8 Haziran 2022 Çarşamba

Emanetin Sahibi

 

Emanetin Sahibi

Âdem, topraktan takdir ve tasvir edilip «Hayat sahibi beşer ol» diye irade beyanıyla hayat buldu. Ruhunun verilmiş olduğu ve ruhunun, ilminin, emir âleminden olduğu, kendisine bildirilmiştir. Tekrar Hakka dönüş ile müjdelenmiştir, Hak, Âdemi, yaklaştırmak için uzaklaştırmıştır. Geri dönüşü istenmeseydi geri dönemezdi. Âdemoğlu insan, eril ruh ve dişil bedenin çocuğu olan kalptir. Kalbin ufku ruh semasıdır. Sema, ilim suyu bulutlarıyla yüklüdür. Beden arzı, bu su ile yeşerir, hayat kaynağı olur. Nimetlerden yararlanan insan, nimetleri vereni arar, bulur, bilir; azgınlık etmez, yolunu şaşırmaz. Kulun fenası halinde Hak, kendi vücudunu bağışlayarak, zatıyla baki kılar. Böylece, kul, emanetin sahibi olarak, ‘yardımı ancak senden talep eder,  seninle sana ibadet ederiz’ der.

“Külli vücudun, ilim ve hikmetin, sahibi Allah’tır.” (2 Bakara, 2) “Allah, her şeyi muhit olan, kaplayan, kapsayan, büyük arşın sahibidir. Her şeye hükmü ve emri o büyük arştan gelir.” (9 Tövbe, 129) “Allah, insanın vücudu ve işlerinin, her şeyinin, sahibidir. Kendisi zuhur edince, her şeyi kahır, yok, eder.” (114 Nas, 2) “Belki manevî âlemin bütünü, O’nun batını ve suretler, şekiller, eşya âleminin bütünü, onun zahiridir. Göklerin ve yerin, ayrı, gayrı, vücudu yoktur, bütün mevcudat, her şey, onunla mevcuttur.  Hiçbir şey Haktan gayri değildir, her şeyi, her zaman, her yerde görür, bilir, işitir. Kendisinin var olması için bir şeye ihtiyaç duyan ‘muhtaçtır’, muhtaç olan kendi kendine, kendiliğinden var olamaz. Böylece var olanın bütünden infisamı, kopması, ayrılması, bağımsız olması, mümkün değildir, ‘özgür’ olması tamamen zandır. Çünkü O’nda, cüzlere ayrılmak, ikilik, yoktur, înfisam tabirinde bir lâtife, yani güzellik vardır ki, infisam, bir şeyin ayrılmayarak kırılması, kopması demektir. Mümkün olanların tümü, Allah'ın ef’âli veya sıfatıdır.” (2 Bakara, 255)

“Hak, Âdem'i topraktan takdir ve tasvir edip «Hayat sahibi beşer ol» diye irade eyledi. Derhal his ve hareket sahibi oldu. Bu ayet, ruhun nefyine ve ruhun, ilmin, emir âleminden olup, cesedin halkı gibi madde ve müddet açısından sonraya bırakılmış olmadığına işarettir.” (3 Ali İmran, 59) “Âdem, Rabbi cihetinden bir takım nurlara, Hükümdarlığında nasıl Hükmettiğine, ilişkin anlayışlara ulaştı. Yani Âdem, Rabbinden ilim, ahlak, bilgi talep etti. Allah, Âdem’in tabiat elbisesinden sıyrılmak, meleküti nurlar sırasında dizilmek, manayı idrak ederek, kutsal olgunluğa ulaşmak ve hakiki ilimle süslenmek suretiyle, kendine rücu etmek istemesini kabul etti. Âdem’e rücu’u ilka eyledi, onu rücu edici kıldı, makbul olan tövbe budur, Âdem tarafından kaynaklanan değil. Kullarına gazabında rahmet eder. Âdem’e gazabını, Âdem’in kemaline ve Hakk’a rücu’una sebep kılmış ve yaklaştırmak için uzaklaştırmıştır.” (2 Bakara, 37)

“Allah, Hâkim ve Kadir olarak, ruh erkeğini ve nefis dişisini halk etti ve Kalp olarak siz doğdunuz. Bazınız ruh tarafına, bazınız da nefis tarafına meyletti. Bu nedenle çalışmalarınızın sonucu muhtelif ve müteferriktir.” (92 Leyl, 3) “Allah’ın ikramı sonsuzdur, zat ve sıfatı ile mevcut olup, zatını ve sıfatını sana bağışlamıştır. Fenadan sonra, ikramının anlaşılması için bekada, zatı ve sıfatı seninle zahir oldu. Seni, sıfatların en şereflisi olan ilim sıfatı ile seçti, ilmini öğretti ve olgunluğundan hiçbir şeyi senden esirgemedi.” (96 Alak, 3)

“Kuran, ancak cümle âlemler içinde sizden, yalnız sülük yolunda istikameti dileyen kimse için zikir ve nasihattir. Sıratı müstakim de ancak Hakk’ın olduğu tariktir, yoldur. Binaenaleyh hiç kimse o yola girmeyi dileyemez. Ancak Allah'ın dilemesiyle diler, zira Allah'ın yoluna ancak onun iradesi ile sülük olunur, girilir.” (81 Tekvir, 26-28) “Kul efâlindan sıyrılıp soyunduğunda, efâliyle tecelli eder; sıfatından vazgeçtiğinde, Hak sıfatlarını verir,  kulun fenası halinde, Hak vücudunu bağışlayarak zatıyla baki kılar. Böylece, ‘yardımı ancak senden talep eder,  seninle sana ibadet ederiz’ derler.” (1 Fatiha, 4)

“Kötülüğü sahiplenmezsiniz zaten, fazilet sahibi olduğunuzu düşünmek günahtır.” Fazilet sana Allah'ın fazlı ve ihsanıdır.” (74 Müddesir, 7) “Nutuk, sizin bedenleriniz arzında ve lisanınız üzere zahir olmuş olan, mütekellimi hakikînin, kelam sahibinin, sıfatlarından bir sıfattır. Eğer huzur ve Şuhut sahibi iseniz, kalplerinize mütekellimi hakikî, o sıfatla tecelli etmiştir. Nutkunuz, hayvan böğürmeleri gibi sedalar olmayıp hakikî nutuk ise, kalbinize tecelli eden sıfat-ı tekellüm sebebiyle, kelimeler suretinde münderiç, içinizde bulunan, manevi rızkınız, size ruh semasından nazil olmuştur. Hayvan sesleri gibi nutuklar ise hakikatte nutuk değildir. Ve bu suretle sizin kemaliniz hâsıl olmuştur ve ahret ahvaline onunla hidayet bulmanız için Hakk’ın nuru size işrak eylemiştir, Kalbinize manaları doğmuştur.” (51 Zariyat, 23) “Siz bir şeyi dileyemezsiniz, ancak benim meziyetimle dilersiniz. Ben onları dilerim ki, onlar beni dilerler. Binaenaleyh iradeleri benim irademin gerisine çekilmiş olur.  Belki iradeleri, onlarda zahir olan iradem olur. Kemallerini ortaya çıkararak, ilmin onlarda ibrazını bilici hikmet sahibidir.” (76 İnsan, 30) “İnsan ruhu terakki eder, derece atlar ve makam sahibi olur. İnsan ruhunun son derecesi zatın tevhidinin keşfidir,  bu makamda büyük kıyameti kopar. Cem makamında, zatın Şuhut’una vararak şahit olur. Şuhut ile gözlemle, şahit olur. Şuhut olunan zatın birliğidir. Damlaların her biri senettir, varlığa, deryanın ehadiyetine, birliğine, delildir. Deryanın birliğinde,  ehatlığında fani olan, fena bulan damlanın kadrini, ehat olan Allah’tan başka kimse bilemez. Deryanın birliğine şahit olan damla, şehit olur, şahit olunan deryadan başkası da bu durumu bilemez, takdir edemez. Şahit olunan ve şahit olan aynıdır, itibardan başka bir fark yoktur.  Allah’ta fani olanı,  Allah’a şahit olanı, ancak, şahit olunan Allah bilebilir.” (85 Büruc, 1-3)

