27 Kasım 2020 Cuma

Birlik ve Beraberlik

 

Birlik ve Beraberlik

 Âlimler, analiz ve sentezler yapar. Arifler de, zaman içinde gelişen bir şekilde, bilinenler ile felsefe, bilinenin felsefesini, yapar. Önem ve öncelik zaman içinde değişse de bir noktada felsefe yapan arifler, inanç ile ilgili düşünceleri, belirli bir sonuca bağladı. Kısaca, “Allah vardır, birdir, tektir ve var olandır!” dendi.  İnanç,  bir ve tek sonuca bağlandı ama bilim, sonucu kanıtlamayı sürdürmektedir. Evrenin, ‘Bağlantısal Bütünsellik’ ve bireylerin, ‘Konnektom’ projeleriyle, Âlemle Âdemin de birlik, vahdet, içinde olduğu kanıtlanmaktadır. Birlik kavramı içinde, ‘vuslatta’, iki varlık varmış gibi düşündüren, ‘beraberlik’ kavramı olmayabilir. Kesrette mevcudat arasında beraberlik, vahdette ise birlik söz konusu olabilir.

“Görme,  işitme,  dokunma,  tat ve koku alma, beş duyu nedeniyle beş vakit namaz farz olmuştur. Bu duyular, maddeye yöneltmiş,  kalbi işgal etmiş,  ilimden ve ruhtan uzak tutmuş, nur ve huzurdan perdeli kılmışsa namaz,  rücu için tek yol,  farz olur.  Kalbin nefse açılan kapısının, Sadrın, kapanması ve ruha açılan Fuat kapısının açılması, nura yönelmenin odaklanması, idrakin tevhidinin, birliğinin sağlanması ve Rabbine yaklaşma namazlarının kılınması farz olur. Bu namazlar, Rab yönüne açılan beş kapıyı, nefse açılan beş duyu kapılarının tam karşılarında yer alacak şekilde, oluşturur. Beş vakit namaz kapıları ile kalbe nur girer ve bu nur zulmeti siler. Her namaz, bir duyuya kefaret oluşturur.” (11 Hud, 114)

Bünyemizdeki kuark,  elektron,  nötron, proton,  atom,  hidrojen,  oksijen su ve DNA moleküllerinden hatta hücre ve el, ayak gibi organlarımızdan söz edilmez.  Bunların hepsi kendilerini, bizim varlığımıza,  ilmimize feda etmiş,  fani olmuş, fena bulmuş,  kendilerini  ‘bilgi’leriyle teslim etmiş durumdadır. Her biri bir ‘şey’ iken, özellikleriyle, şeker küpü gibi, bilgi küpü iken, artık yalnız biz varız, onlar yok. Bilgileriyle, bizim insanlık ilmimize itaat ederek, tabi olarak, bize biat etmişlerdir. Hepsi beraberce, bizim birlik ve bütünlüğümüze delildir, şahittir, kendilerince bize teslim olmuşlar, bize çalışır, bizi anarlar. Bedenimizde bir biz varız bir de onlar var gibi ikilik oluşturacak şekilde yokturlar. Bu bağlı, bağımlı ve bağlantılı halleri,  beden dilinde bir anlamda, onların namazları, vuslatları,  miraçlarıdır.  Her şey bir ve tek ilmin uygulaması ise, her şeyin bilgisi ilmine tabi ise, biz bağımsız ve bağlantısız, hür, olmamızı neye borçluyuz? Cehalete mi acaba?

“İnsanın fıtratına işitme,  anlama,  idrak etme ve davete icabet etme kazınmıştır.  Benlik ve bencillik yapması fıtratları gereğidir.  Bu durumda muhatap alınır ve doğru yola davet edilir.  Kesretin vahdet, beraberliğin birlik, olduğunu anlayarak,  bütün içinde, tümde fani olarak,  fıtratınız gereğince yola girin. Fıtratı yok saymak doğru değil. Yaradılışınız gereğince davete uyun, sülûkta ilerleyin.  Var olup da davet edilen,  edilince,  yokluk iddia etmez, varlık ile kabul edip tehir etmeyin, karşılığını alırsınız. Tümde fani olmak,  yokluğun idraki değildir.  Sonra kendisine ruhumuzun üflenmesi ve suretimizle tasviri sebebiyle, insanı,  yaradılıştan gelen “Başka bir hale girme” haliyle halk edilmiş olarak inşa eyleriz. İnsanın fıtratından gelen ahdi misaka uyma hali, bir halden diğer hale geçiş yeteneğidir. Bu yetenekle insan,  evrimsel gelişim alanı olan doğadan kurtulma ve önce yükselerek,  sonra da yer çekiminden kurtulup, yücelerek hal değişimiyle inşa edilir.”(8 Enfal, 24)

“Her bir ‘şey’in, o şeyi diğerinden ayıran, bir özelliği vardır. İnsan, insanlığı ile insandır. İnsan, insanlığını kaybederse, kendisi de kaybolur,  ona insan denmez.  Her özellik Hakk’ın vahdaniyetine,  birliğine delildir.  Gökler ve yerler adalet ile ayakta durur.  Adalet, kesret âleminde vahdetin gölgesidir. Eşyanın düzeninde yumuşak huyluluk,  birbirleriyle uyumluluk gibi vahdaniyete,  birliğe,  beraberlikte birliğe, götüren özellik mevcut olmasa düzen mevcut olamaz.  Birlikten gelen ve hep beraber birliğe götüren özellik yok olursa, düzen ve düzenlilik hemen bozulur. İnsan veya insanların, insanlık özelliğini kaybetmesi durumunda birlik ve beraberlik içinde yaşamaları mümkün değildir, insanlık düzeni bozulur.” (21 Enbiya, 22)

“Eşyanın tümünü, hakikatini, vasıflarını ve diğer vücudu olan ve olmayan şeyleri kapsayan,  Kur’an aklı olarak bilinen, kâmil insan istidadını, insanın fıtratında yaratıp kazıyarak Kur’anı öğretti.  Kâmil insan fıtratında toplanmış olan şey, ayrıntısıyla, fiilen zahir olmuş görünmüştür.  Bu zahir oluş rahmanî rahmet değil rahimî rahmettir.”  (55 Rahman, 2)  Konuşma yeteneği ile birlikte fıtratına kazınan akıl,  insana özgü, verilmiş, özel bir nimettir.

Gazap ve şehvet kuvvetleriyle hayat çok canlı ve heyecanlı yaşanır.  Konuşma yeteneğiyle tevhit ilmine sahip olunur, ilim onunla anlatılır, birlik ve beraberlik sağlanır, sevgi ve muhabbet ortamı oluşturularak,  Hakk’ın hakikatinin idraki sağlanabilir. Gazap ve şehvet kuvvetleri, üstünlük sağlanıp olumsuzlukları giderilerek,  teslim alınır.  Böylece,  kalp,  akıl vasıtasıyla ilmin kaynağına,  ruha,  yücelebilir.  Nefsanî ve hayvani düzeyde sahip olunan el,  bel ve dile artık gerek duyulmaz.  Her var olan şeyin,  Hak’tan hakkını hakça alması nedeniyle var olduğu idrak edilir.  Nutuk kuvvetiyle alınan haberler,  yine nutuk ile isteyene,  hak edene yalansız, apaçık verilir. Fıtrata kazınmış ahide,  anlaşmaya ve verilen söze kalp,  dil ve hal diliyle evet denir.  Konuşma yeteneği ve akıl yardımıyla, canlılığın yaratılmışlığının ve insanın inşasının hikmetine varan kişi, kendini önce sezgiye sonra ilhama bırakabilir. Her şey ve herkes ile beraberce birlik içinde oluş, görünen kesretin vahdet oluşu, idrak edilebilir.

