönde, Dünyada, doğada, Kübra, büyük ve sugra, küçük, denilen iki kıyametten birinin kopması vardır. Kalp ile nefsin, mevt-i iradî yani iradeyle ölüm, ölmeden önce ölmek ile süfli yönden kurtulun veya mevt-i tabii, doğal ölüm ile huzurun, zevklerin, kesilmesi zamanına kadar faydalanın.” (2 Bakara, 36) “Âdem, Rabbi cihetinden bir takım nurlar, ceberut ve melekût, hâkimiyetle hükmediş, mertebeleri ve soyut ruhları karşılayıp kabul etti. Yani Âdem, Rabbinden, doğaya hâkim olup hükmetmek üzere, ilim, ahlak, bilgi talep etti. Allah, Âdem’in tabiat elbisesinden sıyrılmak, kutsal olgunluğa ulaşmak ve hakiki ilimle süslenmek suretiyle, kendine rücu etmek istemesini kabul etti. Âdem’e rücu’u ilka eyledi, onu rücu edici kıldı. Kullarına, gazabıyla rahmet eder. Âdem’e gazabını, Âdem’in kemaline ve Hakk’a rücu’una sebep kılmış ve yaklaştırmak için uzaklaştırmıştır.” (2 Bakara, 37) Bedenden soyunan Kalp pişer ve Ruh semasında nurlu ışık halinde yayılarak yanar, İlahi İlmini saçar.

“Ve dilediğin kimseye zahir ve batın nimetlerin tümünü yahut yalnız birisinden hesapsız, rızık verirsin.” (3 Ali İmran, 27) “Ey ilmî imanla iman edenler, siz Allah’a yolculuğunuzda, kusur ile Allah'ın size helâl ettiği sıfat tecellilerini ve ahval keşiflerini haram kılmayın. Allah’ın size rızık verdiği tecelli ediş ilimlerini, ahval ve makamlar bahşişlerini, temizce ve bol bol kalplerinizin gıdası kılın. Bu kemal ve tecellilerin, Hak'tan ve Hak için olduğunu bilerek olgunlaşınız.” (5 Maide, 86-88) “Allah, «canlılık semasını» ve  «ceset arzını»  yaratan ve  «kutsal âlem» semasından ilim suyunu indirip, o su ile size rızık olması ve kalbinizin kuvvetlenmesi için  «nefis arzında»  «hikmet ve fazilet yemişlerini» çıkaran zattır.” (14 İbrahim, 32) “Ve o cennetlerde, onların daima rızıkları vardır. Yani, «Kalp cennetinde»; «ruh güneşi nurunun zuhuru sabahında» ve «nefis cennetinde»; «ruh güneşinin gurubu akşamında» onların rızıkları vardır.” (19 Meryem, 62) “Biz sana, ulvi yönden kutsal hakikatleri ve ruhani bilgileri rızıklaştırırız. Senden istenen, bedensel elbisen ve nefsanî davranışlarından soyunmandır.” (20 Taha, 132, 133) “Cihat bıçaklarıyla «Allah’a kurban» edilmiş Hayvani Nefislerinden soyunarak, «Allah’ın verdiği rızıklarla», keşif ve tecellilerle aydınlanma günlerinde, Hakk’ın sıfatıyla sıfatlanıp, Allah’ın ismini zikrederler.” (22 Hac, 28) “Fıtrat eliyle Allah’ın kendilerine vermiş olduğu akıl kitabı, Kur’an ilmi, uygulanarak izhar edilmeli, ortaya çıkarılıp, okunmalıdır. İlmin, bu şekilde yani fıtrata konulmuş olduğu idrakiyle uygulanması, Kalp Huzuru Namazının kılınması demektir. Kendilerine ilmin sıfatları verilenler, bunlarla amel edip, ilmi uygulamaları halinde,  efalin terki ile infak eden, nafaka veren kimseler, kendi efal ve sıfatlarını Hakk’ın efal ve sıfatlarıyla ticaret etmiş olurlar.” (35 Fatır, 29) “O rızkı Allah bilir,  gayri bilmez, O rızık da, kalplerinin gıdası olan Malumatı İlahiyedir, İlahi Bilgilerdir. O rızık gayetle lezzet vericidir.” (37 Saffat, 41, 42) “Bizi, iradi mevt edenler olarak, günahlarımızı itiraf ettikten sonra, iki neşede iki defa inşa eyledin. Tecellilerinle bize sıfatının ayetlerini, delillerini, gösterirsin ve ruh semasından hakiki rızık olan ilmi indirirsin, bu rızık ile rücu edenler tezekkür, tefekkür ederler. Ölmüş kalpleri yeniden dirilten ledün ilmini ilkah eder, aşılar, öğretir. Talak, ayrışma, günü kulların beden perdelerinden kurtuldukları ve zahir oldukları gündür.” (40, Mümin, 11-16) “Yakınlaşma amacıyla tevhit ilmini tahsilden sonra tarikata, seyr ü süluka, usulüne uygun doğru yola, gir. Çünkü yola girmeden önce affedilmek ve bağış dilemek, zanlara dayalı taklidi iman ile olmaz, ilmî iman ile olmalıdır. İmanda sebat, kararlılık, rızkı verilmemişse, kimse usulüne uygun yola giremez.” (47 Muhammed, 19)

            Kuran, insana iner, ilminin idrak edilip, uygulanması, Kalp Huzuru Namazının kılınmasıdır. Ruh semasından inen İlahi Bilgiler, tefekkür edenin hakiki rızkıdır.  Efalin terki ile infak eden,  nafaka veren,  efal ve sıfatını, Hakk’ın efal ve sıfatlarıyla ticaret etmiş olur.

            Umarım biz de, Doğru Yola girip Sırat Köprüsünden geçer, Hakka rücu edebiliriz!

Necdet Altınay 08062024

 

22 Mayıs 2024 Çarşamba

Hak Vardır, Batıl Yoktur!

 

Hak Vardır, Batıl Yoktur!