“Akıl, insanın ruhunda ve nefsinde etkilidir. Aklın, özellikle, nefis zulmetini delip etkili olması halinde,  nefis,  basiret sahibi olur; bu anlayış ve idrak ile hidayet,  doğru yolu, bulur.” (86 Tarik, 1) “Bütün yiyecek ve içecekler akıl sahiplerine asıl hükmüyle helâl olmuştur. Zira akıl, eşyanın, mutlaka kulların menfaati için halk olunduğuna hükmeder.  Buna binaen bilinecek şeyler cümlesinden olan bir şey, ‘bilinmek için’ halk olunmuştur. Zira akıl, zarar veren ve helak eden şey’in haram olduğuna hükmeder.” (3 Ali İmran, 93)

Umarım biz de, Hakkın huzurunda ona şahit olur ve kalbimizde tecelli edeni idrak ederek şehit olabiliriz!

                                                                       Necdet Altınay, 10062022

 

 

25 Mayıs 2022 Çarşamba

Cürümden Tevhide

 

Cürümden Tevhide

Uzay zaman birleşik alanının, uzam boşluğunun, var olmak üzere, Büyük Patlama halinde, zuhurundan, ortaya çıkışından, sonra; ruhsal, bilimsel, ‘kuvvetler’, kütle kazanıp, maddeleşti varlıklar oluştu. Oluşum, enerji, kütle, madde, bitkiler, hayvanlar ve insanlar âlemi olarak gerçekleşti. Var oluşta döngüsel yasalılık esastır. ‘Her şey sonuçta aslına döner’ temel yasadır. Evrimden de kapsamlı olan “Tagayyür etmek” dinde esastır. Anlamı, ‘uyumlu farklılaşarak, başkalaşıp, belirginleşip, mükemmele, tevhide dönerek, maddeden soyunarak, Hakka ulaşım, vuslattır’. Cürüm ise, ‘hata, isyan, kanuna aykırı hareket’tir. Evrensel yasaların amacı, insanın, oluşumu ve olgunlaşarak, Hakka dönüşü olabilir.

“İşlediklerini, kendi sıfatları olarak işleyip, sıfatları ile mahcup olanların yolunun zahir olması, açığa çıkıp belli olması için, sana sıfatımızı beyan eyledik, kendi sıfatımızla mevsuf kıldık. Bu mahcupların, cürüm ve kabahatleri de bundan ibarettir.” (6 Enam,  55,56) “Ve «Ey kavmim siz, nefis sıfatları hicap ve günahından tövbe, istiğfar, edin ve şirk sebebiyle, heveslerinize tâbi olma günahlarınızı, Rabbinizin örtmesini talep ediniz.» Sonra da tevhide yönelerek, tecrit olup soyunarak ve tenevvürle, aydınlanarak, Hak yoluna sülük etmekle, doğru yola girmekle, ona rücû ediniz. O’na dönerseniz, Ruh semasını, hakikat ilmi ve yakin bilgisi sularıyla, size gönderir ve sizin istidat kuvvetinizi, kemal kuvvetiyle de ziyade eder. Ve siz ‘nefis sıfatınızın zuhuru ve tabiata tabi olup dünyaya muhabbetle, süfli yöne teveccühünüz sebebiyle, mücrim, hata yapan,  günahkârlar olarak, Haktan i'raz etmeyin, yüz çevirmeyin’.” (11 Hud, 52) Bilerek,  isteyerek,  bilinçli olarak Olgunlaşma Sürecine  ‘evet’  demeden önce insan doğada, doğal olarak yaşarken ‘yer-içer-yatar-kalkar-savaşır-sevişir’. “Hidayete erince, insanın, arz ve seması değişir.  Kalp veya Efal makamında Doğanın tümü değil yalnız ‘iyi-doğru-güzel’ olanlarını seçer. Şehveti iffete, açgözlülüğü kanaate dönüşür. Tabiat arzı nefis arzına, kalp seması da sır semasına dönüşür. Doğa ile kalbi arasında yaşarken,  güzel nefsi ile sırrı arasında yaşamaya başlar. Kendi efalinin olmadığını kabul edip Hakkın efaline tevekkül eder, kabul etmekten başka çarenin olmadığını anlar. Sıfat makamına yükselince, nefis arzı kalp arzına yükselir, sır seması da ruh semasına yükselir. Tevekkülün yerini de rıza alır, her şeye razı olunur. Zatın keşfinde ise rıza seması, tevhit semasına dönüşerek, gayrisi mevcut olmayan hal alır. Tecelli ile vahidül kahhar zahir olur.” (14 İbrahim, 48) “Habipim; ‘sizi, size vekil tayin edilen ölüm meleği öldürür’ deyiver. Yani, her ne kadar, zalim ve nefsanî sıfatlar ile mahcup olsalar da fıtrattan tamamen düşmedikçe; cüzi kişiliğin sonunda dönüp geleceği yer olan «külli insanlık» sizi öldürür.” (32 Secde, 11,12) Rüştünü kanıtlayıp benlik geliştiren herkese bir ölüm meleği vekil tayin edilir. Fıtratına kazılan değerleri tamamen kaybetmedikçe, her insanı ‘insanlık’ doğru yola getirir ve nefsanî benliğini öldürür. Bireysel kişiliğin bağışlanma kapısı kapanmadıkça, benlik ve ikilik yapma derecesi aşırı olmadıkça, külli nefis yani insanlık, insanı doğru yola sokabilir. Benlik ve ikilik aşırı dereceye varmışsa gazap meleği, nefsanî kişiliği öldürür, bedeninden ayırır. Çünkü aşırıya kaçan bireysel kişilik, görme ve işitme duyularını köreltir ve ‘seni gördük ve işittik Rabbim’ diyemezler ve rücu temenni edemezler. Adaletin gereği olarak sürekli narda, ateşte ve cehennemde olurlar.