Umarım, biz de hep beraber, herkes ve her şey ile tüm mevcudat ile birlikte, Bir Vücut içinde fiiliyle fail, sıfatıyla mevsuf ve vücuduyla mevcut, olduğumuzun idrakine erebiliriz.

28 Ekim 2020 Çarşamba

Hareket Evrenseldir

 

Hareket Evrenseldir

            Güncel, bilim insanlarınca, geniş kapsamlı kabul gören Standart Modele göre evren Büyük Patlama ile oluştu. İlk andaki sıcaklığın, yani hareketin, atom altı parçacıkların hareketinin, sonsuz olduğu kabul edilir. O andan itibaren, saniyeler içinde neler olduğu, nelerin oluştuğu bilimsel araştırmalar sonucunda belirlenmektedir. Uzayın hacmi iki katına çıkınca sıcaklığın da yarıya düştüğü bilimseldir! Evrenin, halen, gittikçe artan hızla açıldığı bilinir. Uzay, daha doğrusu, uzay zaman birleşik alanı, uzam, boşluğunda hareket eden galaksiler gibi uzam alanı da hareketlidir ve açılmaktadır. Galaksilerin tümü, Laniakea adıyla bir Süper Küme, Bağlantısal Bütünsellik oluşturur. Evrenle bütünleşik insan beynini de Konnektom Bilimi inceler. İnsan, böylece, evreni ve yaşamı bütünleyen bir parçadır.

            Bilmek için yaratılan, bilen ve bildiğini bilen tek canlı insandır. Bir gözlem olayında, gözlenenin gözlemciye göre davranışı yalnız insan için geçerlidir. Yalnız gözleyen insan ise gözlenen foton veya elektronun davranışı değişir, ya yolunu ya davranışını değiştirir veya seçimini geciktirir. Bunların hepsi, Kitabımızda, ‘farklılaşarak belirginleşme’, ‘bozunumla mükemmelleşme’ gibi deyimlerle anlatılır. (21.30-33) Hepsi sürekli etkileşim ve iletişim içinde bulunan kuvvetlerin halden hale geçişi ile açıklanmaktadır. Başlıca kuvvetler olarak elektrik, manyetik ve elektromanyetik kuvvetlerden söz edilir. Bu kuvvetler ilk andan itibaren hep vardır, verilmiştir, sürekli hareket halindedirler ve belirli özelliklere, sıfatlara ve yeni sıfatlar kazanma yeteneğine sahiptir. Kazanabilecekleri sıfatlar arasında bilgi saklama ve bilgi işleme gibi yalnız insan için çok önemli özellikler de vardır. Kuş gibi uçan ve balık gibi yüzen araçlardan sonra, atomlara bilgi kodlayabilen moleküller gibi kuantum âleminde elektrik üretip bilgi işleyen Kuantum Bilgisayarını da ancak insan yapabilir. (1)

Suretler,  ilmin aynidir.  Göklerde ve yerde,  bir zerre miktarı ilminden hariç olamaz”  (6.59)  “Siz,  Hakk’ın hıfz edicilerinden,  ilim yüklenebilen kuvvetlerinden,  oluştunuz.  Siz,  bu güç ve kuvvetlerin cisimlenmiş halisiniz.  Bedenlerinizden soyunmanız halinde durum apaçık görünür. Cismani organlar, hal lisanı ile yapılanları hatırlar ve açıklar. Hafıza semavi bir güçtür, yapılanları aşikâr eder.”(6 Enam, 61) (2)

Beyin hücreleri nöronlar ve Zihin Bilimi alanındaki son bulgular şaşırtıcıdır. “İnsan beyni büyük bir bilgi işlem merkezi gibi çalışır. Her nöron diğer 15.000 kadar nöron ile elektriksel haberleşme yapar. Nöronlar, elektrik üretir, kodlar, mesaj gönderir, mesaj alır, çözümler, anlar ve ilgili diğer nörona tekrar kodlayıp gönderir. Yani her nöron günümüzün ‘röle istasyonları’ gibi çalışır. Her insan, bir başka ilişkiler halinde olan, özel bilgi işlem programları topluluğudur. Kişi Bilinci, Kozmik Külli Bilinç içinde yer alan, onun bir parçası olarak çalışan, Cüzî bir bilinçtir. Beyin, en iyi bilgi işleyen organ değil, ‘Yaşamın’ kendisi ‘Üst Sistemdir’ ve bilgiyi daha iyi işler. Özgür irade yoktur. Evrenin tüm kuvvetleri, birbirleriyle, matematiksel olarak modellenebilir ve Bağlantısal Bütünsellik oluşturacak şekilde bağlıdır. Her nöron ve her zerre birbiriyle sürekli etkileşim ve iletişim içindedir. Yaşam Sistemi içinde DNA, RNA ve Proteinler her an birbirlerini değiştirecek şekilde çalışır. Her şey, her an, bir diğer andan farklı bir ‘hal’ içindedir.” (3)   

Sürekli hareketli bir ortamda, hareket halinde, etkileşim ve iletişim içinde, bulunan ‘kuvvetler’, kendileri bilgi yüklüdür, buna uygun bir özellik arz eder, bir isim ve bir sıfat taşırlar. Bu taşıma sürecinde, dolaylı olarak, korona gibi kendisi canlı olmayan bir ‘bilgi’nin taşınmasına da vesile olurlar. Hareket edenler ile harekete katılanlar, bireysel ve bütünsel düzeyde, daima belirli bir amaç içindedirler, tesadüf yoktur. ‘Rüzgâr bu yönden dört şiddetinde esecek’ deyiminde olduğu gibi her ‘kuvvetin’, hareketinin bir yönü bir de şiddeti, gücü veya kudreti vardır. Kuvvetler zıt yönlerde ve dengeli olmadıkça durağanlık da yoktur. Her yapılan iş potansiyel enerji olarak tanımlanabilen bu kuvvetlerin kullanımıyla yapılır. Gıdalardan enerji alınmasının özünde oksijen atomunun ‘bond’, bağ enerjisinin, gücünün kullanımı vardır. (4) İşi bitmiş proteinlerin çözülüp, hücre içinde yeni vitaminlerin üretilmesi işlemleri de atomların bu kimyasal bağlanma enerjisiyle yapılır.

"Bir düşünün bakalım! Allah'ın azabı yakanıza yapışsa yahut o saat gelip çatsa, Allah'tan başkasına mı yakarırsınız? Doğru sözlü iseniz söyleyin!" (6.40) “La havle ve la kuvvete illa billâh” deyişiyle ‘güç ve kuvvetin’ yalnız ve sadece Allah’a ait olduğu belirtilir.