Kuran konuşur, bilim kanıtlar. Bilim der ki: “Yokluktan, boşlukta var olup yok olan zerrelerden birinin ani şişmesiyle evren oluştu. Önce sonsuz hareket yani sıcaklık vardı, soğuma başlayınca, Elektro Manyetik Radyasyon (EMR) kuvvetleri toplaşıp, aynasal âlemde maddeleşti, atom, yıldız ve galaksiler oluştu. Kütle tekrar enerjiye dönüşünce, madde aslına dönmüş olur.” Kutsal mesaj der ki: “Allah, bilinmeyi sevdi, insanı inşa etmek amacıyla, yokluk aynasına baktı, Halk olup göründü. Tebdil ve ‘tagayyür’ ediş yani değişim ve ‘farklılaşarak belirginleşip mükemmelleşme’ sonucu, insanda zan, vehim ve kuruntudan oluşan perdelenme keşfedilir. Hicap, perde, kaldırılınca Hak görünür, batıl yok olur.” Bilimsel olarak, kuvvetlerin, anında bozunan Higgs Bozonu içinde maddeleştiği keşfedildi. Evrende soğuma başlayınca, ışığın EMR kuvvetlerinin maddeleştiği anlaşıldı. Sabit Enerjinin bir kısmı ‘Tagayyür” eden hale dönüşür. Atomlardan yıldız ve galaksiler, yer ile gök oluşur. ‘Sabit ve Tagayyür’ kavramlarına benzer şekilde, Kuranın, Muhkem ve Teşbihsel ayetleri aynı anlayışı verecek şekilde idrak edilmelidir. Tüm Evren, yalnız ışıktan yani ‘Nur’dandır.

“Kuran, katıksız, Hakk’ın gayri olan batıl ile karışıklığı olmayan, Hakken yakındır, ayni cemden, vahdet makamından kaynaklanır, kalp makamından olsaydı ilmen, ruh makamından olsaydı aynen yakın olurdu. Zatın tevhidini ispatlamak için nebi ile önce “Kul” ve “Resul” sonunda  “Hak”  ilişkisi kuruldu.  Kul-resul-hak bir oldu,  tevhit edildi. İkilik ve benlikle perdelenmemek için kendi zatın ile Allah’ı tenzih et ve “Gayrı” bir şeyin olmadığını kabul et.” (69 Hakka, 51,52) “Hepiniz cennetten düşünüz!” dedik. Hakk’ın iradesi olmasa İblis kadir olamazdı. Böylece, kaza ve kader sırrını idrak et! “Elbette size benden hüda, doğru yolu gösterici, gelecek, her kim hüdama tabi olursa onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Hubut, düşüş, olmasaydı hüdaya tabi oluş, yüceliş de olmazdı, iyi ile kötü ayrılmazdı, ceza evi olan cennet ile nar batıl olurdu, belki de mevcut olmazdı. Hüda, şeriattir ki her kim tabi olursa onlara korku yoktur. Hüdaya tabi olmak anlayışı,  idraki içinde kişinin basireti cilalanır, şehvet ve lezzetlerinden teselli bulur,  kalbi müşahedelere, aklî ilimlere ve nefsî vicdanlara hidayet olduğundan, yok olan dünya nimetlerine de mahzun olmaz.” (2 Bakara, 38) “Ve ilim ve bilginizi, batıl olan nefsanî şehvetlerinizle yemeyiniz. Yâni maârif ve malûmatınızı, hissi ve hayalî maksatların iktisabı ile nefsin lezzetlerini tahsilde sarf etmeyiniz.” (2 Bakara, 188) “Müşahede ile Ruh makamında ve keşiflerle Kalp makamında ve cihat ile Nefis mekânında, değişim üzere her koşulda, Allah'ı zikrederler ve vehimden halis olan akılları ile ervah ve ecsad, canlılık ve cisimler, âleminin izharında tefekkür ederler. Şuhut zamanında ise «Ey bizim Rabbimiz, bu halkı batıl, yani senin gayrin olan bir şey olarak izhar etmedin» derler. Zira batıl ancak Hakk’ın gayri olan şey demektir. Belki Halkı, kendi esma ve sıfatının görünür yeri kıldın. Gayrinin mevcut olmasından seni tenzih ederiz.” (3 Ali İmran, 191) “Akıl semasını, ilim ve bilgi ile donattık ve kuruntulardan arındırdık. Akıl semasına, madde denizine ilişkin ilim, yetenek bilgileri, teorik ve uygulamalı bilimler, yerleştirildi. Akıl ufkundan, aklın hükmünü, saklıca dinleyen ‘bencillikle’ çalarsa, onu parlak bir ışık izler ve çalan hemen yakalanıp tard edilir, şirk koştuğu saptanır.” (15 Hicr, 16-19) Her şey, Allah’tandır, O’ndan gelir, O’na gider!

“Eğer biz  ‘var olur yok olur’  mevcut olsun isteseydik kudret yönünden bize mümkün olurdu. Lâkin öyle mevcudat, varlık, olsun istemedik, çünkü hikmet ve hakikate uygun olmazdı”. (21 Enbiya, 17) “Allah; gayrin vücudunu ispat ile yapılan, şirkten âli ve münezzehtir. Cem’den sonra fark makamında,  ne vahdet ile kesretten, ne de kesret ile vahdetten, perdeli olmaksızın,  ayn-i  Ehadiyet-i  Zâtta  «kesret-i  sıfatı»  müşahede  edildiği için, «ayn-ı cem'de» Şuhut ettiğini ayrıntılı gösterdi. Kalpleri onunla ihya eylediği ilmi yani Kuranı, nakış halinde, «Âlem-i em'rinden» ziyade inayetiyle, has kullarından dilediğine indirir, gönderir.” (16 Nahl, 1,2) Zatın Birliğinde sıfatın kesretini görebilene, Kuranı, ilmi, indirerek şahit olması sağlanır. “Habibim de ki: Tebdil ve tagayyür etmeyen, değişmeyen ve farklılaşıp belirginleşerek mükemmelleşmeyen, sabit «Vücûd-i vâcib-i Hakkani», Hakkın Vacip Vücudu, geldi. Ve fena ve tagayyür ve zevali kabil olan «vücud-i beşeriye-i imkâni», şartlara, eldeki imkânlara, göre oluşan beşeri vücut, zail, yok, oldu. Belki fâni;  ezelde fani ve baki; daima baki olduğu cihetle, mümkün olan vücut, asılda fâni idi. Önce sabit olup da sonradan fanileşmiş olmayan, ezelde fani olan fani kalır, baki olan baki kalır. Ancak biz, fâsid ve bâ'tıl bir tevehhüm, kuruntu ile muhtecib, perdelenmiş, olmuştuk, işte, bu hicap keşif olundu.” (17 İsra, 81) Var Olan hep vardı, sonradan yok olan da hiç olmadı!