“Nefsanî şehvet ve gazap kuvvetlerine yenik düşerek arsız, avare, serseri, hilekâr, sahtekâr, günahkâr, kibirli, hırslı, şımarık, cimri gibi niteliklerle anılan mücrimler; nefsanî ve bedensel açıdan öyle tanındıkları gibi; kalp ve ruh açısından da doğru düşünememek, yanlış bilgilere sahip olmakla da cahil olarak bilinirler. Böylece alt taraftan da üst taraftan da azap içindedirler. İşte bu durum, cismani tabiatın, esveli safilin çukurunun, dibidir. Alt tarafta ateş yanarken üstten de kaynar su dökülüyor denebilir.”  (55 Rahman, 41-44)

“İmdi: dünya göğü yarıldığı vakit; semai dünya, nüfusu hayvanidir, dünya seması hayvani kişiliktir, onun inşikakı, yarılması, ruhun zevali zamanında, ruhtan boşalmasıdır. Zira insanî ruhun, hayvanî nefse nispeti, hayvanî nefsin bedene nispeti gibidir; beden, nefis ile hayat kazanır, nefis de ruh ile hayat kazanır; bu nedenle ruhun bedenden ayrılması sebebiyle, ruhun zevali zamanında, hayvani ruh yarılır.” (55 Rahman, 37) “O gün aza dağları, kemikler gibi bedensel organlar, ‘dağılmış toz, atılmış pamuk gibi olur’.” (70 Mearic, 9) Beden, nefis ile canlanır, nefis de ruh, ilim ile canlanır. Her zerre, Haktan, Hakkın gölgesi olan ilimden, hakkını, hakça aldığı için, kendine özel ve özgü belirli özelliklere sahip olarak yoktan, yokluktan, var olur. Zahir olan ilim ile zerre ortaya çıkar var olur, ilmin zevali, sona ermesi, yok olmasıyla da zerre yok olur. Örneğin, foton ve nötrinoların kütlesi yoktur, elektron ve protonların kütlesi vardır. Tümünün var olması için ortak özelliği, ilim kazanarak, bilimsel vasıflar, sıfatlarlarla ‘tagayyür’ etmeleridir. Böylece her zerre bir diğerinden farklılaşarak belirginleşmiştir. Bir zerrenin içinden ruhu yani ilmi, diğer bir deyişle bilimsel özellikleri, yarılıp çıkarsa, zevale ererse, nasıl var olduysa aynı şekilde yok olup giderse; geriye zerrenin kütlesi kalmaz yok olur, zerre mevt olur, ‘dağılmış toz, atılmış pamuk’ gibi olur. Enerjinin kütleye ve kütlenin enerjiye dönüşümü bilimsel bir gerçektir. Kara deliklerin ‘olay ufkunu’ geçen kütleler, ‘infoları, bilgileri’ olay ufkunda kalarak, kara deliğe düşer ve enerjiye dönüşürler. (1) Belki de kara deliğe düştükleri için kütle enerjiye dönüşmez ama ‘ruhu zevale’ erince, yani ilmi sona erince, çıkıp gidince, kütle ‘inşikak, inşirak edip, yarılıp’, kara delik oluşur. İlimdir, bilgidir etken olan, tesir eden, gelip giden, var olup yok olan ve kütle, madde edilgendir, tesir edilir, etkilenir. Bilgi, info, kuvvettir, Hakkındır, Haktan gelir, Hakkı bilir, kemale eren insan da, Hakkı bilince, Hakka döner!

Umarım biz de insan olarak, kemale ererek, Hakka dönüşü gerçekleştirebiliriz!

                                                                       Necdet Altınay 25052022

(1)   The Economist, Stephen Hawking's answer. Aug 26th 2015, by D.J.P.

 

25 Nisan 2022 Pazartesi

Kul, Hakkın Abidesidir

Kul, Hakkın Abidesidir

Atamızın dediği gibi ‘insan ve insanlığın gelişimi paraleldir’. Bir bebek, önce ebeveynlerinin hayalinde belirir, istenir ve ‘olsun’ denir. Doğa incelenerek, yoktan ve yokluktan birçok şey var edilir, bilinenlere uygun ve uyumlu, çok şey gerçekleşir. Her seferinde, önce altına yapıp üstüne oturan, bakıp göremeyen, eliyle tutamayan, yürüyemeyen, hareketsiz, sıfatsız ve kişiliksiz, kalpsiz ve boş beyinli bir ‘bebek varlık’ elde edilir. Sonra görülür ki bu varlık en sorumlu ve en yetkili olacaktır. Dünyaya ve evrene anlam katacak, mana verecek ve her şeyi önemli kılacak, kâmil bir insana yücelecektir.

İnsan, geriye bakarak, doğayı okuyarak, kendini bilir. Âdem ve Âlemin ikiz olduğunu idrak edip, kıyasla âlemi öğrenir. Dünya, yıldız ve galaksileri; kuantum âleminde zerreleri inceler. CERN’DE, tam bir boşluk ve yokluk yani vakum ortamında, hızlandırıp çarpıştırdığı atom altı parçacık deneylerinden, evrenin oluşumuna ilişkin sonuçlar çıkarır. Yokluktan, vakum ortamına, saniyenin 10-40ında, zerrelerin çıkıp var olup yok oldukları deneyimleşir. Büyük Patlama, var olan bir ‘şey’in patlaması değil uzay-zaman birleşik alanının patlamasıdır, bu boş ‘barınak’ta, kalp Kâbe’sinde, Beytullahta, ‘ol’ emriyle, hareket başlar. Enerji hareketi, belirli özellikler yani sıfatlar yüklenmiş zerrelere aittir. “Protonların içinde üçer adet bulunan kuarkların çarpıştırılmasından ortaya çıkan ‘w bozonu’ Hidrojen atomundan 90 kat daha ağırdır, ‘z bozonu’ ise daha da ağırdır. Bu w bozonun içinden geçen kütleli elektronlar kütlesiz nötrino olarak çıkarlar.” (1) Hareket sıcaklıktır, ‘ol’dan sonra oluşan zerreden, hız ve hareketini ayırmak mümkün değildir. Fiil ve sıfatlar, vücuttan, mevcudatla birlikte, akıbetleri dâhil, verilmiş olarak ortaya çıkar ve var olur. İkiz atom deneyleriyle, bilim kanıtlamıştır ki neyin, nasıl ve ne olacağı, evrenin ilk oluşumunda ‘belirlenmiş’ durumdadır. (2) Bilimin kanıtladığı gerçekler bizi ‘hakikate’ götürür!

Her şeye barınak olarak var olan uzay zaman, uzam, balonunun içinde ilk oluşan, yani yokluktan çıkıp var olan, kuvvet ve enerji yüklü ışığın, foton gibi alt parçalarıdır. Işığın hızı sabittir, öyle olması istenmiş! Bugün, ışıktan daha hızlı yayıldığı veya genişlediği bilinen tek şey uzamdır, barınaktır, evrendir. Işık, ‘elektrik’, ‘manyetik’ ve ‘elektromanyetik’ olmak üzere üç temel kuvvetten oluşur. Ayette, “Kuvvetlerin ‘izdiham’ etmesiyle tecessüm ettiniz, cisimleştiniz, bedenleştiniz” dendiği gibi; (3 Ali İmran, 96) kuvvetler, belirli alanlarda, Higgs Bozonu içinde, toplaşarak maddeyi oluşturur. Geriye sadece, yeşillikte, klorofilin, fotonu, ışık enerjisini, şekere çevirmesi kalır. Enerjiden ışığa, ışıktan maddeye ve klorofil ile de canlı bitkiye geçişi idrak eden insan için artık Âdem ve Âlemi anlamak çok kolay ve her şey apaçıktır. Bir canlı hücrenin oluşması için aynı anda üç fonksiyonun birden var olması gerekir. ‘Dışından enerji alan’, içinde bu ‘enerjiyi amaçlarına uygun kullanan’ ve ‘çoğalmasını bir sisteme bağlayan’ canlı hücreden ötesi zamana bırakılabilir. Hücrelerimizin her biri tam teşekküllü bir fabrikadır. Bedenin ihtiyaçları karşılanırsa, aklı başında bir insan oluşur. Bu gerçekler ışığında, ‘ben’ diyen insan oluşması için o insana ihtiyaç yoktur! Kâmil insanın ‘inşası’ özeldir. Senin var olman için sana ihtiyaç yoksa var olmak için bir şeye muhtaç olmayan Yaratan vardır sadece, başkası, gayrisi yoktur. (Özgür İrade: 6 Enam, 61)