Evrensel bağlılık, bağımlılık ve bütünselliğe insan da zihin, beyin ve bilinciyle dâhil olduğuna göre her şeyin özünde ve temelinde yer alan ‘kuvvet’ kavramı vardır. Sürekli iletişim ve etkileşim içinde olan kuvvetlerin izdiham edip toplanıp maddeleşmesiyle oluştuğumuza göre kendimizi evrenden ayrı gayrı ve bağımsız düşünemeyiz. Özün özü, ‘Fail Haktır’. Her kuvvetin salınım, titreşim, yön ve şiddetinin farklılığı; özelliğinin farklılığına, içerdiği bilginin uygulanışına göredir. Her ilmin ayrı bir uygulanışı vardır. İlim uygulanırsa ortaya çıkar, zahir olur ve görünür. Maddeden soyunulması halinde geriye ilmi kalır. (5)

Umarım biz de vücut, sıfat ve fiilleriyle ortaya çıkan ilmin Hakkın ilmi olduğunu idrak edebiliriz.                                                                                     102020

 

(1)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/04/habbeden-dabbeye-kendimizi-tanmalyz.html

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/03/say-kanunu-say-ve-ictihat.html

(3)     Prof. Dr. Türker Kılıç,  https://www.youtube.com/watch?v=_7HLHNEwq7I

(4)     https://tr.wikipedia.org/wiki/Ba%C4%9F_enerjisi

(5)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/05/dogumla-bir-mevtle-bin-yasa.html

 

 

4 Eylül 2020 Cuma

İnsan İsrafı

 

İnsan İsrafı

‘Ye, iç, israf etme’ her insanın tavsiyesidir. Kıt ekonomik kaynakların en verimli kullanımı amaç edinilse de Dünya kaynakları çağımızda çok kötü kullanılmaktadır. İnsanlığı tehdit altında tutan virüs salgını, bu kötü kullanımı hatırlatabilir. Virüs nedir, insanlığı nasıl etkiliyor, hikmetini öğrenmek gerek; can nedir, canlılık nedir; can başka canlı başka, can ama canlı değil; canlının yaşamında, bedenin önemi nedir? Çevreye zarar veriyorsa, kemale ermeyen ve ‘insanlığını israf eden’ beşerden söz edilebilir. ‘Evren, dayanışma, iletişim ve etkileşim içinde bir bütündür, zarar veren zarar görebilir’. Aklını, yalnız bedensel, nefsanî alanda koşturan, kalbe çıkamayan, zarardadır, zarar verir, kendini israf ediyor olabilir!

Salgın vesilesiyle bilimsel analizler yeniden değerlendirildi. “İnsanlardan ağaçlara, canlıların hücrelerinde iki ortak özellik vardır, birisi çekirdekte ‘bilgi depolanması’, ikincisi çevresinde ‘enerji akımı’ olmasıdır. Metabolizma, enerji akımını düzenler, depolanmış bilgiye uygun çalışır, yeni moleküller inşa eder ve eski molekülleri parçalar verimli kullanır. Virüsler âleminde, kullanım kılavuzu olan metabolizma ile genler arasındaki bağlantı kopuktur. Viral genlerin, hücresi, maddesi, vücudu ve metabolizması yoktur. Virüsün alt parçaları ‘virionlar’, genlerin paketlenmiş disket halleridir ve cansızdırlar. Virion sadece bir organizasyon, aranjman, düzenleme, örüntü, yazılım, bir alt programdır. Virüs ise bir proses, süreçtir, bir ‘şey’ değildir, sanal bir organizmadır. Virüs bir ‘canlı’ değildir ancak diğer canlıların hücrelerinde canlanır ve içlerinde sadece kendi bilgilerini üretir. Uygun bir hücreye girdiğini algılar, hücre içinde bulunan malzemeleri kullanarak hücrenin DNA’sına gider, yapısını dekoder, çözücü, gibi çözer, kendi bilgisini, ‘habercisini’ ekler, kodlar ve hücrede, hücrenin ölümü pahasına, yalnız virüsün üretilmesini sağlar.” (1)

Salgının, insan yaşamını çok etkilemesi sorgulanmıştır. Bilgi deposu genler ile kullanım kılavuzu olan ‘enerji akımı’,  ‘metabolizma’, yani kullanım iradesi, ‘verilmiştir’.  Verilenler, amacına uygun kullanılmalıdır, eksiklik ve yanlışlık yanılgıdandır. İnsan, yanılgı içinde midir? Yanılgı, ‘verilenleri’ sahiplenip yalnız nefsi için kullanmak olabilir. Bilgileri, istenen amaç için kullanmayan, olgunlaşmayan; Haksızlık, ‘insan israfı’, yapıyor olabilir!

Bilgi,  ilim deryasının bir damlasıdır; damla, deryayı düşündürür, ona götürür. Beyin hücreleri içindeki ve arasındaki akımlar, adeta bilginin,  enerji olarak akım halidir. Elektrik sinyallerinin üzerine ses ve görüntü bilgilerinin kodlanıp yüklenmesi televizyonu verir. Dijital bilgi işlem, günlük yaşamı oluşturur, tüm işlemler için elektrik akımı kullanılır.  Bilgisayardan, ısınma ve aydınlanmaya kadar hep elektron akışı kullanılır.  Kuantum mekaniğinin bilgi yüklü parçacıkları değerlendirilir. “Devasa madde kütleleri boş atomlardan oluşur.” (2) “Her ‘obje’, özelliklerinin taşıyıcısı,  bilgisinin deposudur.” (3) Bilgi bilinir, ilim anlaşılır ama uygulamaya geçişin ‘nedeni’ pek anlaşılamaz. Bilim, ‘neden?’ sorusunu yanıtlayamaz. Bilgileri evrenden toplayan âlim,  ilmin açılımını yaşayan ariftir. Neyin nasıl olduğu iyi bilinse de nedeni yorumlanamayabilir. İnsan elektriği keşfetmeden önce, bedenin elektriği kullanıyor oluşu ‘verilmişliği’ gösterebilir. Arif, ilim ile kullanım iradesinin verilmiş olması gerektiğini idrak eder, ilmi ve iradeyi sahibine teslim edebilir!

Bilginin uygulanışı bir hareketi doğurur, bu fiildir, efaldir; nasıl olduğu ise onun özelliğini verir bu da sıfatıdır; ne olduğu anlaşılınca da bedeni veya vücudu, zatı bilinir. “Bilen ile bilmeyen bir olmaz. İlim,  sahibinden başka bir şey olmayan,  azalarında, zerrelerinde zahir olan,  görünen ve onlardan ayrı bir şey olmayandır. İnsanın, azalarının, zerrelerinin ilminden ayrı bir isim,  cisim veya resim olduğunu hayal etmek gaflettir.  Âlim arif, bu durumu kabul eder,  kâfir bunu inkâr eder.”  (39 Zümer, 9)

“Biz inananların, enfüs ve afakta, içte ve dışta, görünür ve görünmezde, müşahede etmelerine yardımcı oluruz. Hatta muhakeme ve delillerle anlamalarına yardımcı oluruz, böylece, Hakk’ın görünerek, apaçık aşikâr olduğunu idrak ederler. Yardım ettiklerimizden Hakk’ı eşyada müşahede edenler için Rab yeterlidir. Hakk’ın efali delillerle, sıfatı tecellileriyle,  görünüşleriyle anlaşılır,  her ‘şey’ bilgisi kapsamındadır.  Her şeyin hakikati Hakk’ın ilminin aynısıdır. Vücudu ilmi ile oluşur,  ilmi zatının aynıdır ve zatı aynı vücududur.  Gayrın, başkasının vücudu,  aynı, görüntüsü ve zatı, kişiliği de yoktur.  Her şey fanidir,  helak olur,  yalnız Hakk’ın yüzü,  Hakk’ın zatı bakidir. Nefiste,  evrende ve çevrede görünen ve beliren vasıflar, sıfatlar Hakk’ın varlığının ortaya çıkışı iledir.” (41 Fussilet, 53,54) 