Işık, bir Foton akışıdır. Foton ise, ışığın temel birimi, kuvvet taşıyan, kütlesiz ve yaşam süresi sabit olan, dalga özelliği gösteren, temel parçacıktır, cisimciktir. Elektron veya foton, her iki yarıktan aynı anda geçer. Elektronları veya fotonları, geçiş noktalarında, yarıklardan geçerken ölçüp gözlemeye, kaydetmeye çalışırsak, birinden ya da ötekinden geçiyor gibi davranır, dalga deseni kaybolur. Gözlemlemezsek, ikisinden, iki yarıktan birden geçer, dalga deseni oluşur. (1) Fotonun en bariz özelliklerini şöyle sayabiliriz: Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; ışık hızıyla gittiği için fotonlar için zaman durgundur; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır. Kütlesi sıfır olduğu halde, diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden etkilenir. Zamandan etkilenmediği için evrim geçirmeyen tek maddedir. Fotonun kütle çekiminden etkilenmesinin nedeni, kütleçekiminin kütleli cisimler etrafındaki uzay-zaman dokusunu bükmesidir. Işık da bu uzay-zaman içinde hareket eden bir dalga/parçacık olduğu için, bükülen uzay zaman dokusundan etkilenir. (2) Anında bozunan, yani bir anda var olup yok olan, sınırları belirsiz, Higgs Bozonunun, Higson’un, varlık amacı, Maddenin Yapıtaşı olan Fermiyonlara kütle kazandırmaktır, böylece madde oluşur. Madde, Kara deliğe düşünce aslına, enerjiye, ışığa, dönüşür. Görünen, Görenin görüntüsüdür!

Umarım biz de, zan alanımızı keşfeder, varlığımızla gururlanmaz, Hak görünürüz!

Necdet Altınay 25052024

(1)     https://www.youtube.com/watch?v=9i7obuVFzVA

(2)   https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCtle%C3%A7ekim

 

8 Mayıs 2024 Çarşamba

Hayatımız İmtihandır!

 

Hayatımız İmtihandır!

İnsanlar, tabiatlarına emaneten bırakılmış ve istidatlarında saklanmış, olanın zahir olması, ortaya çıkması, için çeşitli belalar ve nefsi terbiye ile imtihan edilir. Aslı ve evveli ilim olan, Hakiki İlahi Sıfat ile Evvelin ve Başlangıcın Kaynağı, İzafi Sıfat olan, İlahi Zat tarafından; insanlar, soyut ‘Hakka Verdikleri Söz’ ve zahir amelleri nedeniyle; nefsanî duygular içinde, gaflet uykusunda terk edilmez. Rahmani nimetler olarak verilen eşya, bitki ve hayvandan farklı kılan Rahimsi nimetlerle, insan, sınavdadır, Hakkı Hakça yaşamalıdır.

“Biz onları, iyilikler ve kötülükler ile imtihan eyleriz. İmtihan denilen belâ, nimetin hem bolluğu ile hem de darlığı ile olabilir.” (7 Araf, 168) “Rabbi, İbrahim’i kalp, sır, ruh, hafa, vahdet gibi ruhani mertebelerle ve bu mertebelere geçmeğe sebep olan teslim, tevekkül,  rıza ve bunların, ilimleri gibi ahval ve makamlar ile imtihan ederek İbrahim’in, fenaya kadar sülûku ilâllâh ve fillah ile bu kelimatı tamamladığını tezekkür ediniz.” (2 Bakara, 124) “Biz elbette sizleri birçok şeyle ve birçok şekilde sınayacağız ve imtihan edeceğiz. Benden korkarak,  korkutularak,  mallarınızı kaybederek, nefsinizi güçlendiren şeyleri eksilterek ve kalbinizi güçlendiren şeyleri kaybederek sınanacaksınız. Benimle olma iradesinin kuvveti ve benim muhabbetimin lezzeti sebebiyle alışmış ve alışkın oldukları şeylerle olmamaya sabredenleri müjdele. Bu nedenlerle uykusuz kalanlara, bir derece uyananlara, bir musibet isabet ettiğinde onun kudretimin etkisiyle olduğunu düşünüp olayda sıfatımın tecelli ettiğinin idrakini yaşarlar. Böylece, kendilerinde tasarruf sahibi olduğum mülk olduğunu yakinen bilerek “Biz O’ndan gelir, O’na döneriz” diyerek, benimle bende Halik olduklarını müşahede ederler.” (2 Bakara, 155, 156) “Tâlût, askerlerine dedi ki, ‘Allah, sizi bir su ile imtihan edecektir’. Bu su, ‘Doğal Cisimler’ suyudur. Her kim, o sudan ifrat derecede kanıncaya kadar içerse, o kimse benden değildir. Çünkü tabiat ehli ve arzularının kulu olanlar, mahlûkatın en zayıfıdır. Ve her kim, bu sudan tatmazsa, o bendendir.  Ancak haris ve düşkün olmayarak zaruret ve ihtiyaç miktarıyla kanaat edenler müstesnadır, onlara zarar yoktur.” (2 Bakara, 249) “Müminler, Kuranın ilmiyle âlim olur ve ahlakıyla ahlaklaşır, Allah’a iman eder yani Allah’ı ceman tevhit eder. Meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ederek mazharlarına, tecellilerine razı olarak, vahdetini, kesret suretlerinde müşahede edici olarak Allah’ı tafsilatıyla tevhit ederler. ‘Bizim vücut ve sıfatlarımızı senin vücut ve sıfatlarınla setir ve imha eyle ve en büyük günah olan şirk yani vücutlarımız günahlarını setir eyle, ört ve fenadan sonra bağışlanmış vücut ile bize rahmet et’ derler.” (2 Bakara, 285) “Allah,  sana kitabı indiren zattır. O kitabın bazı ayetleri,  yalnız bir anlamı olan ‘Muhkem’ ayetlerdir, kitabın aslıdır; bazı ayetleri ise iki ve daha fazla manaları olabilecek, hak ve batıl şüphesi uyandıran ‘Müteşabih’ ayetlerdir. Bunun nedeni Hakkın, biri mutlak diğeri izafi olan iki yönü vardır. Birisi, halkın fenasından sonra baki olan, mutlak yönüdür, hiçbir değişikliğe uğraması, çoğalması, kırılıp iki olması, hali yoktur. Diğer yönünde ise Hak ile batıl karışıktır, herkesin istidadı, kendine uygun yönünü geliştirir, tercihlerine göre imtihan edilir. Arif olan için bir yüz vardır, diğerleri aynalardan görünüşlerdir. Müteşabih ayetlerin tevilini yalnız Allah bilir, arifler de Allah’ın ilmi ile iman nuru ile bilir. Halis akıl sahipleri düşünebilir.” (3 Ali İmran, 7)