“Eşya ve görünen mevcutlar,  ezeldeki ilimlerinin açığa çıkmış halidir.  Eşyanın aslı ve esası, görünen maddenin hakikati, Hakk’ın yokluk aynasındaki görüntüsü, ilmi, gölgesidir. İlmin görünür haline ‘gölgenin uzatılması’ denir. Vücudun, ilminden ayrı ve gayrı bir ismi,  cismi ve resmi olamaz ama farklılığa yalnız akıl şahitlik eder.” (25 Furkan,45) “Sıfatının tecellisi, ortaya çıkışı, için ‘nefehat-i Rabbaniye rüzgârlarını’, ‘şişirici rüzgârları’ gönderir.” (25 Furkan, 48) Boş barınak olan evrenin içinde enerjiyi aniden şişiren rüzgâr esebilir. Bir bardağın tasarım, üretim ve malzeme bilim ve teknolojisinden ayrı bir ismi, cismi ve resmi olamaz, akıl da buna şahittir. ‘Şey’, infosunun, bilgisinin, deposudur. (3)

Bir anlamda, nefsi terbiye oruç, ilme tabi olup itaat namaz, bir şeyi yerinde, zamanında, dozunda yapmak hac, sorana bilgi vermek zekât, iyi doğru güzeli ikrar kelimeyi şahadettir. “Sonuç olarak, bu idrak, aşk ile soyunma ve kavuşma halidir.  Bu hal içinde iken abdın vücudu yoktur. Hak yakin geldiğinde, vücut biter. Vücut yoksa namaz kılınamaz. Buna,  güneşin tulû’u,  doğuşu,  birden bire zuhuru,  bir şeye aniden vakıf olup bilme,  hali denir. Güneşin doğuşu zamanı, abdın, kulun, vücuduna vahdet güneşinin istivasından zevali yani en tepe, doruk, noktasından sonrası zamanıdır. Vahdet güneşi kulun vücudunda en tepe noktasındayken namaz kılınamaz çünkü orada Hak yakindir, kul yoktur. Namaz için vücut gerekir. Cem makamından önce yani halk ile mahcup olarak, fark-ı evvel,  ilk fark,  benlik,  ikilik zamanında,  tevhidi idrak etmekten önce de; cemden sonra fark-ı sani,  ikinci fark halinde,  beka zamanında da; abdın vücudunun gölgesi var olunca, namaz vacip olur. İnsan, yalnız cem hali içindeyse Abd-i Hu’dur, abidesidir, delilidir. Namazların en evveli ve en lâtifi Hafi, gizlilik, makamındaki ‘soyunma ve kavuşma namazı’, “Öğle” namazıdır.  Namazların en makbulü, ‘salâtı vüsta’ olanı, ise ‘asır namazı’, ‘Ruh makamında Şuhut namazı’ olan “İkindi” namazıdır. Ruhen, her yerde ve her şeyde Hakk’ın görünmesi namazıdır.  Ruh ve hafi makamlarında şeytanın gireceği bir yer olmadığından öğle ve ikindi namazlarında okumalar gizlidir. Ruhun nuru,  ilmin idraki içinde,  kalp aydınlığında, gece ve gündüz meleklerinin buluşmasıyla namaz kılınır. (4) Bu namaz, kalp makamında kılınan huzur namazıdır. Kalbin hayatı, hakiki aşktır. Yakin olunca batından bir aşk ve şevk kopar. Namazda, kıyamet koparcasına kıyama durulur, aşk içinde, aşkta, âşık ile maşuk kavuşur. Kalp makamında, ruh, beden ve nefsin idrakine varılır. Nefis makamında, baş eğme ve teslim olma namazı, “Yatsı” namazıdır. Nefis, kalp ve sır gibi şeytanın vesvese etmesi mümkün olan makamlara alâmet kılınan yatsı, sabah ve akşam namazlarında, şeytanı engellemek için okumalar yüksek sesle yapılır. (17 İsra, 78; 15 Hicr, 99) (21 Enbiya, 30-33)

Umarım biz de namazı miraç olan mümin, ‘abide’,  olup Hakkın hakikatini idrak edebiliriz.

                                                                                              Necdet Altınay 24042022

(1)     https://www.economist.com/science-and-technology/2022/04/16/experiments-contradicting-the-standard-model-are-piling-up

(2)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2017/07/nazarla-olusum.html

(3)     The Economist, Stephen Hawking's answer, Aug 26th 2015, BY D.J.P.

(4)     http://necdetaltinay.blogspot.com/2019/02/namaz-vakitleri.html

13 Nisan 2022 Çarşamba

Sefaya Yüceliş

 

Sefaya Yüceliş

Dün yaşananlar, bugünün; bugün yaşananlar da yarının sebepleridir. Her şey, belirli ve bilinen bir akıbete gider. İlahi nefes ile hayat verilenler, emanetlerini zekât olarak verip, meşakkati durdurup, kurtuluşa ererse, kendileri için en hayırlısı olur. Mevcudatın tümünde görülen her çeşit olgunluk, Hakkın cemal ve celal sıfatlarıdır. Hırsızlığın doruğu, polisliğin de doruğudur. Bedensel zevk ve lezzetlerden, kalbî duyguları yaşamaya yücelerek; dostluk, sevgi ve muhabbet, sefa ile safi olursa, ilmin ve muhabbetin kaynağına yaklaşılmış olur.

“Beden arzında, bireysel tedbir alma, bedensel iş ile işlemler ve hareket sayesinde yaşanabilecek ortam hazırlanmıştır.  Kalp seması ise sabır,  şükür,  tevekkül,  bağışlama ve muhabbet makamlarıyla birlikte bilgi, hikmet ve hakikatler ile donatılmıştır. Hakikat nuru vehim ve kuruntudan korunmuştur. Vücutta bir şey yoktur. Her şeyin hazinesi indimizde, katımızdadır. Önce sureti, şekli ve resmi, külli akılda külli veçhesiyle, her yönüyle, resim olunur, kaza âleminde resmi çizilir. Sonra, sebepleriyle birlikte, levha-i mahfuzdaki görüntüsüyle  külli nefis âleminde görüntülenir. Daha sonra ayrı ve farklı bir birim olarak, ölçülerine göre, istenen miktarda, vasıflarına uygun, levha-i kader ve dünya semasında görüntülenir. Kısaca, külliden cüziye, her şey tasarımına uygun gerçekleştirilir. Her şey belirli ölçüde, şekilde, yerde ve zamanda kendine özgü yaradılış ile indirilir. İlahi nefes rüzgârları, hikmet ve bilgi aşılayıcı, kalplere sefalar verici ve tecellilerin kabulüne hazırlayıcı, olacak şekilde estirilir. Ruh göğünden hakiki ilimler suyu indirilerek insanlar ihya edilir. İhya edilmezden önce insanın ilim hazinesi yoktur. İnsan, ‘Hayat-ı İlmiye’, ilmin hayatı, suyuyla fıtrat makamında, kıyam ederek hakiki hayat ile ihya edilir. Vahdette fâni kılmakla da imâte eder, öldürürüz. Sizin fenanızdan sonra, baki olan vücutları vâris olanlar ancak biziz.” (15 Hicri, 21-23) Önce ‘Kaza Âleminde’ kapsamlı resmi çizilir. Sonra,  sebepleriyle birlikte,  levha-i mahfuzdaki görüntüsüyle, ‘Külli Nefis Âleminde’ görüntülenir. Daha sonra farklı bir birim olarak, ölçülerine göre, istenen miktarda, vasıflarına uygun, levha-i kader ve ‘Dünya Semasında’ görüntülenir. Kısaca, Plan, Program, Bütçe, Uygulanır!