 “Cemden sonraki fark makamında,  vahdet ve kesret konusunda yanılmaksızın, Zatın Birliği düşünüldüğünde, sıfatın kesreti müşahede edilir.  Melekleri,  kalplerini ilimle,  yani Kuran’la ihya ettiği has kullarına,  emrinden,  ruhundan, nakşeder,  gönderir.  Bu nakış,  ilimden ibaret olan ruhun tenezzülü,  âleme inişidir.  Ruhun inişi bir iradenin olduğunu gösterir. Bu irade ise hakiki sıfatlar âleminin kanıtıdır, cisim ve hareketlerin açıklanmasıdır. Sıfat ve efal âlemleri, isim, cisim ve eylem, hareket âlemlerinin ortaya çıkışıdır.  Bunların tümü ise cemadat, nebatat ve hayvanat âlemlerinin oluşumudur.   Kısaca,  ilimden ibaret olan ruh,  irade,  sıfat ve efal âlemlerinin ortaya çıkışıyla âlemler oluşmuştur. İnsan,  ilminin aynıdır,  organlarının kendine özgü ayrı bir sureti ve yaşamı yoktur, organların ilminden ayrı bir resmi ve cismi de yoktur”  (16 Nahl, 2).

İlmin, sahibinden, yani bulunduğu zerreden ayrı ve gayrı olmadığını kabul edene âlim,  inkâr edene kâfir denir.  İlimden âleme geçişte irade beyanı olduğu görülür. İlimden ibaret olan ruhun tenezzülü,  inişi ve âlemleri oluşturması bir irade beyanını gösterir,  Hakk’ın iradesiyle inmiştir.  Kulların,  fıtratlarına nakşedilen ilimle, önce melekleri, melekeleri, yetenekleri sonra azaları,  organları,  bedeni oluşur.  İlmin açılımının böyle sonuçlanmasıyla ortaya çıkana,  zahir olana biz  insan  deriz. (5)

Umarım, biz de insanlığımızı, israf etmeden, idrak edip beşeriyetten, nefsaniyetten, kalbe yükselebilir ve sonuçta ruha yücelebiliriz.

(1) https://www.economist.com/essay/2020/08/20/viruses-have-big-impacts-on-ecology-and-evolution-as-well-as-human-health

(2)  http://www.evreningercekligi.com/blog/atomlardaki-bosluk

(3)  The Economist, S. Hawking's answer to a paradox, Aug 26th 2015, BY D.J.P. 

(4)  D. Bohm, “Wholeness and the Implicate Order”, 1980, Routledge & K. Paul

(5)  http://necdetaltinay.blogspot.com/2014/05/insan-insa-edilir.html

11 Temmuz 2020 Cumartesi

Muhteşemin İhtişamı


Muhteşemin İhtişamı
Düşünmeye başlayınca kolay durulmaz. Küçükten başlansa büyüğe, geçmişten geleceğe, zerreden evrene çıkılır. Dinden bilime, bilimden sanata ve müziğe geçilir. Uzmanların, ‘uzmanlık körlüğüne’ uygun, diğer alanlarda ‘uzmanlık alanım değil’ demesi beklenir. ‘Bilim İnsanı’ olarak tanınan uzmanlardan, araştırmalarıyla, ‘bilgi üreten, yeni bilgiye ulaşanlar’ ile ‘bu bilgileri kullananlar’ arasında büyük fark vardır. Araştırmasına kendini verip adayan, akıl kapasitesinin ve kendisinin ötesinden gelen; sezgisel, ilhama dayalı bilgiye ve onun hikmetine eren bilge; ‘Muhteşemin İhtişamını’ görebilir. ‘Bilgi Kullanıcı Uzmanların’ bazıları ise ‘bilimcidir’, dini sömüren ‘dinciler’ gibi, kanıtsız, alanları dışında, Allah’ı inkâr etmeleri, ancak bir ayetin gereği olabilir!
Semavi dinlerin, “Tevhit Babası” olarak bilinen Hz. İbrahim ile başladığı bilinir. Günlük yaşamın koşullarına, şeraitine uygun kurallar dışında, ana mesaj, Kabala, Sofizm ve Tasavvufla ortaya konmuştur. Tüm dinî kutsal mesajlar kısaca özetlenebilir. Her insan reşit olunca, yeterince aklı başına gelince, muhatap alınır ve aklına hitap edilir. Her şey ile birlikte, “Cüzî” denen bir “Özgür İrade” verildiği bildirilir. Zaman içinde, doğru yola girdiğinde, öğretilir ki bu iradenin amacı, parçası olduğu bütünü aramak, bulmak, bilmektir. Bilince, “Küllî İradenin” yanında cüzi iradenin hükmü olmayabilir. Var olanın ne amaçla oluştuğu, amacın “Bilinmek” olduğu gerekçesiyle; insan, ‘kendisini ve çevresini’ bilmeye davet edilir. Kutsal mesajlar, ayetler halinde, deliller olarak, her aşamayı öğretir. Olmuş ve olacağı içeren Kuran, insanın, fıtratına kazınmıştır. Böylece, insan yaratılmıştır.
Bilim insanları da ‘kendilerini ve çevrelerini’ bilmeye çalışır. Einstein “Allah aşktır” derken, bilimciler inkâr eder, bu da ancak Allah’tandır. Hak etmedikçe ve istemedikçe vermez. İlk hücrenin, yaşamın sürdürülemeyeceği koşullarda oluştuğu veya uzaydan indiği iddia edilir. Bilimcilerin tek yasası “Evrimdir”, Allah’a inanmaz, evrime, tesadüfe inanır.  Oysa bilim, “Bütün, parçaların toplamından büyüktür, arta kalan evrimdir” der. Bu bilimciler, Dünyadan uzaklaşır, geriye bakıp, “İnsan, o kadar küçüktür ki ihmal dahi edilebilir” deyip, insanın mahlûkun eşrefi olduğu kavramını reddeder. Oysa uzaklardan bakıp, “Orada ölçülemeyen küçüklükteki varlık, aslında büyük bir insandır” denebilir. Hatta ‘evrende o kadar çok muhteşem ve mucizevî olay ve eylemler, değer ve katsayılar var ki tümünü Allah bile organize edemez’ diyen de vardır. Bilimci, ilmin ‘bütünlüğünü’ göremez.