“Kalbin ikbali zamanında haliyle mevsuf, içinde bulunduğu halin sıfatlarına bürünmüş olan kimse sadıktır. ‘Fail Haktır’ deyip Hakkı fail gören, her fiilin failinin Hak olduğunu gören sadıktır. İmtihan olunduğu zaman, üstlenilmediğinde iltifat olunur, imtihanda halâs bulursa, kurtulur, selamete ererse o vakit sahih olur.” (3 Ali İmran, 143) “Sizi kolayca ulaşabileceğiniz bir takım huzur ve haz verici şeylerle elbette imtihan eder ki, bu imtihan Allah’ın kendisinden gaip halinde kimin korktuğunu, ayrıntılı ilmi ile bilmesi içindir. Zira korku fiil kabilinden olan hataya taalluk ettiği için,  ancak gaibe iman edenlere mahsustur. Amma huzur halinde azamet tecellisiyle olana haşyet denir. Zat tecellisi ile olana heybet denir. Buna binaen korku nefsin, haşyet kalbin, heybet ruhun sıfatıdır.” (5 Maide, 94) “Allah, emrinin infazına muktedir kılmak için sizinle kendi olgunluğunu ortaya koyan, arzda sizi halife kılan "Zat-ı âlâ”dır. İstidat olarak verdiği kemalin de, sizi imtihan etmek, kendisinde zahir olan kemalâtın, olgunluğun, hakkıyla kimde kaim olup, kimde olmayacağını ve kendi sıfatını gizleyerek, Hak’kın sıfatını izhar edinceye kadar kemalât yoluna sulukta kimin hakkıyla kaim olup, İlâhi Emanetleri eda edici olacağını ve kimin kaim olamayıp, hain olacağını yoklar. Rabbiniz, sizin nefisleriniz sıfatını setir eden, mağfiret sahibi ve o kemalâtı sizde izharı ile Rahmet eden merhamet sahibi olması için, istidatlar derecelerinin farklılığı nedeniyle, olgunluğu da farklı olur ve bazınızı, bazınızın üstünde yükseltmiştir.” (6 Enam, 165) “Gayrisine kıyasla, aslı ve evveli ilim olan, Hakiki İlahi Sıfat ile Evvelin ve Başlangıcın Kaynağı, İzafi Sıfat olan, İlahi Zat tarafından; insanlar, soyut ‘Hakka Verdikleri Söz’ ve zahir amelleri nedeniyle; nefsanî duygular içinde, gaflet uykusunda ve perdelenmiş durumda terk edilmezler. İnsanlar, tabiatlarına emaneten bırakılmış ve istidatlarında saklanmış olanların zahir olması, ortaya çıkması, için çeşitli belalar ve nefsi terbiye ile imtihan edilirler. Kutsal hadise göre: “Ben gizli bir hazineydim, zahir olup aşikâr olmayı sevdim ve halkı izhar ettim, görünür kıldım.” Gizli hazine, olgunlaşan insanlarda apaçık yaşanır. İnsanlara, muhabbeti nedeniyle, nimetlerini sundu. İlahi Zatın sonuçta görünmesi, evvelde Başlangıç oluşunun gereğidir.” (29 Ankebut, 1) “Çocuklarınız ve malınız fitnedir, bağımlılık yapar, imtihandırlar. Şükrederek, Allah için sevmez, onlara öncelik tanırsanız, isyan etmiş olursunuz. Onlarla perdelenmeyin; muhabbetlerinde fazlaya kaçmayın, makul olun sabredin, sabrın karşılığı büyük olur. Allah’ın sizi, mal ve evlatlar ile imtihan ettiğini biliniz. Onları, Allah’ın razı olduğu yerlerde harcayınız, istendiği şekilde muhabbet edip kullanınız.” (64 Tegabun, 15,16)

 Allah, gizli bir hazineydi, zahir olup aşikâr olmayı sevdi ve Halkı izhar, görünür, kılıp, Halk olarak göründü. Gizli hazine, olgun insanlarda apaçık yaşanır. İnsanlara, muhabbeti nedeniyle, nimetlerini sundu, onlar da nimetlere şükredip, zikrederek, Hakkı, Hakça yaşadılar. İlahi Zatın sonuçta görünmesi, evvelde Başlangıç oluşunun gereğidir.

            Umarım bizden de, yaratılışın amacı gerçekleşir, Hak görünür, Hakça yaşanır!

Necdet Altınay, 11052024

10 Nisan 2024 Çarşamba

Akıl, Ruhun Kalbe Kapısıdır,

 

Akıl, Ruhun Kalbe Kapısıdır,

Akıl, insana verilen en büyük nimettir. Aklını kullanan kendini de Yaratanını da bilebilir. Beyin, beş iç ve beş de dış duyulardan bilgi toplar, değerlendirir, anlam kazandırır. Ama basiretli görüşle Varlığın ardındaki hakikati idrak eden Kalp gözü akıldır. Nefsine hâkim olabilen Kalp, Ruha açılım ile ruhun nurunu, ilmin idrakini, akıl ile sağlayabilir.