“Anlayışları nedeniyle «Rahman isminin feyzini, ilmini, kabule mahsus olan» Rahman’ın has kulları, nefisleri huzur içinde tatmin olmuş, hareketleri benimsemeye, üstlenmeye, ‘ben’ demeye, çekinen kimselerdir. Bu kimselerden istenen tek şey ‘ben’ dememe beyanıdır. Bunlar, hareketlerin, akıl ve organlarının, emniyet içinde olduklarına kararlılıkla inandığı için, sakindir. Yeryüzünde yavaş gezenlerdir.  Ve onlar, sefalet ehli olan cahiller, kendilerine hitap ettikleri vakit «cahillerin sözlerini teslim edip kabul ederler». Rahmet ile dolu ve sefaletle zuhur etmekten uzak ve kalp nuruyla kuvvetlenmiş olan nefisleri, «cahillerin ezasından müteessir ve muzdarip olmaktan âli olduğundan» cahillere karşı muaraza, itiraz, etmezler. Onlar, «riyazet ile fani» «kalbin sıfatları ile kaim», «hayat-ı ilahiye ile hay,  diri»  olurlar. Diri oldukları halde  «Rab’lerine itaat edip onunla kalarak ve nefis makamında irade ile meyyit, ölü, olurlar» ve ettikleri duaya uygun «hal lisanıyla»: «Ey Rabbimiz, bizden cehennem azabını men et, zira cehennem azabı bir hükümdür ve cehennem fena bir makam ve karargâhtır» derler.” (25 Furkan, 63,64)

“Selâm, gönülleri şen olan, yaratılışları eksiksiz, temizlenip seçilen, has kullarına özeldir. Varlıkların tamamında görülen tüm olgunluk, Hakkın cemal ve celal sıfatları olup, bu olgunluklarda gayrın nasibi yoktur. Has kullarından seçip saf kıldığı kullarının zatlarının sefası ve aynlarının, hakikatlerinin, istidat noksanlığından ve perdelenmekten temizlenmiş olması, Hakkın o kullarına selâmıdır.” (27 Neml, 59) “Has kulların ‘selâmün âleyküm’ demeleri, Hakkı kabule mani olan afattan Allah size selamet, kurtuluş, versin demektir. Biz, sefahat, sefalet ehli, düşkün, olmakla yok olmaya mahkûm kişilerin muhabbetini talep etmeyiz, çünkü onlar bizim muhabbetimizden faydalanmazlar.” (28 Kasas, 55)

“Allah’tan başka evliya dostlar edinenlerin misali ev yapan örümcek misali gibidir. Uhrevi yaşamın kaynağı, Zatın Tekliği ve İlahi Muhabbettir. Bu dostluk, sevgi ve muhabbet; terkibin zevali zamanında, terkip olunan şeyden kurtulduktan sonra, maddeden soyunduktan sonra, kalp ve ruh makamında; nefsin, beden perdelerinden kurtuluşu zamanında, sefa ile safi olabilir. Çünkü o makamda muhabbetin kaynağına yaklaşılmış olur. Kıyamet gününde ise büsbütün safi ve sırf ilâhi muhabbet olur.” (29 Ankebut, 41) “Ey müminler, Allah’a tabi olup doğru söz söyleyin, sözde doğruluk sıdk ve sevaptır. Sadık oluş her saadetin mayasıdır, her kemalin, olgunluğun, aslıdır, çünkü kalbin sefasındandır. Kalbin sefası ise tüm olgunlukların ve tecellilerle aydınlanmanın kabulünü gerektirir.” (33 Ahzab, 70)(Y) “Allah dostları, konuşma ve görüşmelerinde bilişirler. Biliştiklerinden, tevafuk, uyum ve uygunluk, içinde olurlar, zatlarından soyundukları için sevişirler. İrfan, anlayış ve idrakin sefasıyla sefalaşırlar, dünya ve ahret işlerinde yardımlaşırlar. Bu dostluk, canı gönülden olan samimi dostluktur. Bu dostluklar, Enbiya, Evliya, Şüheda ve Asfiyanın, olgun, kâmil insanların muhabbetleridir.” (43 Zuhrüf, 67)

Umarım bizim de dostluğumuz, kalp ve ruhumuzda, sefa ile safi olabilir ve biz de bilişir, sevişir, tevafuk, uyum içinde, samimi dost olabiliriz.

                                                                       Necdet Altınay 14042022

 

 

31 Mart 2022 Perşembe

Zekâtla Vuslat

 

Zekâtla Vuslat

‘Evrende, tesadüfen ışık, kuvvetler, kütle, madde, yıldızlar, dünyalar, aylar ve bunların üzerinde hareket eden çeşitli vasıflarda şeyler var, hepsi de tesadüfen hareket ediyor, bakalım ne olacak, görelim ne sonuç çıkacak’ denmez. Tesadüf yoktur. Her hareket, belirli ve bilinen bir amaç ve sonuca gitmek üzere, olması gereken, sebepler dizisidir. İnsan, Girdi-Üretim Süreci-Çıktı açık sistemine uygun, amacını gerçekleştirmek üzere, gerekenleri yapar. İlahî düzen de böyledir. Tesadüfen olan biten bir şey de yoktur. Yokluktan çıkıp var olan her şey bilinen bir amaç için var olur. Nihai amacı gerçekleştirmek üzere gereken özelliklerle donatılmış olarak var olur. İnsanın, özgür iradesinin var olduğunu düşünme özgürlüğü vardır. Kendisine verilenlerin emanet olduklarını idrak edince zekât ve sadaka vermesi hakkıdır. Her insanın, kemale erme, kâmil insan olma hakkı vardır.(1)

Hak, Muhammed suretinde zahir olmuş, görünmüştür. Görünen, Görenin görüntüsüdür! Nihai olgunlaşma ve gelişim özelliklerini kapsayacak şekilde, bütün mevcudat ve eşyaya vücut verildi. Bu vücut veriş rahmeti rahmaniye yani genel olan her şeyi kapsayan, rahmani olan rahmettir.  Rahmani özellikler birbiriyle uyumludur,  tevhit edilebilir, birleştirilebilir. Güncel olan “Bağlantısal Bütünsellik” kavramıyla tüm galaksilerin bir ağ şeklinde birleştirilmesi bu nedenle gerçektir. Bununla birlikte, bireye veya kişiye özel olgunlaşma ve idrake uygun özellikler de vardır. İnsanlık, insana uygundur. Her insana, insanlığa uygun ama bireysel düzeyde farklı kişilik oluşturan özellikler verilir. Her eşya da madde,  kütle ve enerjiden oluşur ama masa masadır,  cam da cam.  İnsan kemale erer,  olgunlaşır, eşyadan da sanat eseri oluşur. İnsanlığın kapsadığı tüm özellikler ve insan, birbirleriyle tam bir uyum içindedir. Ancak, insanların, insanlıktan seçip aldıkları özellikler, bireysel ilişkilerde, ilk bakışta, birbirleriyle uyumlu görülmeyebilir! (41 Fussilet, 1-4)