Küçüğün en küçüğünü ve büyüğün en büyüğünü görmeye ve bilmeye çalıştığımız günümüze, “Yalnız ve sadece sen varsın Allah’ım” diyen Firavunlardan geldik. Çin’de, Hint’te, Sümerlerde, Mısır’da, Yöneticilerle eşdeğerde Rahipler de vardı. O günlerden bugünlere kadar, Nebiler, Veliler ve evliyalar ile birlikte gelinmiştir. ‘Tanrının Temsilcisi’ veya ‘Gölgesi’ yöneticiler, yerlerini demokrasiye bıraktıkça, rahipler de yerlerini kaybetmiş olabilir. Güç ve kuvvetin kaynağının gerçek sahibi, ‘Halk’ ortaya çıktıkça, Hakkın idraki Halka kalır. Biri Zahir biri Batın; madde ve mana, beden ve ruh kavramları öne çıkar. Din de insanın aslında zannettiği kadar güç ve kuvvet sahibi olmadığını belirtir. Böylece, din de bilim de Muhteşemin İhtişamını ortaya koyar ve ikinci bir varlığın olmadığını kanıtlar.
Yeni bilgiler uzmanlaşmayı gerektirir. Halkın içindeki sıradan kişilerin bazıları maddi, bazıları da manevi bilgiler üzerinde yoğunlaşır. Maddi ve manevi ilimlerdeki uzmanlıklar yoğun çalışmayı, sezgilere güvenmeyi, ilhamlara dayanmayı, vahiy alırcasına odaklanmayı gerektirir. Bilgi üreten araştırmacıların, kendilerini çalışmalarına adadıkları, yoğunlaşıp odaklandıkları, sezgi ve ilhamlara ulaştıkları iyi bilinir. Daha önce elde edilmiş bilgilerin sınırlarına, ufuklarına, varıldığında akıllarına düşen ‘düşüncelerin’ yeni bilgiler olduğu görülür. Zamanının mevcut bilgilerinden veya tezlerinden farklı olan sezgisel bilgiler, içten gelenlerdir. Bu bilgilere ‘ezoterik’, ‘gizemli’ bilgi denebilir. Bu bilgiler, ufku âlâdan, mevcut ilimlerin ufkunun ötesinden, gelebilir. İnsanın fıtratında kazılı olan bilgilerden geldiği de iddia edilebilir. Bazı bilgeler, bu nedenle, “Yeni bilgi olmaz, insanın yeni hatırladığı bilgi olur” demişler. Rahman Suresi ilk ayeti, “O Rahmandır, Öğretti Kuran’ı, yarattı insanı” der.
Evrenin oluşumunun temelindeki ilk ışık, EMR-Elektro Manyetik Radyasyon, Işınım, o andan itibaren ışık hızında hareket eder. Hem de ışıktan daha hızlı açılım gösterebilen bir ortamda, uzay zaman ortamında, uzam birleşik alanında, hareket eder. Günün bilimsel bulguları, evrendeki, ışıktaki, tüm kuvvetlerin, sürekli bir etkileme, etkilenme, etkileşim ve iletişim içinde olduklarını kanıtlar. Bilimsel özellikleri açısından farklı olan her element, aslında farklı ‘titreşen bir kuvvet’ olarak tanımlanır. Tüm evrenin, bu nedenlerle, ‘Bir ve Tek Varlık’ olduğu bilimsel bir gerçektir artık. CERN araştırma merkezinin bulgularından biri de “Nasıl oluyor bilinmiyor ama Higgs Bozonu içinde toplanan ‘kuvvetler’, kütle ve madde oluşturur” gerçeğidir. Diğer yandan “Siz, izdiham eden, toplaşan hıfz edici kuvvetlerin görünür olmasıyla tecessüs ettiniz, bedenleştiniz, tecessüm ettiniz” kutsal bir mesajdır.
Bedensel ve ruhsal, maddi ve manevi, bilimsel ve dinsel, akıl ve hikmete dayalı tüm ilimler bir bütündür, birbirini kanıtlar ve tamamlar. Yalnız ve sadece insan, kendini bilen, bildiğini bilen ve bilinç sahibi olan tek yaratıktır. Fıtratını gerçekleştirerek muhatabını arar. İçinden gelenleri, tarihsel derinlik ve ufuksal genişlik boyutlarında, bir ve tek bilinç içinde, birleştirir. İçinden gelenler ile dışında olanların bütünlüğünü kavrayabilir. Bütünün, parçaların toplamından daha büyük olduğunu idrak eder. İnsan, parçaların, cüzi bilinçle değil, kutsal bir külli bilinç ile birleştirilebileceğinin bilincindedir. İnsan, beyninin, maddesel yapısına karşın, bilinç oluşturabilmesinde, muhteşemin ihtişamını izleyebilir. Hakkın hakikati birdir, görüntüsünün, yer, zaman ve zemin koşullarına bağlı olarak, sonsuz ihtişamını yaşayabilen yalnız insandır. Madde beyniyle bilinç, maddî kalbiyle aşkı yaratır.
Umarım, biz de ufkumuzun ötesinden, ufku âlâdan, gelen bilginin hikmetini, ilâhî amacını, muhteşemin ihtişamını, idrak edip yaşayabiliriz!