“Hakk’ı işitmeğe, Hakk’ı görmeğe, Hak’la söylemeğe sebep olan akıl nurundan kalpleri yoksun olduğundan onlar, hakikaten sağır, dilsiz ve kördürler. Kalplerinde aklın nuru, idraki, olmadığı için şuur yerleri olan göz, kulak ve dillerinden kalplerine giden yollar kapalıdır. Kalbin nuru olmadığından göz, kulak ve dilden istenen faydalarından haz alamaz ve istifade edemezler. Bu nedenle münafıklar, sağır, dilsiz ve kördürler.” (2 Bakara, 18,19) “Ahdin misakı olan sözleşme ile Allah, tevhit ilmini akıllara kazımıştır. Böylece, insanlar, cismani perdelerden soyundukça, tevhit ilmi, yeni keşfedercesine, kendilerine aşikâr olur. “Bela” evet demeleri ise insanların zatları ile tevhit ilmini kabulleridir. Her insan, insanlığın bir parçasıdır, kendinde kısmen insanlık vardır, akıl verilmiştir, aklını kullanarak ilmini artırabilir, ilmi arttıkça, bedenden ruha yücelebilir, insanlığını geliştirebilir, tefekkürle,  ilim, yeniden keşfedercesine aşikâr olur. Tevhit ilmini idrak yeteneği verilmiştir, bu yeteneği insan kullanmalıdır, O’nu ispat etmeye, olgun, kâmil insan olmaya, söz vermiştir, sözünde durmalıdır.” (2 Bakara,27) “İki Âlem vardır, birisi beden ve beden organları olan cisim âlemi,  ikincisi ruh âlemidir. Semanın yedi kat olması ruh âleminin mertebeleridir. 1- Madde âlemi, 2- Nefis âlemi, 3- Kalp, 4- Akıl, 5- Kalbin Sırrı, 6- Ruh, 7- Ruhun Sırrı. Tasavvuf açısından akıl ruhtur, ruhtandır, ruhanîdir; akıl, konuşan nefsin akıl erdirme gücüdür. “Akıl, ruhun nuru ile nurlanan, ilmin idrakiyle aydınlanan, kalbin parlak bir mevziidir.” “Kalp de, idrak eden, düşünen, konuşan nefisten, insanlıktan, ibarettir.” (2 Bakara, 29) “Siz, «ruh» Rabbinden «akıl» meleği vasıtasıyla «kalp» Nebi'sine indirilen, makul, akla dayanan, kitabı okuyunuz.” (2 Bakara, 50) “Vehim şaibesinden arındırılmış, şeriat nuruyla nurlanmış, olan akıl ile akıllanmış olanlara elbette pek büyük deliller vardır.” (2 Bakara, 164) “İnsan bir bütündür ama kendi nefsiyle var değildir, her mevcut olan O’nun vücuduyla mevcuttur. Vücudun bütününden infisam etmek, kopmak, ayrılmak, iki vücut halinde var olmak, mümkün değildir. Akıl, kıyasladığı için iki varlık gibi görür. Mümkün, mevcut olanlar, Allah’ın efali ve sıfatıdır. İnsan, tüm organlarıyla bir bütün halinde yaşarken, kendi iradesi dışında bir organı, eli, kolu, hareket ederse onu duyar, işitir. Akıl, bir insanı, ayrı bir varlıkmış gibi itibar eder, düşünürse, o insan, Varlıktan kopukmuş gibi algılanır. İnsanın ayrı bir varlıkmışçasına hareket etmesi halinde ise ‘Varlık’ onu hemen işitir, çünkü kendi kendine hareket ettiğinde varlıktan kesilmiş, kopmuş olur. Özgürmüş gibi hareket edildiğinde niyeti bilinir, sözü işitilir, hareketi duyulur ve hissedilir. Bağımsız gibi hareket etmenin nedeni maddenin ardındaki, özündeki ilmi bilmemek olabilir. Hareket ve sıfatların karanlıklarından, hayal, kuruntu ve şüpheden,  kurtularak ruh âlemi fezasına; ilim ile kalbin ufkuna ve semasına çıkılabilir. Maddeyi, eşyayı, kişileri, mevcudatın tümünden, ‘Vücut’tan, kırık, kopuk ve bağımsız hayal etmek eşyanın doğasına aykırıdır.” (2.256, 257)

“Bütün yiyecekler akıl sahiplerine asıl hükmüyle helâldir. Zira akıl zarar veren ve helak eden şey’in haram olduğuna hükmeder.” (3 Ali İmran, 93) “O Ayetlerden biri de İbrahim makamı, yani Ruh Nurunun kalbe ulaştığı yer olan akıl vardır.” (3 Ali İmran, 97) “İnsanlara gönderilen on iki vekil, beş dış duyu, görme, işitme, koklama, dokunma, tat alma ve beş iç duyu, adalet, vicdan, zekâ, hayal ve fikir gücü ile teorik ve pratik akıldan ibarettir.  Eğer siz ruh,  kalp ve melekût,  hâkimiyet,  imdadından gelen akıl ve ilhamla, isabetli fikirler ve doğru hatıralarla, akıl ve fikir resullerine hürmet edecek olursanız, fena ile zatınızı da teslim ile Allah'a iyi bir ödünç verirseniz, sizden hicaplarınız olan zat,  sıfat ve ef’âlinizin vücutlarını elbette setir eder, örterim.” (5 Maide, 12) “Âdem’in, biri sırf akılcı Habil ve diğeri sırf hayalci Kabil olmak üzere iki oğlu vardır ve her ikisinin de ikizi kızdır. Âdem, Kabil’i, Habil’in ikiziyle, Habil’i de Kabil’in ikizi ile evlendirmek ister. Âdem’in amacı yalnız aklını kullanmayıp aklını hayal ile süsleyen ve yalnız hayali davranışlar yerine akılcı hayaller kurabilen torunlar sahibi olmaktır.” (5 Maide, 27,28) “Varlıklar, mevcudat, eşya ile mahcup, perdeli, engelli olanlar, hisleri ile kalırlar. Var olanların kendi kendine hareket ettiklerini zannederler. Bu mertebeyi geçip de varlık perdesini yırtan, hareketin kuvvet ve kudretten olduğunu görüp anlar. Aklı, İlahi hidayet nuruyla hidayet bulan kimsenin ise Basiret gözü de açılır, kuvvetlerin ardında, bilimsel özelliklere sahip bilgi ve Hakkın gölgesi olan İlim olduğunu, İlmin sahibinin de Hak olduğunu anlar. Hareket etme iradesinin, varlıkta ve varlığın kuvvet ve kudretinde olmadığını, Kudretin de sahip olunan bir şey olduğunu görür. Böylece, İradenin, İlmin sahibine, Varlık olarak görünene, ait olduğunu, Hakkın, Halk olarak göründüğünü, idrak eder. Ve hakkıyla «La ilahe illallah» der.” (6 Enam, 75) Resimden, ressama ve ressamlıktan, ressamın Zatına, kişiliğine gidilir. “Gökyüzünden inen yağmur suyu ile çeşitli otlar, meyve ve sebzeler, bitkiler, nebatat, çıkardığımız gibi aynı şekilde, ruh semasından inen ilim suyu ile de her sınıf ahlak ve fazilet, nefis yeşilliği, güzel ve parlak ziynetler, şerif ameller, sadık niyetler çıkarırız. Hurma salkımı gibi akıl erdirmelerle bilgiler elde edilir, hakikatlere ulaşılır. Hakikatlere ulaşma, ruh nurundan, ilmin idrakinden, zuhur ettiği için kendiliğinden olmuş gibidir. Çeşitli koşullar altında oluşan zevkler, eğlenceler, üzüm bahçeleriyle, şırası sarhoş eden kalp muhabbetlerinin çeşitleri ortaya çıkar. Tefekkür zeytinini, sadık kuruntu narını ihraç ederiz. Seyri sülûk halinde, sıratı müstakim, doğru yol üzerinde, çeşitli mertebe ve rütbelerde, gizli ve açıkta, zevkler ve lezzetler ihraç ederiz. Sebze, meyve ve yemişlerde olduğu gibi vusul, vasıl olma, ulaşma zamanında, her şeyin kemaline, olgunluğuna itibar ve iltifat ediniz. Şu saydığımız ayetler ve ahvalde, ilmî imanla iman edenler için büyük deliller vardır.” (6 Enam, 99)