Kuran, ilmin tümünü kapsayan kitaptır. Bu kitap bütünün, eşyanın, özüne konduktan sonra, ayrıntılı ayetleri indirilen Furkan, uygulama aklı, kitabıdır. Kuran, Arapçadır ama tüm beşeriyete müjdeleyicidir. Furkan’ı ise eşyadan, düşünen akıl sahipleri okuyabilir. Nefis sıfatları oluşur ve kalınlaşırsa, araya girer, eşyayı görmekten ardındaki ilmi göremeyen için kitap ile aralarına perde girmiş olur. Habip,  bir beşerdir ama vahiy gelen beşerdir.  Kendisine,  ‘varlığınız iddiası günahıyla’ şirk etmemeniz vah yedilir. Kutsal âleme yönelmeye götüren, yönelten, yaradılıştan gelen nurunu ve ebedi hayat madeninin, kaynağının, değerini; doğal bedensel duygularla değişip örtenler, ahreti de inkâr ederler. Vahdetin tahakkuk etmesi, ortaya çıkması için bireysel benlik ve ikilik sıfatlarının mahvı ile nefislerini tezkiye etmeyen, yani zekât olarak verip temizlemeyenlere azap vardır. Zekâtı Allah’ın kabul etmesi için dua edilir. Arızî,  sonradan olan, suret ve maddeyi görüp de bunların ardındaki ilmi idrak edememek yüzünden küfür, inkâr, edilir. Beden arzını halk edip, onu zatına perde kılıp örtünen Zattan; beden perdeleri yüzünden, mahcup olan, göremeyen, sizsiniz. Madde ve surette kalıp gayr ile oluyor, gayrı tanıyorsunuz, etki edemeyecek eşyaya tesir nispet ediyor, yakıştırıyor, gayrı etkili zannediyorsunuz. Halık, Yoktan Yaratıcı, isim ve sıfatlarıyla âlemleri böyle terbiye eder. (41 Fussilet, 5-9)

Bizimle sizin aranızda cinsiyet ve vasıflara dayanan münasebet, ilişki, vardır, dünya ve ahrette biz sizin evliya ve ahbabınızız. Aynı şekilde, Haktan mahcup ve perdeli olanlarla şeytanlar arasında da münasebet, ilişki, alaka vardır. İstidadınızın gereği olan kemale ererseniz, sizden kaybolana, terk ettiğiniz nefsanî fiil ve sıfatlara, şevkiniz olmasın, aramayın, tekrar sahip olmayı istemeyin. Her ne isterseniz efal ve sıfat cennetlerinde o şey sizin için hazır olur. Allah, sizin için kendi efal, sıfat ve zatını; sizin efal, sıfat ve zatınızı iptal edip, size vererek, merhamet ve rahmet edendir. (41 Fussilet, 31, 32) «Kur'an'ı Biz inzal eyledik, indirdik ve elbet onu Biz hıfzediciyiz, koruruz» buyrulmuştur. (15 Hicr  Suresi, 9)

Biz inananların,  enfüs ve afakta,  içerde ve dışarıda,  batın ve zahirde,  görünür ve görünmezde, Hakkı müşahede etmelerine yardımcı oluruz. Hatta muhakemelerine,  deliller ile anlamalarına, yardımcı oluruz. Böylece, Hakk’ın görerek, apaçık aşikâr olduğunu idrak ederler. Yardım ettiklerimizden Hakk’ı eşyada müşahede edenler için Rab yeterlidir. Efali, fiilleri, delillerle, sıfatı tecellileriyle, görünüşleriyle, anlaşılır, her şey bilgisi kapsamındadır. Her şeyin hakikati, Hakk’ın ilminin aynısıdır, vücudu ilmi ile oluşur; ilmi zatının aynıdır ve zatı aynı vücududur. Gayrın vücudu, aynı ve zatı da yoktur. Her şey fanidir, helak olur, yalnız Hakk’ın yüzü, Hakk’ın zatı bakidir. Nefiste ve çevrede görünen ve beliren vasıflar, sıfatlar, Hakk’ın varlığının ortaya çıkışı iledir.(41 Fussilet, 53,54)

Güzel söz söylemek ve kabahat örtmek, arkasından eziyet yapılan sadakadan hayırlıdır. (2 Bakara, 263) Her yenilen yemek, vücutta kendi cinsinden işler doğurur, yemek haram ise yiyen kişiyi haram işlere; mekruh ise mekruh, iğrenç, şeriatta hoş görülmeyen, işlere; mubah, işlenmesinde sevap günah olmayan şeyler, ise mubah işlere; haz veren kabilinden ise haz alınacak işlere, davet eder. (2 Bakara, 276) Bütün yemekler düşünen akıl sahiplerine asıl hükmüyle helâl olmuştur. Akıl, zarar veren ve helak eden şey’in haram olduğuna hükmeder. (3 Ali İmran, 93)

Hem parçacık hem de dalga olan  ‘foton’  veya ‘elektronun’,  insan gözlem yaparsa bir,  yapmazsa iki yarıktan geçişini ve karşısındaki ekranda bırakacağı iz ve izlerini anladı. “Sol taraftan geçmeye doğru yol alırken son anda sağ yarıktan geçer ve kararını geciktirebilir” deyişim mantıklı geldi. “Sağ yarıktan geçip fosforlu ekrana ulaşmadan önce uzun bir yolculukla Andromeda galaksisini dolanır. Feynman’a göre, elektron, çıkış noktasını varış noktasına bağlayan her olası yolu eş zamanlı olarak tüketir” deyince,  rahmetli eşimin tepkisi “Yok artık!” oldu. (2) “Kütleli, kütlesiz zerre, her zaman her yerdedir ve ölçülmeye hazır ve nazırdır” kavramı bilimsel, ateistlik bilimsel olmayabilir!

Umarım biz de emanetimizi zekât olarak verip çıkarız aradan kalır Yaradan!

                                                                       Necdet Altınay 02042022

(1)    http://necdetaltinay.blogspot.com/2020/05/akln-yolculugu.html

(2)    “Evrenin Zarafeti”, Brian Greene, sayfa  272.

16 Mart 2022 Çarşamba

Meşakkat Çekmeyin

 

Meşakkat Çekmeyin

Doğal olarak insan, doğar, bebeklik, gençlik ve olgunluk çağlarını geçerek gelişir. Bebeklikte, her şey Bir ve Tek bütündür, sonra ‘şeyler’ birer ikişer öğrenilir, herkes ve her şeyin farkı belirginleşir. Böylece rahmanîden rahimsiye, vahdetten kesrete, açılım süreci gider. Öğrenim ve gelişimin bir yerinde, insan, kutsal mesajla karşılaşır. Kesretten vahdete dönüş başlar. Ortam ve çevre koşullarına uyum göstermek çok meşakkatli bir iş iken; hareketlerin, fiillerin ve sıfatların kaynağının bir ve tek olduğu görülür. ‘Kuranı öğrettim, insanı yarattım’ mesajına uygun olarak, insan, olgunlaşmaya başlar. Allah’ı bildikçe meşakkatlerden kurtulmayı öğrenir. Bu süreç, fıtratın ve genetik yazılımın gereğidir.