29 Mayıs 2020 Cuma

Aklın Yolculuğu!

Aklın Yolculuğu
İnsan, hayatını, kazancını, bilgisini, aklına borçludur. Herkese verilmiştir, verilen en büyük nimettir. Âşıklarda pek çalışmaz denir. Evreni ve doğayı ilmeklerine kadar araştırır, bulur, okur ve anlar. İlham, hikmet ve sezgiyle güzel sanatlara açılır. Yaratılışın temellerine ulaşır. Temelde, din de bilim de aklı zorlar, iman edilen kanıtlanır. Akıl, fikir yürütme, bilme gücü ve ‘kuvveti’ olarak, ilim ortamında amacına ulaşır. Hıfzedici kuvvetleri keşfeder, bedenleştiğini kanıtlar ama genelde ne bulup, bildiğini keşfedemez, hikmetsiz eremez.
Büyük Patlama, ilk ışık, bulunup okundu. Deterministlik ararken, “Belirsizlik İlkesi” bulundu. İlkeye göre zerreler yokluktan çıkar, var olur, yok olur. Yalnız ‘kuvvet’ iken kütle kazanır. Zerrenin, her yerden birden geçip, ‘eş zamanlı olarak her olasılığı tükettiği’ saptandı. Maddenin de hem parçacık hem dalga olduğu, durağan olmadığı, kanıtlandı. Her bilimsel bulgu, muhteşem evrenin ihtişamını ortaya çıkarır. Aklın ‘bilinenler çemberi’ genişledi daha büyük ‘bilinmezler çemberi’ oluştu. Işığın gelişi var, gidişi yok, ‘her zaman her yerde o ışık vardır, ölçülmeye hazır ve nazırdır’, aynı ışık, evren 15 milyar yaşındayken de saptanabilir. Akıl, bilgiden ilme, kuvvetten kütleye ulaşır ama ilmin tümünü bilemez.
Aklı zorlayan konular genellikle ‘Kuantum’ alanındadır. Çift yarık deneyini Doçent olan eşime anlattım. Hem parçacık hem de dalga olan ‘foton’ veya ‘elektronun’, gözlem yapılırsa bir, yapılmazsa iki yarıktan geçişini ve karşısındaki ekranda bırakacağı iz ve izlerini çok güzel anladı. “Sol taraftan geçmeye doğru yol alırken son anda sağ yarıktan geçer” deyişim mantıklı geldi.  “Sağ yarıktan geçip fosforlu ekrana ulaşmadan önce uzun bir yolculukla Andromeda galaksisini dolanır.  Bu,  durmaksızın devam eder gider.  Feynman’a göre,  elektron çıkış noktasını varış noktasına bağlayan her olası yolu eş zamanlı olarak tüketir” deyince, eşimin tepkisi “Yok artık!” oldu. (1) Tek olarak yakalayıp incelemesi zor olan zerrenin, halden hale geçişi aklı zorlar. Ya yeri bilinir ya da hızı, ikisi aynı anda asla bilinemez. Dalga ve parçacık hallerini de düşününce ‘tespit’ etmek güçtür. “Kütleli, kütlesiz zerre, her zaman her yerdedir ve ölçülmeye hazır ve nazırdır” kavramı bilimseldir.
Parçacığı, mermi gibi bir ‘şey’ düşünmek kolay, Evreni su dolu bir küre gibi düşünüp, merkezden küresel dalga halinin hayali çılgıncadır. Parçacık dalgayı yapan mıdır, dalganın kendisi midir? Bilime inanmak da zormuş. Sormadan olmaz, parçacık nokta mıdır; dalga küre, hatta evren, midir? “Eş zamanlı, durmaksızın, her yerde” ifadesini duyunca insanın aklına ‘senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?’ demek gelir. Böyle durumda, ‘turpun büyüğü heybede’ denir. Bilim insanlarına göre “Higgs bozonu içinde toplanan ‘kütlesiz kuvvetler’, nasıl oluyor bilinmiyor ama ‘kütle kazanır’ ve maddeleşir.” Bir bilimsel bulgu da şöyle: “Bir ‘şey’ kara deliğe düşse de ‘infosu’ kaybolmaz ‘olay ufkunda’ kalır, kütle ve maddesi tekrar enerjiye dönüşür.”  Holografik yapı sayesinde, ‘şey’, kaybolmayan bilgisinin ve kuvvetinin yeniden kütle kazanmasıyla, yeniden oluşabilir. Kütle kazanan ‘kuvvet’, yeniden, yoktan, var olur. Parçacık kuvvettir, kuvvet bilgidir, bilgiyi depolar. Bilgi içeren zerrelerin bir kere var oluşları yeterlidir, kaybolmazlar. Evrenin oluşumu, zerrelerle bilgi ihracıdır.  ‘İnsanın, maddeden soyunup, yeniden dirilmesi’ böylece, makul ve mantıklıdır.
 Bilinmez ve belirsizliklerden, bilinen atomlar âlemine geçiş görünüşte aklı rahatlatır. Kütlesini düşününce ise, atomların tam bir boşluk olduğunu kabul etmek zordur. Atomun % 99, 99… (12 adet 9) u boşluktur. Dolu kısımda ne var olduğu da bilinmez. İnsan, gözlem yaparsa zerre yapmazsa dalga halinde yolculuk yapan foton ‘seçimini geciktirdiği’ bilinir. (2) Çift Yarık deneyinde, Galaksilerden gelen bir fotonun, son anda değiştirilecek ‘gözlem’ durumuna göre ‘Süper pozisyon’ hali, yani ‘hem dalga hem zerre’ hali, geçerlidir. Süper determinizm son gelinen nokta. Buna göre ‘özgür irade’ yoktur ve her olmuş ve olacak Büyük Patlama anında ‘Belirlenmiştir’. Yani, yalnız Allah’ın dediği olur!
İnsan, bedensel ve zihinsel gelişimi tamamlandığında reşit olur. Bedensel gelişim, hormonsal dengeyi gösterir. (3) Zihinsel gelişim ise beyin hücrelerinin, uygun elektrik akımları yaratarak, düşünce, bilinç üretimidir. Hangi mesajı diğer hücrelere taşıyacak, hangi hormonun, hangi atomlardan yapıldığını, nerede ve nasıl üretildiğini, biz yeni öğrendik. (4) Nöron hücrelerimizde, hangi molekülün, nasıl elektrik ürettiğini ve nasıl mesaj yükleyip diğer hücreye gönderdiğini de yeni öğrendik. DNA maddeye hükmeder, talimat verir ve hücrelere ne zaman, ne yapacaklarını söyler. Moleküler biyoloji, hormon ve elektronik mesaj üretimi,  ‘verilmiş bir irade’ varlığını kanıtlar. Binlerce yıl önce, moleküller, elektrik üretip kodlamayı biliyor ve kullanıyordu!
Beynimizin ürettiği bilinç diğer beyinlerin ve bitkiler dâhil, tüm canlıların ürettiği beyin dalgalarıyla etkileşim ve iletişim içindedir. Bu durumun böyle olduğu ‘Connectome’ Projesiyle kanıtlanmıştır. (5) Projeye göre ‘özgür irademiz’ yoktur. Diğer yandan matematik ilminin son şaheseri ‘Bağlantısal Bütünsellik’ modellemesidir. Modele göre güneş sistemi ve evrende bulunan bütün galaksiler birbirlerine bağlı, bağımlı ve bağlantılıdır. Uzay zaman birleşik alanında var olan her ‘zerre’ ve ‘kuvvet’ sürekli etkileşim ve iletişim içindedir.
İlk gidenler Amerika kıtasını keşfedemedi. Bilgi ve zerreden, tüm ilmi keşif zordur. Ruhumuz, ruhun; ilmimiz, ilmin; bedenimiz, Vücudun; bir parçası olduğunu, akıl keşfeder. Bağımsız ve özgür görünen ve bilinen davranış ve sıfatlarımız, yakın ve uzak çevremize, doğa ve evrene, bağlı ve bağımlıdır. Küllî akıl şefliğinde, cüzî akıl aletini çalar, oynarız. “Allah, yerin göğün nurudur, ışığıdır, her yerde, her zaman, hazır ve nazır, yoktan var eden,  ‘Var Olan’, batın ve zahirdir” gerçeğini inkâr eden, ya bilimi satan, çıkarına kullanan, ‘dinci’ gibi, ‘bilimcidir’ ya da Allah’ı idrak ve keşif edemiyordur. Tüm ilmin bütününü idrak edenin, isim verme hakkı vardır. Her isim ve sıfat Allah’ındır. Allah, Allah’ın ilmiyle bilinir ancak!
‘Akıl’ bizi, ‘Bilim’ gemisiyle, verene, O’na götürür, birinin O’nu tanımaması, O’nu bilmediğindendir! Olanı idrakin ödülü, ‘Var Olandır’! Umarım, ödülümüze kavuşabiliriz.

(1)     “Evrenin Zarafeti”, Brian Greene, sayfa  272.