Okumayı, bilgi edinmeyi, öğrenen, kâinatı okuyabilir ve her şeyi öğrenebilir. Maddi ve bedensel perdelerden soyunabilen insan, Kalpten Basiretli görüşe, Hakikati idrak edebilen akla erip, Ruha, ilme ve idrake ulaşabilir.

Umarım biz de basiretle gören akla ulaşıp, tevhit ilmiyle, Halkta, Hakkı görebiliriz!

Necdet Altınay 13042024

27 Mart 2024 Çarşamba

Ahde Vefa, Vuslattır!

 

Ahde Vefa, Vuslattır!

Gelecek, geçmişte gizlidir. Sonuç, Başlangıcın açığa çıkmışıdır. Sonuçta, Başlangıç zahir, amaç batın, gizlidir, Başlangıçta amaç zahir, Sonuç batındır. Adam olacak olan, bebekliğinden bellidir. İnsan, doğuştan insandır. Allah, Âdemin sırtını sıvazlayarak zürriyetini, neslini, belirlemiştir. Âdemoğlu, olgun insan olması için maddi ve manevi donatılmıştır. Her şey, kuvvetlerden oluşan ‘info’sunun, bilgisinin, maddeleşip açığa çıkmış halidir. Yaşam koşulları farklı ve zor olsa da insan, olgunlaşmasını bilmelidir. Ruhun, ilmin, nuru, Kalpte idrak edilmeli, zahire çıkarılmalıdır. İstidadında, fıtratında, emanet edilenler, sahibine, gerçekleşerek teslim edilmelidir. Halk ile arz ve sema olup örtünen hüviyet, Hak olarak zahir olmalıdır. Evvelde Halk zahir, Hak batın; sonuçta Hak zahir, Halk batındır.

“Emanetleri ehline, sahibine, veriniz. Önce istidadınızın hakkını ödeyin. İlk yaptıklarınız içinizden gelenlerdir, fıtratınıza uygun olarak yaparsınız. Kemale erme, olgunlaşma, yolunda yaptığınız iş ve işlemler, eylem ve olaylar, daima bir kuvvete dayanır. Bu kuvvet ve kudretin sahibinin, siz olmadığını, Allah’ın olduğunu, bilin. Her işin ve eylemin bir sıfatla yapıldığını ve hiçbir sıfatın da size ait olmadığını, tüm sıfatların Allahın olduğunu, idrak edin. En sonunda tevhitte fani olup vücudun, Hakka ait olduğunu anlayın. Fenadan sonra bekaya döndüğünüzde, insanlar arasında hüküm verirken, eşyanın da Allah’ta kaim olduğunu bilerek, Allah’ın adaletiyle sıfatlanarak, hükmedin. Kendi Nefsiyle kaim olan, adalete kadir olamaz. Allah, sizi bilir, işitir ve görür.” (4 Nisa, 58) “Halk arasında Allah’ın sana gösterdiği adaletle hâkim olman için, sana sıfatın ayrıntısının ve tecellisinin nasıl olabileceğinin ilmini inzal eyledik, indirdik. Ezelde senin istidadında, Hakk’ın marifetinin, bilgisinin, kemali nakşedildi, nakış gibi kazındı, sana emanet edildi. Allah'ın emanetini eda etmeyerek, nefislerinin haklarını koruyarak, hıyanetlik etmiş olan zalim ve hainleri müdafaa etme.” (4 Nisa,  105) “Siz, sıfatların tecelli makamı olan Kalbe dâhil olun, çünkü Kalp, ruhani semasıyla, arz sayılır. Kalbe girip makam edinmek, istidadınızda size emanet kılınmıştır. Nefsinizi arkada bıraktıktan sonra, menfaatiniz için veya lezzetlerine dalmak için, kalıcı olmak üzere, beden kasabasına tekrar dönmeyin. Dönerseniz, kalbin nurlarını ve güzelliklerini, bedenin zulmet ve çirkinlikleriyle değişmiş, ziyan etmiş, olursunuz.” (5 Maide, 21) “Hak Teâlâ, sizi, nefsi külliyeden ibaret olan bir nefisten inşa eden Zat’tır. Beden arzında zuhur etmesi, görünmesi istenmiştir, fenası halinde ise cemi Zatta emanet olduğu anlaşılır. Biz nefsin zuhuru ve emanet kılınması ayetlerini, idraklerinin sefası ve Kalplerinin aydınlanması için fıkıh, derin anlayış, sahibi olan kimselere ayrıntılı açıklamışızdır.” (6 Enam, 98) “Ey müminler, ezeldeki ilk istidadınızın gerektirdiği gibi Allah’ın ahdine uygun, size emanet olarak verdiği bilgi ve hakikate sahip olduğunuzu bilerek, ahdinize vefa gösterip, Hakikati idrak edip kemale ererek, olgunlaşarak, ortaya çıkarmak, gerçekleştirmek yerine; nefsinizin sıfatlarıyla gizlenerek emanete hıyanetlik, ahde vefasızlık, etmeyiniz.” (8 Enfal,  27) “Allah, kuvvetler halinde, kendisinde Allah'ın emaneti olarak verilen ilmi, kemali, itaatle eda etmeyen ve ahde vefasızlık ile kalbe hainlik eden ve nimetleri kötüye kullananları sevmez.” (22 Hac, 38) “Olgunlaşma amacıyla verilen yetenek ve kuvvetleri bu amaç için kullanmayan sevilmez.”