“Kuranın daveti ancak kalbin hicabı, perdeli, halinde ve nefsin vücudu ile mümkün olabilir. Davete uyup beşeriyetin tümü tamamen fena bulduğunda, nefsin, Hak ile bekası görülür ve fani olma secdesi edilir, nefis ile mevcut olunmayıp Hak ile mevcut olunarak; Hak, ikilik ve benlik zuhurundan tenzih edilir. Bu makamda daimi olarak tespih edilir. Zatın tecelli ettiği gün, büyük kıyamet günüdür ve o gün hiç kimsenin tahammül edemeyeceği, arkalarında bırakacağı, meşakkatli gündür.”  (76 İnsan, 26,27) “Allah, sizin için meşakkat ve darlık murat etmez. Herkesin vahdet âleminde olduğu çocukluğundan sonra bireysel tercihler ve koşullar nedeniyle, kesret âlemine geçenleri, içine girdikleri çirkin nefis sıfatlarından kurtarmayı diler. Sizler, fenadan sonra beka zamanında kemal nimetine şükür edersiniz.” (5 Maide, 6) “Biz, insanı, nefis ve hevesi, kalbinin fesadı ve perdesinin kalınlığı, yüzünden meşakkat üzere halk eyledik.” (90 Beled, 4) “Sizin karşınıza çıkan güçlük, meşakkat ve musibetlere sabredip, tevhit üzere olarak, yardım dileyip Allah’ın dostluğunu isterseniz ve tevekkül edici olursanız muradınıza erer, güzelce korunursunuz.” (3 Ali İmran, 120) “Bazılarının, ’Keşke öyle yapmasaydı, orada olmasaydı ölmeyecekti’ gibi düşünmeleri, kendi kalplerine meşakkat ve darlık verir. Eğer onlar muvahhit, tevhit eden, yakın sahibi ise o ölümlerin Allah’tan olduğunu görüp, bilecek ve sadırları genişleyecektir.” (3 Ali İmran,  156) “Alışmış olduğu ve huy edindiği nefis karargâhından, hak yoluna girmek üzere, hicret ederse; istidadındaki meşakkatler, kuruntular, hayaller, hayvanlık, canavarlık gibi nefis sıfatlarından kurtulur ve göğsünde genişlik hisseder.” (4 Nisa, 100) “Nefsanî günahlarının ve cismani muhabbet fiillerinin meşakkatlerini yüklenirler. Bu yükler nefislerinde kökleşirse murat ettikleri şeylerden geri kalır ve yükler gittikçe ağırlaşır.” (6 Enam, 31) İnsan, meşakkat ve güçlüklerden kurtuluşun hakikatini aramalı, hikmetini bulmalıdır.

“Senden evvel de, dinleyip dediklerine inanırlar da hicaptan, perdelenmekten kurtulurlar ve itaat ederler diye, ümmetlere resuller gönderdik. Hatta nebilerin gelmesine yakın şiddet ve meşakkatlere tabi tuttuk.” (6 Enam,  42) “İman edip de meşakkatlere katlanarak hicret etmeyenlerle, hicret edinceye, Allah yolunda infak edinceye kadar, dostluk etmeyin.” (8 Enfal, 72) “Bedende herhangi bir organın eksik, sakat olması veya hastalık durumu size nasıl meşakkatli gelirse, resule de sizin azap çekmeniz öyle meşakkatlidir.” (9 Tövbe, 128) “Gaflete düşene dünyada azap vardır ama ahret azabı daha meşakkatlidir.” (13 Rad, 34) Meşakkat, nefisten kalbe, akılla ruha hicrete sevk etmelidir.

“Davut’a gelen vahiylerden biri şöyledir: «Ey dünya,  bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edene de meşakkat çektir.» Kutsal hadislerden biri de şudur: “Bana nafile ibadetlerle yaklaşana ben de yaklaşırım ve severim, sevince de işittiği kulağı ve gördüğü gözü olurum.” (16 Nahl, 75) “Allah için sabır, Allah’ta sabır, Allah ile beraber sabır, Allah’a sabır, Allah’la sabır olmak üzere beş çeşit çok meşakkatli sabır vardır.” (16 Nahl, 127) “Kuranı, senin meşakkat çekmen için indirmedik, hidayet bulamayanlar, doğru yola gelmeyenler senin yüzünden değil kalplerinin katılığındandır.” (20 Taha, 2) “Din, size, ibadeti külfet ve meşakkat kılmamıştır. Nefis baki oldukça, kalp ve ruhtan kendisinde bakiye buldukça, ibadet hakiki olmaz ve zevki de tam olamaz. Muhabbeti tam ve safa sahibi için zaman müsait ve ibadet rahat olur.” (22 Hac, 78) “İnsan ömrü, nefis denen Tur dağına inip çıkmakla, meşakkatle, geçer. Doruktan, dibe, esfeli safiline, bedenin çukuruna düşülür.” (74 Müddesir, 26) İnsan, meşakkatli nefis mücadelesinden dönmeyi bilmelidir.

“İnsanları çarpıp helak eden büyük meşakkat ve bela, ya küçük, ya da büyük kıyamettir. Çarpan büyük kıyamet ise çarptığı kişiyi ifna eden, zat-ı ehadiye,  bir olan zatın,  tecellisidir; beşeriyetin tamamen ifnası hali, değeri ve kadri bilinemeyen bir haldir. İnsanlar o Şuhut’ta, her şeyde Hakk’ı görmesi halinde,  dağılıp parçalanarak hakir ve zelil olurlar.  Çünkü muvahhidin, tevhit edenin, nazarında, kendisinin kadri ve kıymeti yoktur. «Nazarlarında insanlar, sivrisinek ve pervane gibi olmadıkça, kişinin imanı kâmil olamaz» denir. İnsanlara aynı fena ile nazar ettiğinde, insanlar, yanmış ve dağılmış pervaneler gibi olurlar.”  (101 Karia, 1-4) İnsan için ölmeden önce ölmek, kurtuluşun tek yolu olabilir!

 İndirilen Kitap, insanın olgunlaşmasını amaçlayan öğütleri kapsar. Ruh ve nefsin kalp çocuğu olarak muhatap alındığında, insan, mahcuptur, perdelidir, örtülüdür, tesettürlüdür. Dünyaya çıplak, korumasız, bilgisiz, boş beyinle gelen insan; örtünür, korunur, bilgi edinir, bilinci gelişir; çevresindekilere kıyasla kendinin ne olduğunu anlar, kendince benlik ve diğerleriyle ikilik oluşturur. Meşakkatlerin kaynağına indikçe Allah’a yaklaşır, sever, sevilir, mesajları anlayıp uyguladıkça, benlik ve ikilikten kurtulur. Her şeyde Hakk’ı görmesi halinde kişinin imanı kâmil, kendisi de insanı kâmil olur.

Umarım biz de meşakkatlerden kurtulur, Hak, biz diye de görünür!

                                                                        Necdet Altınay, 16032022

3 Mart 2022 Perşembe

İlahi Hikmet

 

İlahi Hikmet

Hikmet, akılla izi sürülen, gereği yapılıp hak edilen, ‘eşya’ bilgisi nimetidir, verilir; müminin gaibidir. Kaynağı kutsaldır, ilahidir, insana özeldir, verilirse nimet, idrak edilirse akluhikmettir. Ayetlerde tanımlanan fiil ve sıfat tecellilerinin delilleri, aranıp bulunup izlenirse; ilahi emir uygulanırsa ve hikmet için şart olan infak hikmeti verilirse; eşyadan soyunup, ‘say’ ile halis öz akla ulaşılırsa, hikmet verilir. Evrende her şey amaca doğru düzenlenmiştir, sonuca götüren sebepler gerçekleşir. Yaratanını bilen kâmil insana, sıfatların en özeli olan hikmetin verileceği müjdelenir. Allah’ın hikmetinden infak edilmesi için infak hikmetinin verilmesinin cezası, karşılığı, hakkın vücudunun bağışlanmasıdır!