18 Mayıs 2020 Pazartesi

Taklidî ve Tahkiki İman


Taklidî ve Tahkiki İman
Bilim, doğa, evren ve yaradılışa ilişkin kutsal mesajları kanıtlar. Kısaca, ‘bilimin amacı inancı kanıtlamaktır’. “Din ile bilimin ne ilgisi var” hatta “Dinde aklın yeri yok” diyen vardır. Oysa tahkiki imanın gereği akıl ve bilimdir.  Din ve bilimin ilgi odağı insandır, insan içindir. İnsana hitap, akla ve mantığa uygun, makul ve mantıklı olmalıdır. Kutsal mesajlar da, bilimsel bilgiler de, evren ve varoluşa ilişkindir. Kadim bilgiler, bilim açısından İdris Peygamber olarak bilinen Hermes’e, dinsel bilgiler ise, büyükbabası, Hz. Âdem’e dayanır. İnsanın gelişimiyle, her iki alanın bilgileri de, yaradılışın temelindeki evrime, değişim ve gelişime uğrar. Kutsal mesajlar da, bilim de, insanlığın gelişimiyle birlikte gelişir. Dinde tagayyür, ‘farklılaşarak mükemmele giden belirginleşme’ esastır.
Kişiler, kişiliklerinin bakış açılarına uygun olarak, bilgi ve mesajların uyumundan veya uyumsuzluğundan söz eder. İçten, kalpten vahiy ile gelen mesajların da, doğadan elde edilen bilgilerin de kaynağı, ilham veya sezgiler olmuştur. Bazı despotik kişilerin, kendi çıkarları uğruna, halkı sömürdükleri dönemlerde, ortak akıl ve kalpten gelen mesajlar, geniş kitlelerce kabul görmüştür. Doğanın ardındaki, fizik ve kimya gibi, ilme dayalı bilgiler de, doğa karşısında çaresiz kalınan alan ve dönemlerde gelişmiştir. Düşünen akıl, gerek kalpten aldığı duygusal, gerekse doğadan alınan bilimsel, bilgilerin daima makul ve mantıklısını seçer. Bilgi ve mesajların kaynağına inen akıl, mesaj ve bilgiler arasında asla bir tercih yapmaz, ‘akılsızlık’ veya ‘düşüncesizlik’ tercih yapar. Halkı sömürmek gibi akıl da sömürülerek, bilimsel bilgilerin doğru, mesajların dogma olduğu söylenir. Aklı, verilen en büyük nimet olarak, amacının dışında kullanmak yanlıştır. Âlem ve Âdemin halk edilişi, ilmin, ‘İlahi İrade Kanunları’ halinde dünyayı döşeyip, yaşama uygunluğunun sağlanması ve insanın bilinçle donatılarak yaratılması, mesajlar gibi hep akıl için ve akla hitap eder.
Kutsal mesajlar, devrinin, aklını kullanan kişilerine hitap eder, akılsızlara olmadığı üzerinde ayrıca durulur. İnsanlığın gelişimine uygun, anlaşılabilecek şekilde ve anlaşılmak üzere, her şeyin varoluşu açıklanmaya çalışılır. Bu nedenle, mesajlar, evrenin yoktan, yokluktan ve boşluktan yaratıldığından başlar. Bilimsel çalışmalar da nihayet bu gerçekleri kanıtlamış bulunmaktadır. Mesajları içeren kitap bir bilim kitabı değil ama sadece sosyal ilişkileri düzenleyen felsefe kitabı hiç değildir. Evrende, muhteşemin ihtişamı görülür ve Grand Dizayn, Büyük Tasarım gibi ifadelerle anlatılır. Hitap, her zaman aklını kullanan, işleten ve ibret alan kişiyedir; evreni ve kendisini, kendisine anlatır, ayna görevi yapar. Kitap, bakana kendini gösterir, okuyup düşünene kendini bildirir. İnsanı, böylece muhatap alarak, Kitap, ‘Yaratıcısını bilmek amacıyla, özgür iradesinin verildiğini’ idrak etmeye çağırır. Önce, bir başka kişiye kulluk etmemesi istenir. Verilen cüzi iradesinin de külli irade karşısında fazla geçerli olamayacağının idrak edilmesi öğütlenir. Bilim, özgür iradenin yokluğunu kanıtlamıştır. İnsanın ne olduğu, nereden gelip nereye gittiğini açıklamak dinin, aklın, bilimin ve ilmin işidir. İnsan ile evren, Âdem ile Âlem, ikizdir. Âlem nasıl oluşmuşsa Âdem de öyle oluşur. Her ikisinde de çok geniş çaplı doğal ve evrensel yasalar geçerlidir. İkizler, uyumlu bütünleşme için sürekli etkileşim, değişim ve gelişim içindedir.
Gelecekte de geçerli olacak olan Kitabımızın temel konusu insandır. Rahman Suresi ikinci ayetinin “Kuranı öğrettik”, üçüncünün “İnsanı yarattık”, oluşu düşündürücüdür. Cenin, yumurtanın döllenişinden itibaren, ilk kırk günde ‘su damlası’, ikinci kırk günde ‘kan pıhtısı’, üçüncü kırk günde ‘çamur’ kavramlarıyla anılır. Bilim kanıtlamıştır ki cenin, ilk dönemde ‘su içinde damladır’, ikinci dönemde ‘bel kemiğinde kandamlası’ oluşur, üçüncü dönemde ise ‘bedenin eli ayağı organları belirginleşir’. Bebeğin önce kalbi oluşur ve kalp atışı başlar, kalbi durunca da hayatını kaybeder. Tam bir boş ve boşluktan oluşan atomlar, emirle, su içinde su damlası oluşturur. Kalbin oluşumu, tüm kuvvetlerin madde ve bedeni oluşturmak üzere toplanması, izdiham etmesi halidir. Bilim de, ‘ilgili kuvvet alanları içinde’ ‘toplanan kuvvetlerin’, ‘kütle kazanarak’ ‘madde’leştiğini kanıtlar. Kitap da ‘kuvvetlerin izdihamıyla bedenleşir, temessül ve tecessüm edersiniz’ der. İnsan beyni başlı başına bir mucizedir. Boş bir madde iken bilgi ve bilinç oluşturmayı başarır. İnsan, bildiğini bilen tek yaratıktır, ‘konuşma geni ve kemiği’ ile ayrıcalıklı olarak donatılmıştır. Adı FOXP2 olan genin hükmettiği 116 insan geninin şempanzelerde olmadığını bilim belirlemiştir. (1)
Ormanda kaybolmuş bir ergen insanın, konuşmayı unutup maymunlaşması, insanın yaratıldığına delil oluşturabilir. Doğadan, doğa koşullarına uyum sağlayarak gelmiş olamayacağını kanıtlayabilir. İnsan bedenini, farklı titreşimlere sahip parçacıklar, irade ilavesiyle toplanıp oluşturur. Çok farklı bilgi, bilim ve ilmin bütünleşerek oluşturduğu ‘insan bilincini’ geliştirmek, doğal bir süreç değildir. Akıl, fikir, hafıza, düşünme, fikir geliştirme ve konuşma, başkalarına öğretme ve öğrenim kuvvetleri, yetenekleri, diğer canlılara ilaveten, verilmiş nimet olabilir. Gazap ve şehvet kuvvetleri, elektrik ve manyetik kuvvetleri andırır. Elektriğin fazlası insanı öldürür, gazabın fazlası da kahreder; şehvet ise cezp edici veya itici, manyetik kutupları andırır. İnsanı, hangi kuvvetlerin yoldan çıkardığı ve hangi kuvvetlerin doğru yola ilettiği anlatılır. Elektromanyetik radyasyon, ışınım, evrenin her köşesindedir ama hiç mesaj taşımaz. Yalnız canlılarda, mesajlaşma amacıyla, bu ışınım, verilen cüzi iradeyle, kodlanıp çözümlenir, moleküller röle istasyonu gibi çalışır. Bu bilgi, maddesi kaybolsa da kaybolmaz. Aynı şekilde ruh da maddeden soyunabilir.
Umarım, biz de doğa ve evreni, dedikleri ve demek istedikleriyle, ‘kozmik bilinç’ olarak okuyabiliriz.
(1)   Konuşma Geni: FOXP2; Konuşma Kemiği: HYOID BONE

7 Mayıs 2020 Perşembe

Doğumla Bir, Mevtle Bin Yaşa!