“Gayrisine kıyasla, aslı ve evveli ilim olan, Hakiki İlahi Sıfat ile Evvelin ve Başlangıcın Kaynağı, İzafi Sıfat olan, İlahi Zat tarafından; insanlar, soyut ‘Hakka Verdikleri Söz’ ve zahir amelleri nedeniyle; nefsanî duygular içinde, gaflet uykusunda ve perdelenmiş durumda terk edilmezler. İnsanlar, tabiatlarına emaneten bırakılmış ve istidatlarında saklanmış olanların zahir olması, ortaya çıkması, için çeşitli belalar ve nefsi terbiye ile imtihan edilirler. Kutsal hadise göre: “Ben gizli bir hazineydim, zahir olmaya muhabbet ettim, aşikâr olmayı sevdim ve halkı izhar ettim, görünür kıldım.” Gizli hazine, olgunlaşan insanlarda apaçık yaşanır. İnsanlara, muhabbeti nedeniyle, nimetlerini sundu. İlahi Zatın sonuçta görünmesi, evvelde Başlangıç oluşunun gereğidir.” (29 Ankebut, 1)

“Hüviyet, arz ve sema olarak örtündü. Arz ve sema, hüviyeti kabule istidatları, özünü idrak etme bilinci, olmadığından, hakikati zahir etme, ortaya çıkarma şeklinde taşımaktan kaçındı ve korktu. İnsan ise istidadının kuvveti ve taşımaya kudreti sebebiyle emaneti yüklendi. Hakikatin hüviyetini, nefsine yakıştırarak, hatta intihal etti, kendisinin olmadığı halde benimsedi, sahiplendi. Allah’ın hakkını benimseyip intihal ettiği, nefsiyle zahir olduğu, için de zulüm sahibi oldu. Benlik ve bencilliği nedeniyle, hüviyeti bilemediği için çok cahil oldu. Yaradılışındaki nurun zuhurunu, ortaya çıkıp parlayışını, engelledi. O nurun hakkını bilemeyip vermeyen münafık oldu. Yaradılış perdelerinin kesafeti, yoğunluğu, nedeniyle de Hak ile olamayıp gayri ile kaldıkları için şirk sahibi müşrik oldular. Tövbe eden müminler, Hakkı arif olup, bilip, kemali izhar ile ortaya çıkarıp olgunlaşarak emaneti eda eyler, gerçekleştirip sahibine teslim eder.” (33 Ahzab (97). 72, 73)

Aklı başına gelen, kendini bilip insan olmaya başlayan, reşit olan kişi, Hüviyetin, Kişiliğin, Zatın, arz ve sema ile örtünüp gizlenmekte olduğunu idrak etmeye başlar. Kendi ruhunun, ilminin ve beden ile cisminin Başlangıçtan, Haktan, geldiğini anlar. Verilmiş olan ilim ve yeteneklerin tümünün açığa çıkışını sağlar. Kendine emanet edilenlerle her ne olabilecek ise onu olup, kendini gerçekleştirip, gerçek sahibine teslim ederek, Halk zahir olduğunda batın olan Hakkı zahire çıkarır. (1)

Umarım bizden de, emanetlerimizle kendimizi gerçekleştiririz de, Hak görünür!

Necdet Altınay 30032024

(1)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/03/ham-piserse-yanar.html

 

 

13 Mart 2024 Çarşamba

Ham, Pişerse Yanar!

 

Ham, Pişerse Yanar!

            Amaçlarına, başarıyla ulaşanlar minnet duyar, şükreder. Genlerinden, fıtratından, istidadından gelen bilgi ve yeteneklerle insan ne olabilecekse onu olmalı, kendini gerçekleştirmelidir. Eşyanın bile olgunluğunun ortaya çıkışı, eşyanın hamt etmesidir. Bâtının, zahire çıkışı için Allah hidayet eder, yardımcı olur ki, kendisi methedilsin, şükredilsin. Her şey bir âlemdir. Âlem ilmi kapsar. Kendi ilminin idrakine eren kişi maddesinin, nebatat ve hayvanatının kıymetini bilir, insan olduğuna şükreder, kemale erişine hamt eder, kendisine daha fazla hidayet edilmesi için dua eder. Hak, kuluna tecelli eder. Ruh nuruyla, ilmin idrakiyle, hakiki hayatla diriltilen pişmiştir, artık hep yanar!