“Konuşabilmeniz, ayetlerimizi okuyup anlayabilmeniz, öğrenip anlatabilmeniz, kitabı ve hikmetini idrak edebilmeniz için kendi cinsinizden bir insanı size resul göndererek sizi andığımız gibi, zikir olunduğunuz gibi veya hatırlandığınız gibi siz de daveti kabul ederek, uyarak, iradenizle itaat ederek, beni zikrediniz. Bana doğru yapacağınız yolculukta, idrakinizin artması ve nimetlerinizin bollanmasıyla, ben de sizi zikredeyim. Bana olan yolculuğunuza muhabbetle devam ediniz ve doğru yolda olduğunuza şükrediniz ki ben de irfanınızı ve muhabbetimi artırayım. Nimetleri alıp da nimetlerin kimden geldiğini bilmemek küfürdür.” (2 Bakara, 151,152)

“Size ef’âl ve sıfat tecellilerinin delilleri zahir olduktan sonra eğer siz,  ilâhi emre teslim makamından düşerseniz, biliniz ki, Allah galiptir. Sizi kahır eder.  Kahretmesi de, hikmet muktezası üzeredir, hikmetinin gereğidir. Çünkü muti olan kimsenin ibret alıp itaatini ziyadeleştirmesi için hikmet-i ilâhiye muhalefet ve münazaa edenlerin, çekiştirenlerin kahrını iktiza eyler, gerektirir. Bu kabil tam olarak teslim olamayan kimseler, ancak, sıfat tecellileri cümlesinden hüviyet sıfatı gölgelerinde Allah’ın ve semavi kuvvetler melekleri suretlerinin tecelli etmesini beklerler. Hâlbuki levhde, levha-i mahfuzda yalnız bunların ihlâk, helak, olunması işi kaza olunmuştur. Bütün işler, ancak Allah’a rücû eder, döner. Bu nedenle, herkes, cezasıyla karşılanır, yani, herkes ve her şey fena ile Allah'a rucû edip döner, Allah’ta fena bulur ve fani olur. Fena bulduktan sonra Allah’ı görmek istemeleri ve görmeleri levhalarında, genlerinde, yazılı değildir.” (2 Bakara, 209, 210)  

            “İnfak, nafaka vermek, ‘benliğini’ vermek, ihlâs ile Allah ile olduğu zaman, dilediğine Hakk’ın sıfatlarıyla sıfatlanması ve Allah'ın hikmetinden infak etmesi için infak hikmetini verir. Ve her kim hikmet verilmişse, tahkik o kimseye çok hayır verilmiştir. Zira hikmet, Allah'ın en hususi sıfatıdır. Hikmetin, eşyanın en şereflisi ve sıfatın en hassı olduğu fikir edilemez, düşünülemez, ancak Allah'ın, hidayet nuruyla nurlandırmasıyla akılları vehim şaibesinden rüsum, resim, şekil ve adetler, nefis hevesleri kabuklarından saf olan, halis öz akıl sahipleri düşünebilir. İmdi, birinci infakın, nafakada ihlâsın cezası, karşılığı, katıyla fazlasının verilmesi; ikinci infakın, Hakkın sıfatıyla sıfatlanarak infakın, cezası sıfat cennetidir; üçüncü infakın, Allah’ın hikmetinden infak etmesi için infak hikmetinin verilmesiyle yapılan infakın, cezası hakkın vücudunun bağışlanmasıdır, aralarında ne derece fark bulunduğu dikkate değer.” (2 Bakara, 269)

“Rabbinin, öğreticinin, eğitimi ve öğretimiyle makul ilimler kitabını, hikmetlerini, batın ve zahir bilgilerini öğrettiği nebiler gönderilmiştir.” (3 Ali İmran,  48) “Âlimdir, ilim sıfatıdır, ilmi başka kimse bilemez, Allah’ta fani olanın kalbi, hakkın vücuduyla mevcut olur. Zira sıfat vücuda tabidir, ilmi de Allah’ın ilmidir.” (4 Nisa, 113) “İsa’ya, Kutsal Ruhu teyit eden ve levha-i mahfuzda sabit olan hakikatler ve bilgiler kitabımı, ahval, koşullar ve ahlak makamlarını, soyunma ve arınmanın ayrıntılarını, Allah’ta sülûk hikmetini, fiiller ve sıfatların tevhidine götüren batın ve zahir ilimlerini öğrettik.” (5 Maide, 110) “Sana hikmeti öğreten ve seni konuşma makamına getiren, «hikmet sahibi Allah ben'im.»”  (27 Neml, 9) “İlmimizle sıfatlanması nedeniyle, Davut’a nazari ve ameli hikmeti verdik.” (38 Sad, 20) “Allah, yüzleşmekten ve muhatap alınmaktan arîdir.” (42 Şura, 51) “Dilemeniz istenmeden, dileyemezsiniz; iradem, iradeniz olur.” (76 İnsan,  30)

 “İnsanlar, ezeldeki fıtratları itibariyle Hak din üzerine ve bir ümmet idiler. Her doğan, fıtrat üzere doğar, her doğan çocuğun bir çocukluk dönemi vardır. Sonra farklı arzular ve nefis sıfatlarının kazanılmasıyla doğası değişir, neşeleri farklılaşır, mekânları ve yaşam koşullarının başkalaşımı nedenleriyle her biri diğerinden ayrılır. Beden ve madde ile perdeli, mahcup olanlar, özel zarar ve menfaat kaygısıyla, ‘sırf diğerinden farklı görüş ve biliş olsun, ayrışma olsun’ diye vahdetten kesrete, birlikten sonsuzluğa, farklılaşırlar. Oysa tekrar Hak din üzerinde ittifaka, kesretten vahdete, sonsuzluktan birliğe, karşıtlıktan muhabbete davet için peygamberler ve kitaplar gönderilmiştir.” (2 Bakara, 213)

‘Allah’ın vücuduyla mevcut, fiilleriyle fail, sıfatlarıyla mevsuf, ilmiyle âlim, hayatıyla hayat sahibiyiz’ deyip fani olduktan ve fena bulduktan sonra, Allah’ın veya semavi meleklerin tecellisini görmek istemek ve görmeyi beklemek; saklı levhada, genlerde, yazılı değildir, böyle bir yazılım yoktur. Bütün var olanlar sonunda Allah'a döndürülür. Tam olarak teslim olup, fena bulup fani olarak dönüş, ilahi emrin ve ilahi hikmetin gereğidir. Hakkın bağışlanmış vücudunda, üflenen ruhun dirilişiyle, bekayı yaşamak, olgunluğu hak eden kâmil insanın hakkıdır. İlk insan Âdeme de nebi olarak verilen, diğer nebilere de verilenler gibi, ‘Tevhit’ ilmidir. Resul ile insanlığın olgunluğu tamamlanmış Hak zahir olmuş, infak hikmeti verilen Resul, hikmete mazhar, göründüğü yer, olmuştur. Hikmete ermek için gerekeni yapmaktan, bir anlamda ‘bal yemek için balı üretmekten’, başka çare yoktur!

Umarım biz de delilleri izleyerek, insanlığın amacına erer, hikmete mazhar olabiliriz!

                                                           Necdet Altınay, 03032022