Doğumla Bir, Mevtle Bin Yaşa!
Tam ve mükemmel, kesin yok ve yokluktan, tam ve mükemmel, kesin ve mutlak boş ve boşluktan gelir yaşarız. Atom boşluktur, atomun bile olmadığı yerden geliriz. Geriye doğru bakar, tarihi yazar ve yaşayabiliriz. Geleceğe doğru bakar, geleceği yazar ve yaşayabiliriz. Sevginin ne kadar güçlü, kuvvetli ve kudretli olduğunu bilir, sever ve seviliriz. Bedenimizin ne kadar güçlü ve kuvvetli olduğunu bilir, bedensel iş ve işlemler yapar hareket ederiz. Ruh ve maddemizin kıymet ve kadrini bilir, ikisinin ayrı zevkine varır ve birlikte keyfini sürer, yaşarız. Beynimizin, madde olarak, atomlardan oluştuğunu biliriz ama bilincimizin de olduğuna şahit oluruz. Üstelik bu bilinci kozmik bilinç ile bütünleştirme cesaret ve bilgeliğini gösteririz. Hafızası boş olarak doğan beynimiz, zaman içinde bize, evreni kalbimizin içinde bir zerreye dönüştürebilir. Bu hâl içinde, doğum ve mevt kavramlarını, bilimsel ve dinsel mesajlar açısından değerlendirebiliriz. Ruh, maddeye bağlı ve bağımlı mıdır? ‘Verilmiş olan maddeye hükmediş iradesi’ sonuçta bilince mi dönüşür?
Zelzele suresinin tevilinde, çok ayrıntıdaki bir bilimsel gerçeğe değinilir. İnsan ruhunun yani ‘ilminin’, ‘maddeye hükmedişin’ verilen bir ‘irade’ olduğu anlatılır. Bu iradenin idrak edilme bilinciyle, maddeden soyunulabileceği açıklanır. Ruhun, maddeden soyunup, bir bilgi, ‘info’ olarak kalabileceğini ancak kütle ve maddenin tekrar enerjiye dönüşeceğini, yeniden toprak olacağını anımsatır. “İnsan ruhunun, insanı insan yapan ilminin, maddeden soyunup, temizlenip, maddeyi terk etmesi, arınması zamanında, hayvanî ruh ve kuvvetler, canlılık ilmi ve canlılık veren kuvvetler, ıstırap ve acı çeker. Beden ve maddenin, ruhsuz, ilimsiz bir şey yapamaz sadece bilinçsiz hareket edebilir, kişiliği bozulur. Ruhsuzluk durumunda, madde, tek düze bir sarsıntı, sallantı ve titreşim içinde olur, yalnız bilinçsiz sarsıntı ve titreşim içinde oluş vardır. Bu eşkâl, bu tanım içindeki sarsıntı, sallantı ve titreşim, evvel-i meta manasında olan sakaleyn yani insan ve diğer canlıların cemidir, toplamıdır. Diğer bir deyişle herhangi bir ‘şey’ olmadan önceki haldir. Yani madde ve beden arzının, kendisinin kadri ve kıymetinin bilinmesine sebep olan ervah, mana ve ameller kuvvetlerinin heyetinin tümünü ve kalpte kökleşen itikatlar meta'larını, kıymetlerini, değerlerini meydana çıkarır. Bu hal içindeyken insan, «Beden arzının bu suretle muzdarip olmasının, sarsılıp titreşmesinin sebebi nedir, bunun devası, çaresi, derdi nedir, bu ıstırap, mizacın inhirafından mı, bozulup değişmesinden mi, yoksa ahlâtın, içine karışan şeylerin, galebesinden mi ileri gelmiştir?» der. Böyle durumda, beden arzı, halinin diliyle, hal diliyle, içinde bulunduğu halinin anlattığı şekilde, haberlerini söyler. O vakit beden arzı, verilen iradenin nasıl kullanıldığını, evveline ait haberlerini, söyler. Tahkik, incelendiğinde, görüleceği gibi senin Rabbinin ona işaret eylediğini, ruhun yok oluşu, ilmin ortadan kaldırılışı ve mevtin, ölümün tahkiki, incelenmesi, zamanında ıstırap ve harap ile ağırlığının ihracı ile emir eylediğini söyler. Maddenin içinden bir ‘şey’ oluşmasına ilişkin ilim çıkarıldığı zaman, maddenin kütle ve ağırlığı da ihraç edilir, ortadan kaldırılır, aslına döner. Ruhun maddeden soyunması zamanında, beden arzı da ıstırap içinde harap olup ortadan kalkar, kütlesi ve maddesi de yok olur. O vakit insanlar,  kimi hayırlı,  kimi hayırsız, eşkıya olarak müteferrik, ayrılmış oldukları halde, bedenlerinin mizaçlarından, mezarlarından,  hesap ve ceza yurtlarına sudur ve hareket ederler. İmdi hayırlılardan zerre miktar hayır işleyen kimse o hayrı görür. Eşkıyadan zerre miktarı şer işleyen de o şerri görür.  Küfür ve hicap sebebiyle eşkıyanın hayırları yanıltıcıdır, keza iman, tövbe, galebe-i hayrat, selameti fıtrat ile hayırlıların da şerleri af olunur. (99.1-8)
‘Her Şeyin Birleşik Bir Kuramı Olarak Sicim Kuramına’ göre, “Madde atomlardan oluşur, atomlar da kuarklar ve elektronlardan. Bütün bu parçacıklar, aslında titreşen küçük sicim ilmekleridir. Sicim kuramı, tek bir ilkeden - en ileri mikroskobik düzeyde her şeyin titreşen tellerin bileşimlerinden oluştuğu ilkesi -  bütün kuvvetleri ve bütün maddeyi içerebilen açıklayıcı tek bir çerçeve oluşturur. Elektron,  bir biçimde titreşen bir sicimdir,  yukarı kuark başka bir biçimde titreşen bir sicim vs. Her hangi bir ‘şey’in ‘info’su asla yok olmaz ama kütlesi, örneğin kara deliğe düşerek, enerjiye dönüşür.” (1)

Bulunan, bilinen, tanımlanan her zerre, bilimsel özellikleriyle, titreşimiyle, kendine özgüdür ve böylece biri diğerinden farklı isim, cisim ve resimdedir. Her parçacığın bilimsel olarak özellikleri bilinir, öyle oldukları bilinse de neden öyle oldukları bilinmez. Tüm fizik bilgileri fizik ilmini oluşturduğu gibi tüm parçacıkların fiziksel özellikleri de ilmi oluşturur, ilimleri nedeniyle öyle oldukları söylenebilir. Her ‘şey’, Haktan, hakkını, hakça aldığı için var olur. Madde, canlılık ve insanın ruhu, kendine özgü ilmi, vardır ve Haktan alınmıştır.

Kemale eren insanlar, belirli bir bilince ulaşmış olarak kabul edilebilir. Bu bilinç düzeyi, everensel veya kozmik bilinç ile birleşebilirse ‘Bir ve Tek Bilinç’ olabilir ve parçalardan söz edilemeyebilir. Bir ülkenin tüm elektrik sistemi bir bütündür, küçük parçaları geçici olsa, ömrü kısa olsa da tüm sistem kalıcı ve ömrü uzun olabilir. Bir atomun alt parçacıkları var olduğu sürece, bir atom yok olsa da, yeniden uygun koşullar oluştuğunda, aynı atomdan yeniden oluşabilir. Hidrojen atomu, aynı bilimsel özelliklere sahip olarak, maddesel düzeyde yeniden oluşabilir. Canlılık ve insanlar, özellikle de beyin ve bilinç konuları üzerindeki bilimsel araştırmalar, madde düzeyindeki bilimsel özellikler ile ‘bilinç’ konusunun birbirlerinden çok farklı olduğunu gösterir. Binlerce atomdan oluşan moleküllerin, milyonlarca elektriksel akımlar oluşturarak, ortaya koyacağı bilinç, uzun ömürlü olabilir. Ayrıca, insanın mı bilinci oluşturduğu yoksa bilincin mi insanı oluşturduğu tartışılabilir. İradesi olmayan atomların bilinç oluşturması yerine, atomların verilen belirli bir irade çerçevesinde, örneğin DNA ile önce bir canlılık sonra da bilinç oluşturduğu, kutsal mesajlarla, anlatılıp açıklanmaktadır.

Umarım biz de olabildiğince külli iradenin idraki içinde olabiliriz.


(1)     “Evrenin Zarafeti”, Brian Greene, sayfa 43, 45.