“Sana, takdir, temizleme ve tasfiye ile bir anlamda olgunluğun her çeşidinin, büyük kıyametin koparcasına olgunlaşmanın, sende bulunması ve fiilen açığa çıkarılması için hidayet etti.” (87 Âlâ, 3) “Ey müminler, o küffarı siz katletmediniz lâkin onları Allah katletti.” Bu ayetle müminlerin fiillerini kaldırıp Allah'ı ispat ederek, onları tevhit-i ef'ale hidayet etti.” (8 Enfal, 17) “Hakiki iman edenlerdenseniz, müminseniz, O’nun emrini kalbinizin iradesiyle kabul edebilmenizin kolay olması amacıyla, O’na ve resulüne nefisleriniz sıfatını yok ederek, fenası ile yok bilerek,  yok olduğunun idraki ile itaat ediniz. “Habipim, kâfire toprağı attığın zaman onu sen atmadın ancak Allah attı” örneğinde olduğu gibi, fiili kendinize nispet etmeden, nefsiyle değil Allah ile atan Muhammet’tir idrakinde olduğu gibi itaat ediniz. Bir bütünün parçası olduğunuzu idrak ederseniz, parça ile bütün iki etmez! “Eşyanın, tüm mevcudatın, söz ve hal diliyle hamt etmesi, amaçlarını gerçekleştirmesiyle ve olgunluklarının zuhuruyla, ortaya çıkarılmasıyla, olur. Mevla’ya hak ettiği şekilde, methederek, minnet duymak ancak gayelerine kavuşanlarca olur. Bütün mevcudat, kendine özgü özelliklerinin kemallerini, olgunluklarını, kuvveden fiile çıkararak, tasarımdan uygulamaya geçirerek, (Isra, 44 te de belirtildiği gibi) Hakkı tespih ve hamt eder. Eşyanın tespih etmesi, Hakkın birliğine delalet ederek, delil olarak, Hakkı şirkten, noksan sıfatlardan ve acizlikten tenzih etmekle olur. Rahman olarak, sağlık ve rızık gibi zahiri ve genel nimetleri veren; Rahim olarak da bilgi ve ilim gibi Bâtıni ve hususi, özel nimetleri verendir. Hakk’a alâmet, işaret, olan ve Hakk’ın bilinmesine sebep olan her şeye âlem denir. Âlem kelimesi, Hakkın gölgesi olarak bilinen ve eşyanın kaynağı olan, ‘ilim’ manasını kapsar. Eşyanın, var olan her şeyin, ilmin zuhuru, zahire çıkışı ile olduğuna Akıl şahittir. İzafi, değişken, var olup yok olabilen eşyanın, maddenin, fena bulup fani oluşu, hıfzedici, hafızası olan ve Hakkın Kabzası denilen Akılda tutuluşuna bağlıdır. Celali nazar, bakış ile eşya kendi özelliğiyle de tutulur; aslı, esası, özü ve hakikati olan Hakkın Gölgesi Vücut olarak da tutulabilir. Akılda Hakkın Vücudu olarak tutulduğunda, Hak kullarına kelamında sıfatı ile tecelli etmiş olur. (1) Kul, Hakkın kuvvet ve kudretini görerek, kuvvet ve kudretin Hak’tan başka kimsenin olamayacağını idrak eder. Böylece, Hakka, Hak ile ibadet edileceğini anlar ve her vecihten, yüzden, Hakkı müşahede ederek, daim namazda olurlar. Marifet, bilgi, muhabbet, sevgi ve Hakkın Zatına Hidayet olan bu Sırat Köprüsü, kendilerine genel ve özel nimetler verilen; evvelde, ahirde, zahirde, batında, Hakkı Şuhut eden, gören; Nebinin, sadıkların, şehitlerin ve evliyanın yoludur.” (1 Fatiha Suresi)

“Mearic, Miraç, mutluluk halleri demektir ki, o da itidal ile tabiatlar, ilim, his ve huylar makamından maden, cemadat, makamına, sonra nebatat makamına sonra hayvanat makamına yücelirler. Sonra hayvan makamından bazısı bazısının fevkinde, üstünde, mertebelerde, derecelerde, insan makamına yücelirler. Sonra nefis menzilinden ve kalp menzilinden ehli sülukûn işaret eylediği intibah, uyanıklık,  yakaza,  tövbe, inabe eder, hak yoluna girerler. Mürşide biat ederek sülük menzillerine girer, sonra fenayı efal ve sıfat mertebelerinde ta fenayı zata kadar la buud, helak olma ve la yehza, uyanıklık, terakki mertebelerinde yücelirler.” (70 Mearic, 3)

“Biz onları, manevi olarak ihya ettik, hakikatte, hakiki ilimle, yeniden dirilttik. İstidatlarında, fıtratlarında, kendilerine verilmiş olan mananın, zatlarına, kişiliklerine, gizlenmiş hakikatin, ilmin, ibraz edilmesi, ortaya çıkarılması, fiilen gerçekleştirilmesiyle; kâmil olmaları, olgunlaşmaları için, yeniden diriltildiler ki bu diriltme intibahın evveli, yakaza hali olarak bilinen, gaflet uykusundan uyanış, pişmeden önceki haldir.” (18 Kehf, 19) “Nefsin zulmet gecesi insanlara libas, elbise, kılınmıştır. Bu zulmet, sizi istila ederek, Hakkın zat, sıfat ve gölgesinin müşahedesinde, sizi setir eder, örter. Siz hakkın zat, sıfat ve gölgesini müşahede ediyorum diyerek meşgul olur, var olduğunuzu zanneder, düşünür durursunuz. Sizi, hayat ve dünya da, böylece, gaflet uykusunda uyutur. Hadisi şerif: “Bütün insanlar uykudadırlar, ölünce intibah ederler, pişerler, uyanırlar.” Uykudayken, “Daimi hakiki hayattan” gafil kalırsınız. Kalpleriniz, ruh nuruyla, ilmin idrakiyle, hayat bulunca, his uykusundan uyandıktan ve piştikten sonra,  kutsal âlem fezasında intişar eder,  güneş gibi yanıp, ışık ışını gibi yayılıp,  dağılıp, yanarak yaşarsınız.” (25 Furkan, 47)

            İnsan, Hak yolunda helak, fena bulup yok olmakla ihya edilmeyi hak eder. Seyri süluk veya sırat köprüsünden geçen, müminin namazı miraçtır denildiği anlamda, Miraca çıkabilir ve Hakkın kuluna tecellisine tanık olabilir. Kendini bilen, nur içinde Rabbini bilir.

            Umarım, biz de hamlığımızı bilir, pişmeyi idrak eder, yanmayı sürdürebiliriz!

                                                           Necdet Altınay 16032024

 

(1)   http://necdetaltinay.blogspot.com/2024/02/ozgurluk-hakknzdr.html